You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kuran Hidayet ve Saadet Kitabıdır

Kuran Hidayet ve Saadet Kitabıdır

Kıdemli Üye
Kuran Hidayet ve Saadet Kitabıdır
Kur’an Hidayet Ve Saadet Kitabıdır

Kur’an-ı Kerim, insan için hidayet ve saadet kitabıdır. İnsan, dünya ve ahiret hayatlı bir varlık olduğundan dolayı Kur’an-ı Kerim, insan hayatının her iki boyutunu güvenceye alır ve iyileştirir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:“Hâ mîm. Rahman ve rahîmden indirilmiştir.”
Ayetteki “Rahman” vasfı, yüce Allah’ın dünya hayatında mümin ve kafirleri kapsayan genel rahmetine ve “Rahim” vasfı ise, kıyamette sadece imanlı kullara nasip olacak özel rahmetine işaret etmektedir. Bu kısa açıklamanın sonucu şudur: Kur’an-ı Kerim, insanların dünya ve ahiret hayatını ıslah eder. Çünkü insanı mutlu kılacak her neden ve etken Kur’an-ı Kerim’de anılmıştır. Kur’an-ı Kerim, bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:
“Her ümmete, kendi cinsinden bir tanık getireceğiz ve seni de bunlara tanık tutacağız ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara hidâyet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.”
Yaratılış, mead, vahiy, peygamberlik, nefsi arındırma, eğitim. gibi konular Kur’an-ı Kerim’de hem çok açık olarak işlenmiş/açıklanmış ve hem de bu tür konularda insanın yarar ve mutluluğu beyan edilmiştir. Hadislerden anlaşıldığı kadarıyla bilim dallarının çoğu Kur’an’dan çıkarsanmıştır ve bu çıkarsamayı gerçekleştirenler ise, ancak Kur’an’ın indiği insanlardır.
İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Ben, Resulullah’ın (s.a.a) çocuğuyum. Ben, Allah’ın kitabını en iyi bilen kimseyim. Kur’an’da ilk yaratılış anlatılır. Kıyamet gününe kadar olacaklar da açıklanır. Göklerin ve yerin haberi onda yer alır, cennet ve cehennemin haberi de. Bu güne kadar olanların, olacakların haberlerini vermektedir. Kur’an’ı avucumun içi gibi bilirim. Şüphesiz ki Allah şöyle buyurmuştur: Onda her şeyin açıklaması vardır.”
İmam Cafer-i Sadık (a.s) bir diğer hadisinde şöyle buyurmaktadır
“İki insanın, ihtilafa düştüğü hiçbir konu yoktur ki, onun ‘aslı’ yüce Allah’ın kitabında olmasın. Ancak sıradan insanların akılları buna ermez.”
Yine İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kuşkusuz ki ben, göklerde ve yerde olanı bilirim; cennette olanı bilirm; cehennemde olanı bilirim; olanı ve olacağı bilirim.” İmam daha sonra biraz durakladı ve bu sözün, dinleyici için ağır olduğunu gördü ve şöyle devam etti: “Bunların tümünü Kur’an’dan öğrendim. Şüphesiz ki Allah şöyle buyurmuştur: Onda her şeyin açıklaması vardır.”
Evrenin yaratıcısı yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’i hidayet kitabı olarak tanıtıp şöyle buyurmaktadır:
“Ey kitap ehli, kitapta olduğu halde gizlediklerinizin çoğunu apaçık size bildiren, çoğunu da affedip yüzünüze vurmayan Peygamberimiz gelmiştir size; Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir size. Allah, kendi rızasına uyanları, onunla esenlik yollarına götürür ve dileğiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola sevk eder.”
Şanı yüce Allah bir diğer ayette de şöyle buyurmaktadır.
“Şüphe yok ki bu Kur’ân, insanları en doğru bir yola sevk eder ve iyi işlerde bulunan inanmış kimselere, gerçekten de büyük bir mükâfâta nâil olacaklarını müjdeler.
Hidayet iki kısımdır: Teşriî hidayet ve tekvinî hidaye
Teşriî hidayet: Yolu göstermek, kılavuzluk etmek, helalı/haramı ve farzı/yasağı. açıklamak anlamı taşımaktadır.
Tekvinî hidayet: Eksik ve nakıs varlığı, kendine yakışır olgunluğa ulaştırmaktan ibaret olup, hidayetin bu türüne “maksada ulaştırmak” da denmektedir.

Kur’an-ı Kerim, saadeti temin eden hüküm ve etkenleri beyan ederek teşriî anlamda her kesi hidayet etmiştir.

Yüce Allah’ın tekvinî hidayeti ise, teşriî hidayetten faydalanan insanlara verilen özel bir mükâfattır.
Yüce Allah, teşriî hidayetin her kes hakkında geçerli olduğunu şöyle beyan buyurmaktadır:
“Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla bâtılı ayırt eden Kur’ân, bu ayda indirildi. Sizden kim, bu aya erişirse orucunu tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan, hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.”
Yüce Allah bir başka ayet şöyle buyurmaktadır:
“Elif lâm râ. Bir kitaptır bu ki insanları karanlıklardan nûra çıkarman, Rablerinin izniyle üstün ve gerçekten de hamde lâyık olan Tanrı yoluna götürmen için onu sana indirdik.”
Kur’an-ı Kerim, tekvinî hidayetin Müslümanlara, müminlere ve takva ehline özgü olduğunu da şöyle buyurmaktadır
“Her ümmete, kendi cinsinden bir tanık getireceğiz ve seni de bunlara tanık tutacağız ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara hidâyet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.”
Bir başka ayet şöyle buyurmakta:
“Şüphe yok ki bu Kur’ân, İsrâil-oğullarına, ihtilâfa düştükleri birçok şeyleri anlatmadadır. Ve şüphe yok ki Kur'ân, elbette hidâyettir ve rahmettir inananlara.”
Yine bu bağlamdaki bir diğer ayet şöyledir.
“Elif lâm mîm. Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Tokvâ sahiplerine yol göstericidir.”
Yüce Allah, tekvinî hidayeti, teşriî hidayet için ödül ve mükâfat kıldığını da şöyle beyan buyurmaktadır:
“Hiçbir felâket, Allah'ın izni olmadıkça gelip çatmaz ve kim inanırsa Allah'a, o da, onun gönlüne doğru yolu ilhâm eder ve Allah, her şeyi bilir.”
Yine bu husustaki bir ayet şöyledir:
“Ve doğru yolu bulanlara gelince: Onların hidayetini arttırmaktadır ve onlara, korunma duygusu vermektedir.
Konuya ışık tutan bir diğer ayet de şöyle buyurmaktadır:
“Onların ahvâlini gerçek olarak sana haber veriyor, hikâye ediyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine inanmışlardı ve biz de hidâyetlerini arttırmıştık onların.”
Kur’an-ı Kerim, teşriî hidayetten kendilerini mahrum eden ve bununla bağlantılı olarak da Kur’an’ın sunduğu tekvinî hidayetten nasip alamayan ve böylece mutluluk ve olgunluğa ulaşamayan fasıklar hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Şüphe yok ki Allah, sivrisineği de örnek getirmekten çekinmez, ondan üstün olanları da. İnananlar bilirler ki bu örnek, yerindedir ve Rablerindendir. Fakat inanmayanlar, Allah bu örnekle ne demek istiyor ki derler. O, bununla çoklarını şaşırtıp azdırır, çoklarını da doğru yola getirir. Azdırıp şaşırttıkları, ancak kötü işler yapanlardır.”


Niceleri Kur’an ile yoldan çıktı
Bu halatla bir kavim kuyuya düştü
Bu halatın ne suçu var ey inatçı?!
Senin yükselme isteğin yoktu
İşte böyle nice kavimler onunla sapıttı
Agâh gönül de onunla hidayet buldu
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: Kuran Hidayet ve Saadet Kitabıdır
KUR'ÂN VE DÜŞÜNME


1-Düşünme İlkesi

Kur'ân-ı Kerim'in temel öğretilerinden biri düşünmeye davetidir; yaratılış sırlarını anlayabilmek için Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında düşünmek, sorumluluklarını doğru olarak yerine getirmek için insanın kendi hal ve amelleri hakkında düşünmesi, insan topluluklarının yaşamı bağlamındaki ilâhî yasaları tanımak ve anlamak için geçmiş milletlerin tarih ve yaşantıları hakkında düşünmek.

Yüzeysel ve dağınık olarak düşünmek kolay bir iştir, ancak bunun bir yarar ve ürünü olmayacaktır. Dakik araştırmalara, deneylere ve hesaplamalara dayalı olarak bilimsel düşünüş veya en azından düşünürlerin fikrî eserlerini tam bir dikkatle incelemek ise zor bir iştir, fakat çok faydalıdır ve insanın ruhu için çok önemli, çok büyük bir sermayedir.

İslâm dini, bir yanda temel rükün ve alt yapı olarak tevhidi seçmiştir. Tevhit, insan beynine ulaşmış en üstün, en yüce ve aynı zamanda da çok dikkat ve incelik gerektiren bir düşüncedir. Öte yandan da bu dinin temel inançları ve özellikle de bütün inançların temeli olan tevhit inancı hususunda taklit etmeyi reddetmiş ve araştırmayı gerekli kılmıştır. Öyleyse bu din; düşünmeyi, akletmeyi, araştırmayı ve incelemeyi farz kılmalı ve ayetlerinin önemli bir bölümünü bu konuya tahsis etmelidir. Gerçek şu ki İslâm dini tam da bunu yapmıştır.

Kur'ân-ı Kerim, düşünmenin konu ve niteliğini mutlak ve muğlâk bırakmamıştır; hangi konular üzerinde düşünülmesi gerektiğine genel olarak dikkat çekmiştir. Mesela Bakara Suresi'nin 164. ayetinde araştırma yapılması için bazı konular belirlenmiş ve insanların ciddiyetle ve azimle bu konular hakkında düşünmeleri istenmiştir.

Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde...

Ayetin bu bölümünde gökler ve yeryüzü hakkında, gece ve gündüz hakkında araştırma yapılması istenmiştir. Bu araştırma sonucunda yıldızların, saman yollarının... düzeni öğrenilecektir; yeryüzü, tabakaları, özellikleri hakkında bilgiler edinilecektir; her yirmi dört saatte yeryüzünün güneşe oranla durumunun tamamen değişmesine, gece ve gündüzün ortaya çıkmasına neden olan etken tanınacaktır. Bu konular etrafında araştırma yapmakla astronomi ve jeoloji bilimleri elde edilir.

İnsanlara fayda vermek üzere denizde yürüyüp giden gemide...
İnsan, deniz suyu üzerinde hareket eden gemilerden faydalanır, yolculuk yapar, ilim ve marifetini arttırır, bu yolla ticaret yapar ve kendisine verilen bu yetenekten yararlanır. Deniz, gemi, geminin batmaması, bu yolla insanın faydalanması... İşte bunların tümü belli bir ölçü, hesap, yasa ve düzen üzere işler. İnsan, ancak bu alanlarda araştırma yapmakla onları öğrenir.

Allah'ın, gökten yağmur yağdırarak yeryüzünü, ölümünden sonra diriltmesinde...

Yüce Allah gökten yere yağmur indirir ve onunla ölü toprağı diriltir. Bu yağmurda binlerce sır gizlidir. Ancak düşünen, araştırma yapan ve düşünce gücünü bu yolda kullanan insanlar bu sırlardan haberdar olurlar; atmosfer, atmosfer cisimlerin, yağmurun özelliklerini ve bitkiler hakkında bilgi sahibi olurlar.

Yelleri dilediği gibi estirip değiştirmesinde, gökle yer arasında emrine münkad olan bulutta...

Rüzgârların esmesinde, bulutların gökle yer arasında hareket etmesinde yüce Allah'ın yaratıcılık ve hikmetinden ayetler vardır. Ancak akıl sahipleri, düşünenler ve araştırma yapanlar bu ayet ve nişanelerden faydalanırlar.

Düşünün ki hiç görmediğiniz biri bir kitap yazmış ve size bir mektup göndererek, "Beni tam anlamıyla tanımak istiyorsanız benim kitabımı ve özellikle de falanca bölümlerini dikkatlice araştırın." demiştir. Açıktır ki bu durumda sözü edilen kitabı ve özellikle de belirlenmiş bölümlerini dikkatle, bir üstattan yardım alarak, lügat kitaplarına müracaat ederek, kitabın yazıldığı dili öğrenerek kitabı okur ve görmediğimiz yazarı bu yolla tanırız. Yine açıktır ki kitabın ön ve arka cildine bakarak yazarı tanıyamayacağız.

Geometri, astronomi, jeoloji, biyoloji, ruh bilimi, meteoroloji uzmanlarının elde ettiği bilimler alanında dakik bilimsel araştırmadan yoksun olarak ve yüzeysel bir biçimde varlık âlemlerini incelemek, bir kitabın ön ve arka kapağını incelemek gibi bir şeydir ve insanın bir şeyler anlayabilmesi için yeterli değildir. Gerçekte düşünme, insanın kafasındaki bilgi birikimlerini analiz etmektir. Düşünme, önce insan zihninde oluşan kazanımlarda gezinti yapmaktır. Bu, insanın suda bir taraftan bir diğer tarafa yüzmesi gibi bir iştir. Bu da demektir ki insan, düşünce işini gerçekleştirebilmek için öncelikle bir birikime sahip olmalıdır. Bu, insanın yüzebilmek için öncelikle suya ihtiyaç duymasına benzer.

Bir çiçeğin kök, gövde, yaprak, beslenme, soluma, büyüme, gelişme, üreme... gibi özelliklerini bilen bir insan o çiçek hakkında düşünebilir ve onda kullanılan kudret, hikmet, ilim, tedbir ve ölçüyü anlayabilir. Çiçeğin bir tek hacmini ve şeklini gören, ancak yaratılış sırlarından hiçbir şey bilmeyen bir insan, bu çiçeğin âleme hüküm süren tedbir ve takdir ile bağlantısını anlamaya kadir olamayacaktır.

Düşünmenin sermayesi bilgidir. Uzmanlar şöyle demişlerdir: Bir şeyi emretmek, onun mukaddimesini de emretmektir. O hâlde bilgi ve birikim olmaksızın düşünme gerçekleşmeyeceğine göre, düşünme hakkındaki emir, aynı zamanda düşünmenin sermayesi olan varlıklar hakkında doğru bilgi edinme hakkında da geçerlidir. Anlatmak istediğim şudur: Kur'ân-ı Kerim, insanları düşünmeye teşvik etmekle kalmamış, düşünmenin konu ve alanını da bu ve diğer birçok ayette belirlemiştir.
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: Kuran Hidayet ve Saadet Kitabıdır
2-Müslümanların İslâmî Düşünceden Uzaklaşması

Esefle belirtmek gerekir ki İslâm tarihinde gerçekleşen bazı olaylar sonucunda Müslümanlar, kutsal kitapları Kur'ân'ın buyurduğunun tam aksi yönünde hareket ettiler. Kur'anî öğretilerin ruhuna vakıf olan az bir grup ise hangi konu ve alanlarda düşünmeleri gerektiğini bildiklerinden dolayı sorumluluklarının gereği yönünde hareket ettiler. İşte bu grup, bugün Müslümanların ve hatta insanlığın iftiharlarındandır. Ancak Müslümanların büyük çoğunluğu Kur'ân-ı Kerim'in belirlediği yönden sapmış ve Kur'anî teşvikin olmadığı ve hatta abes, anlamsız ve faydasız olduğu gerekçesiyle Kur'ân tarafından yasaklanan konularda araştırma ve tartışmaya girişmişlerdi. Oysaki Kur'ân'a iman eden bir insan, bilimsel veya dinî şeklinde olsa bile abes, sonuçsuz ve faydasız tartışmalardan sakınmalıdır. Kur'ân-ı Kerim, müminin özelliklerinden birini şöyle açıklamıştır:
Ve öyle kişilerdir onlar ki boş şeylerden yüz çevirirler.

3-Kelamî Tartışmalar

Kelam âlimlerinin kitaplarını ve -asırlarca düşünceleri meşgul etmiş, uğrunda servetler harcanmış ve beyin güçleri heder edilmiş- tartışma konularını inceleyen ve onları Kur'ân ile karşılaştıran kimse, bu konuların Kur'ân tarafından düşünülmesi teşvik edilen konularla hiçbir uygunluğunun olmadığını ve hatta hiçbir ilişkisinin olmadığını görecektir. İnsanlar, bu temelsiz ve boş uğraşlar uğrunda yıllarını heder etmiş ve Kur'ân-ı Kerim'in düşünülmesini istediği konular ise ilgisizlik kurbanı olmuştur.

Nitekim bazı insanlar, bu yükü omuzlamış ve bu dünyada alınları açık ve başları dik olmuştur. Olanca esef ve eziklik içinde semavî kitabımızın teşvik ettiği dersleri bu yüce insanlardan öğrenmeliyiz.

Önceden de değindiğim gibi insan, bu âlemin varlıkları hakkında ne kadar çok dikkat ederse, âlemin parçaları ve azaları arasında bir düzen, bir birliktelik ve bir uyum görecektir; her varlık ve her zerrenin bir güç ve bir hareketi olmakla birlikte kendi başına bırakılmadığını, diğer varlıklarla uyum ve bağlantı halinde olduğunu, bu bütün içinde her zerrenin bir hedef ve görevi olduğunu anlayacaktır. Bu bakımdan bütün âlem bir tek hükmündedir.

4-Kur'ân'da Yaratıcının Varlığı ve Birliği

Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın varlık ve birliğinin delili birdir; Allah'ın varlığını kanıtlayan delil, aynen birliğini de kanıtlamaktadır. Genel olarak filozoflar, Allah'ın ispat ve tevhit konularını birbirinden ayrı olarak işlemiş ve kelam âlimleri de bu hususta filozoflara uymuştur. Fakat Kur'ân-ı Kerim'de durum böyle değildir. Kur'ân-ı Kerim bir yerde yaratıcının, vacibu'l-vücudun, kendi varlığıyla var olan ve varlığı başka bir varlığa dayanmayan zatın varlığını bir delille kanıtlarken başka bir yerde de yaratıcının, vacibu'l-vücudun ve kendi varlığıyla var olan zatın "bir" olduğunu başka bir delille kanıtlamış değildir. Bu, çok ilginç bir noktadır. Kur'ân mantığında Allah öyle bir şekilde tanıtılmıştır ki onun için sayı ve ikinci varsayılamaz. Kur'ân'ın bazı ayetlerinde bu gerçeğe işaret edilmiştir. Müminler Emiri Ali (a.s), Nehcü'l-Belâğa'da bu noktayı tamamen açıklamıştır. Bu, Kur'ân'ın mucize olduğunu açıkça gösteren Kur'anî büyük öğretilerden biridir. İmam Ali (a.s) bu mucizeyi açıklamıştır ve bu mucizeyi açıklamanın kendisi de bir başka mucizedir.

Müminler Emiri Ali'ye (a.s) sordular: "Sizin yanınızda vahiyden bir şey var mıdır (yani size vahiy geliyor mu)?"

İmam Ali (a.s), bu soruyu şöyle cevapladı:

Hayır, andolsun tohumu yarana ve canlıyı yaratana. Allah, sadece kitabı Kur'ân'ı anlama (yeteneği) bahşetmiştir kuluna.

İmam Ali (a.s) bu cümlede, kutsî vücudundan gelen ulvî öğretilerin Kur'ân'ı ve anlamını anlamaya dayandığını buyurmaktadır.

Yaratılışta öyle bir düzen vardır ki, varlıklar arasında uyum görülmektedir ve âlemin öğeleri bütünü bir tek gövde oluşturmuştur. Bir bütünün parçaları arasında uyum ve birliğin olması da, olmaması da mümkündür. Bunu bir örnekle açıklayacağım:

Koyun sürüsü bir bütündür, bu bütünü oluşturan öğeler arasında bağlılık ve uyum yoktur; koyunların her biri kendi başına kendisi için yol yürür, kendisi için ot yer, kendisi için yatar ve bir bütün olarak tek bir yapı oluşturmazlar. Koyunlar arasındaki uyum, çobanın onları hareket ettireceği kadardır.

Ancak her koyunun beden yapısı milyonlarca ve milyarlarca canlı hücreden oluşmuştur. Bu hücrelerin bir kısmı, koyunun deri dokusunu oluşturmuş ve diğer azaları güvenlik sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Hücrelerin bir kısmı adale yapısını, bir kısmı kalp yapısını, bir kısmı göz yapısını... Bütün hücreler farklı işler yapmakla birlikte, kendi varlık aşamasında değişik bir sorumluluk ve amacı takip etmekle birlikte, hiçbir grup diğer grupların varlığından haberdar olmamakla birlikte (kan hücresi, et hücresinin varlığından haberdar değildir; et hücresi, sinir ve deri hücresinin varlığından haberdar değildir) hiçbiri bir bütünün idare ve hizmetinde olduğundan habersizdir. O tek bütün ise bir koyundur ve onun bir ruhu ve bir hayatı vardır. O tek koyun bütününün daha tümel bir hedefi vardır ve hücrelerin her grubunun hedefi, daha kapsamlı ve daha genel hedefin bir öğesi, bir basamağı ve bir aracıdır.

Takvalılar önderi İmam Ali (a.s), mübarek Ramazan ayının on dokuzuncu gecesinde vuruldu. Bu münasebetle bu akşamki konuşmamı, İmam Ali (a.s) hakkındaki birkaç cümle ile bitireceğim.

Yüce Allah Resulü (a.s), Müminler Emiri Ali'nin (a.s) katiline "sonra gelenlerin en katı kalplisi" lakabını vermişti. Yüce Allah Resulü (s.a.a) belli bir amaçla bu lakabı vermişti. İmam Ali'nin (a.s) şehit edilmesiyle İslâm dünyasına telafi edilemez büyük bir darbe inmişti. Büyük insanların varlığı her zaman için faydalıdır, ancak bazen sosyal açıdan çok özel bir konumda olduklarından dolayı o dönemdeki varlıkları daha hayatî bir boyut alır.

Bir sosyal şahsiyet, bazen öyle bir konumdadır ki büyük bir milletin kaderini elinde bulundurur ve bazen öyle özel anlar ortaya çıkar ki o anlarda onun yok olması, bir kişinin yok olması değildir; hakkın, bir sistemin ve bir yolun yok olmasıdır.

İmam Ali (a.s) hayatta iken şöyle buyurmuştu:

Ben hayatta olduğum sürece insanlar iki safta hac yaparlar,fakat ben öldükten sonra tek safta hac edeceklerdir.

İmam Ali'nin (a.s) şehit edilmesinden sonra da böyle oldu ve tek saf oluşturuldu.

İşte bu nedenle İmam Ali'nin (a.s) şehit edilmesi, Allah katındaki kutsîlik ve yücelik makamı bir yana, Müslüman halk için etkisi ebediyen tarihte kalacak büyük bir kayıp oldu.

Abdurrahman b. Mülcem Haricîlerden idi; hem İmam Ali'yi (a.s) ve hem de Muaviye'yi tekfir edenlerdendi. Haricîler, hem İmam Ali'yi (a.s) ve hem de Muaviye'yi, Amr b. As ile birlikte öldürmek istiyorlardı. Üç kişi Mekke'de bir araya gelerek İmam Ali'yi (a.s), Muaviye'yi ve Amr b. As'ı aynı gecede öldürmeye karar verdiler. Bu üç kişiden biri Abdurrahman b. Mülcem-i Muradî idi. Amr b. As'ı öldürmekle görevli olan kişi, mescide gidip onu beklemeye koyuldu. Fakat o gece Amr b. As mescide gelmemiş ve yerine Harice (Mısır kadısı) adında birini göndermişti. Harice namaza durmuş ve tanınmadan öldürülmüştü. Muaviye'yi öldürmekle görevlendirilen kişi, darbesini indirmiş fakat öldürememişti. Sadece Abdurrahman b. Mülcem amacına ulaşmıştı.

İmam Ali'nin (a.s) şehit edilmesinin doğal sonucu, çok tehlikeli bir grubun yönetimi ele alması olmuştu. İslâm tarihi böylesini hiç görmemişti. Gerçekten çok hassas bir dönemdi. Ne İmam Ali'nin (a.s) muhalifleriyle mücadelesi ve ne de öldürülmesi, bir kişinin mücadelesi ve öldürülmesi değildi. Gerçekte bu mücadele ve bu savaş, inanç ve yol savaşıydı; yordam ve yöntem savaşıydı; peygamberlerin ve evliyaların yönetim tarzı ile firavunların ve zalimlerin yönetim tarzının savaşıydı; tevhit ile şirk savaşıydı ve adalet ile zulüm savaşıydı. Bu nedenle de İmam Ali'nin (a.s) defnedilmesiyle birlikte birçok şeyler de defnedilmişti.
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: Kuran Hidayet ve Saadet Kitabıdır

1. "Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kur'an-ı Azim'i verdik."[1]

2. "Kur'an'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?" [2]

3. Resulullah (s.a.a): "İşler karanlık gece parçaları gibi sizlere karmaşık ve belirsiz hale gelirse Kur'an'a yöneliniz. Şüphesiz Kur'an şefaati kabul edilmiş bir şefaatçi ve şikayeti kabul edilen bir şikayetçidir. Her kim onu önünde tutarsa Kur'an onu cennete çeker. Her kim de Kur'an'ı arkasına atarsa Kur'an onu cehenneme sürükler."[3]

4. Resulullah (s.a.a), kendisine, "Çok geçmeden ümmetin fitneye düşecek" denildiğinde ve "Bundan kurtuluş yolu nedir?" diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "Allah'ın değerli kitabıdır. Bu kitaba batıl, ne önden ve ne arkadan yaklaşabilir. Övülmüş hikmet sahibi biri tarafından nazil olmuştur. Herkim ilmi Kur'an dışında bir yerde ararsa, Allah onu saptırır."[4]

5. Resulullah (s.a.a): "Kur'an'dan ayrılmayınız. Kur'an'ı imam ve önder edininiz."[5]

6. Resulullah (s.a.a): "Kur'an'ın diğer sözlere üstünlüğü, Allah'ın diğer yaratıklarına üstünlüğü gibidir."[6]

7. İmam Ali (a.s): "Allah, kudretini göstererek onlar görmeksizin kitabında tecelli etti."[7]

8. İmam Ali (a.s): "Allah için, Allah için Kur'an'a uyun; onunla amel etmek hususunda başkası sizden önde olmasın."[8]

9. İmam Ali (a.s): "Allah Tebarek ve Teala'nın kitabını öğreniniz. O sözlerin en güzeli ve öğütlerin en etkilisidir. Kur'an'ı derin anlayınız. Zira o kalplerin baharıdır. Kur'an'ın nurundan şifa dileyiniz. Zira Kur'an göğüslerdeki hastalıklara şifa verendir. Kur'an'ı güzel tilavet ediniz. Zira ki Kur'an kıssaların (ibretli öykülerin) en güzelidir."[9]

10. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s): "Eğer alemin doğu ve batısındaki bütün insanlar ölseler Kur'an yanımda olduktan sonra, asla yalnızlık ve dehşete kapılmam."[10]


[1] Hicr, 87
[2] Kamer, 17
[3] Nevadir'ur-Ravendi, 21 ve 22
[4] Tefsir'ul-Ayyaşi, 1 / 6 / 11
[5] Kenz'ul Ummal, 4029
[6] el-Bihar, 92 / 19 / 18
[7] Nehc'ul-Belağa, 147. hutbe
[8] a.g.e, 47. mektup
[9] Tuhef'ul Ukul, 150
[10] el-Kafi, 2 / 602 / 13
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.