You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

KURTULUŞ BEYİTLERİ

KURTULUŞ BEYİTLERİ

Acemi Üye
KURTULUŞ BEYİTLERİ
Yaratılışın sebebi nedir bu âleme,
Kâinâta, bilhassa bu âdeme.

Yemek içmek mi bu yaratılıştan merâm?
Böyle birkaç gün için mi bu nizâm?

Yalnız hoşça geçirmek mi zaman?
Yalnız dünya mıdır maksud hemân?
Gerçi lâzımdır bu dünya herkese,
Muhtâc etmesin bizleri namertlere.

Evvelâ Hakk’ı bilmektir elzemi,
Çünkü tevhiddir ilimlerin evveli.

Ey zekî! Hüdâ’yı öyle bilme;
Hakkal’yakîne gel, taklitle yetinme.

Tembel olma! Tembeli sevmez Hüdâ,
Lâkin âhireti bütün etme fedâ.

Rütbe, para, evlat, âile ve mal,
İlim, fazilet, san’at, izzet ve kemâl…

Hepsi neticelerin sebebidir bu hep,
Bu yere sarf etme, ey sâhib-i edep.

O netice irfanı elde etmek,
Ma’rifetle Hakk’ın zâtını birlemek,
Her nefeste Rahmân’ı zikreylemek.

Mevlây-ı Müteâl, kendi zât-ı ilâhiyyesini bilip, ibadet kabiliyetini insanlara ve cinlere ihsan buyurdu ve sair sebepleri onlara hizmetçi ve menfaate sebep olmak üzere yarattı.

Nitekim Şeyh Sâdî (Kaddesallahu Esrarehu) Hazretleri buyurdular ki:

اَبْرْ وَبَادْ وَمَهْ وَخُورْشِيدْ وَفَلَكْ دَرْكَارَنْدْ

“Bulut, rüzgâr, ay, güneş, felek, her şey seferber olmuş, senin eline bir lokma vermek için çalışmaktadır.”


Yani Hüdâ, bunları sana hizmetkâr tayin etmiştir. Tâ ki, sen bu vasıta ile Allah (Celle Celâluhu)’ya ibadet edesin. Senin Allah (Celle Celâluhu)’nun emrini tutmayıp, nefis ve şeytanın peşine gidip, hizmet etmen insaf değildir. Felekleri ve arzı, hayvanâtı ve nebâtâtı sana hizmetçi olarak yaratmıştır. Her biri senin için işe koyulmuşlardır. Bir lokmayı tefekkür et, kaç hizmetçi ile meydana geliyor. Mevlana Ârif buyurmuşlar ki:

–“Herkim ki bütün vakitlerinde nefis ve rahatını arayıp, kendi tedbiri kaygısında olsa, bilfiil Cehennem’dedir. Her kim Rabbine bel bağlayıp, Hak Subhânehu ve Teâlâ’nın takdiri mütalaasında olsa Cennet’tedir.”

Şimdi, bu ilâhi lütfu, yüce manayı nimet bilmeli, yaratıcının emrine boyun eğip, memur olduğun İslâm dininin vazifeleriyle âmil olman gerekir. İman edilecek şeyleri bilip iman ettikten sonra, beş vakit namazın farzlarını ve vaciplerini bilip, Peygamber (Aleyhisselam) Hazretlerinden naklolunduğu vecih üzere yerine getirmeli ve tadil-i erkân üzere edâ etmeli ve bütün işlerin üzerine takdim eylemen lazımdır. Yalnız âdet (haline gelmiş bir şey) gibi, hemen nasıl olursa olsun demeyesin.

Halka dikkat ile (bakarak) ibret al. Kendi amelini ıslaha çalış. İnsanların çoğu, acele edip imamdan evvel yatıp kalkar. Hâlbuki ilâhî emre sarılıp ecir ve sevap ümidiyle kıldığı namazı ifsad ve kerahete vardırmak acaba neden ileri geliyor? Bir kere tefekkür etsek, dünya işinde dikkat(li olunuyor da), ahiret ameli geldiği vakit böyle acele ve gaflet ve kerahetle edâ etmek akıl kârı mı? İnsaf ile bakılsın.

Bir rek’atte birkaç kere kerahet işleniyor. Kıraatten sonra rükû tekbiri başlayacak ve elleri dizlerine koyunca bitecek. Zira rükû tesbih mahallidir. Tekbir ise inerken son bulacak. Rükûdan kalkarken “Semiallahu Limen Hamideh” demeye başlayıp, ellerini yanına koyunca son bulacak. Orada (sonrasında) “Rabbena Leke-l’Hamd” denir. Kavmede iken secde tekbirini alıp, secdeye başı değdiğinde son bulacak. Eğer secdeye baş koyduktan sonra son verirse mekruh olur. Zira secde tesbih mahallidir, tekbir yeri değildir.

Bir rükunda iki kerahet oluyor. Biri tekbir mahallinde kısa tutup tekbir getirmemek, ikincisi tesbih mahalline kadar tekbiri uzatmak. Zira tekbirleri yerinde getirmek sünnettir. Sünnete muhalefetten (de) kerahet zuhur eder.

Namazda sünnet olan; kıyamda sağ elini sol bileği üzerine, baş parmağı ile küçük parmağını halka edip, göbeği ile kuşağı altına koymak, rükuda parmaklarını açıp dizlerini tutmak, secdeye vardığında ayaklarının parmaklarını kıbleden çevirmemek, iki secde arasında oturduğunda sol ayağı üzerine oturup sağ ayağının parmaklarını kıbleye doğru olduğu halde dikmek, yere yatırmamak, sağ ayağının baş parmağını kıbleden döndürmeyip tırnağı üzerine dahi getirmemektir. Secdede iken iki ayağını birden yerden keserse, namaza eksiklik verir. Belki bozar diyenler var.

صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِى اُصَلِّى

“Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız öyle kılınız”


hadis-i şerifine sarılarak, mümkün mertebe namazı şeriate uygun şekilde tatbike çalışmalı. Zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

–“Ey ümmet-i ashabım! Sizler namazı, beni nasıl kılıyor gördünüz, öylece eda edin” buyurmuştur.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلّٰى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَدَخَلَ رَجُلٌ فَصَلّٰى فَسَلَّمَ عَلَى النَّبِيِّ صَلّٰى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَرَدَّ وَقَالَ ارْجِعْ فَصَلِّ فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ فَرَجَعَ يُصَلِّي كَمَا صَلّٰى ثُمَّ جَاءَ فَسَلَّمَ عَلَى النَّبِيِّ صَلّٰى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ ارْجِعْ فَصَلِّ فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ ثَلَاثًا فَقَالَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أُحْسِنُ غَيْرَهُ فَعَلِّمْنِي فَقَالَ إِذَا قُمْتَ إِلٰى الصَّلَاةِ فَكَبِّرْ ثُمَّ اقْرَأْ مَا تَيَسَّرَ مَعَكَ مِنْ الْقُرْآنِ ثُمَّ ارْكَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ رَاكِعًا ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَعْدِلَ قَائِمًا ثُمَّ اسْجُدْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ سَاجِدًا ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ جَالِسًا وَافْعَلْ ذَلِكَ فِي صَلَاتِكَ كُلِّهَا

Ve bir bedevi, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzurunda acele ile, tadil-i erkan olmaksızın namaz kıldı. Nebi (Aleyhisselam) üç defa onu geriye çevirdi:

اِرْجِعْ فَصَلِّ فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ


Yani, “mekânına dön ve namazını iade eyle, zira namazını kılmadın” buyurdular. Üç defa yine “mekânına dön, namazını iade eyle” emirleri vuku bulunca, bedevi kıldıklarından daha güzel kılamayacağını itiraf edip, kemal üzerine namaz kılmayı öğretmesini isteyince Rasulullah (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) Hazretleri buyurdu ki:

–“Namaz kılmayı murad eylediğinde, iftitah tekbiri alıp sonra Kur’an’dan ezberinde bulunandan kolay olanı oku. Sonra rüku eyle. Uzuvların mutmain olunca, yani; hareketinden kesildikten sonra rükudan kalk. Kavmen, yani boyun düz olduktan sonra secde eyle. Secdende mutmainlik ve sükunet hasıl olunca secdeden kalk. Kalkınca bu zikrolunan kıyam, kıraat, rüku, kavme ve secde ve celseyi öğretildiği şekil üzere namazının bütününde işle” buyurmuşlardır.

Secdelerde, kavmede, celsede âzâyı sakin kılmaktan ibaret olan tadil-i erkân, İmam-ı Yusuf’a göre farzdır. İmam-ı Âzam ve İmam-ı Muhammed’e göre, bir rivayette vacip, bir rivayette sünnettir.

Demek ki; rükudan kalkınca bir kere “Subhanallah” diyecek kadar durmak, secdeden kalkınca iki secde arasında bir kere “Subhanallah” diyecek kadar durmak lazım oldu.

Eğer sehven (yanılarak) terk ederse İmameyn’e göre sehiv secdesi vacip, İmam-ı Ebu Yusuf’a göre namaz fasid olur. Her halde buna dikkat lazım ki, namaz boşa gitmesin. İmanın kemali farz amellerdir. Hadiste:

لَا اِيمَانَ بِدُونَ الْاَعْمَالِ


“Amelsiz (kâmil manada) iman yoktur”


diye varid olmuştur. Yani farz amelsiz, sade iman Cennete dâhil etse de, kemal ve tamam olması amelin katılması iledir. Bütün farz amellerin aslı ve dinin direği, beş vakitte mükellef üzerine edâsı farz olan namazdır. Bu namaz, her ibadeti kendinde toplamıştır. Zikir ve kıraat, tesbih ve tehlil, tekbir, belki yedi kat semâvâtta olan meleklerin hepsinin ibadetlerini toplamıştır.

Mi’rac-ı Şerif’te Peygamberimiz (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) görüp arzu ettiğinden, Allah-u Teâlâ kullarına habîbi Muhammed (Aleyhisselam) vasıtasıyla göndermiş olduğu bütün ibadetleri toplamıştır. Şeriatın aslı ve dinin direği mesabesinde vaki olmuş bir haberdir. Bu ümmet-i merhumenin ibadetleri, bu yönüyle, geçmiş ümmetler üzerine faziletli ve üstün olduğuna dalalet eden delildir.

Allah-u Teâlâ buyurdu ki:

اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ ۩
( هٰذَا تَمْثِيلٌ لِإِرْصَادِهِ تَعَالٰى بِالْعُصَاةِ )


“Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.”


Bu, Hakk Teâlâ’nın âsileri gözetlediğinin temsilidir. Yani, yol üzerinde olup gelen yolcuları gözetlemek. Bu ayet-i celile, Cenab-ı Hakk’ın âsileri gözetleyici ve hâzır olduğuna bir temsildir. Manası:

“Muhakkak ki Rabbin Teâlâ, âsi ve zalimlerin cezalarını gözetleyicidir. Ameller ve ibadetler Allah’ın ilminde gizli kalmaz” veyahut “Rabbinin melekleri sırat üzerinde gözetleyici ve hazırlardır” demektir.

Bu ayetin tefsirinde beyan buyurmuşlar ki, Cehennem köprüsü üzerinde yedi yerde sual olunur:

Evveli imandan(dır). Eğer imanı riya ve nifaktan salim ise kurtulur. Eğer salim değilse cehennem ateşine düştü.

İkincisi namazdan. Eğer namazın rükû ve secdesini tam yaparak doğru vaktinde edâ eyledi ise kurtulur.
Eğer namazı doğru kılmadı ise cehennem ateşine düştü.
Üçüncüsü zekâttan, dördüncüsü oruçtan, beşincisi Hacc ve Umre’den, altıncı abdest, gusül ve cenabetlikten yıkanmaktan, yedincisi de ana-babaya iyilik yapmaktan, yani ana-babaya itaat ve hukukuna riayetten sualdir.

Eğer bunlardan kurtulup çıkarsa, o adama denir ki: “Haydi Cennet’e!” Eğer bu suallere cevap veremez ise Cehennem’e düşer. Eğer imandan sonra namazın cevabını verirse, öbürleri kolay olur.

وَجِيئَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ ... ۩

“O gün Cehennem getirilir…”


Ve cehennem’e yetmiş bin yular vurulur. Yetmiş bin melek çekerek, hışım ve gazapla arasata götürülür. O günde insan günahını yâd edip pişman olur. Lakin o vakitteki pişmanlık ve gafletten uyanma, nasihat kabul edip, vaazlanma, nasihat almak neye yarar? Dünyada iken tefekkür edesin ki, tedarikli olasın.

[Ömer Işıktekin, Dini Muhafaza Etmede Fıkhın Önemi - Muhibbu-l'Fıkh: s.33]
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.