You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kuran'daki Yüksek Hikmetli Denge...

Kuran'daki Yüksek Hikmetli Denge...

Üye
Kuran'daki Yüksek Hikmetli Denge...


Esselâmu aleykum..............B i s m i l l â h i r r a h m a n i r r a h i m


Konu : Kuran’daki Yüksek Hikmetli Denge…

Yaklaşık on beş asır önce henüz uzay bilimleri ve diğer teknolojik imkânların olmadığı yani makine, alet, teleskoplar, uzay istasyonları, uydu alıcıları ve vericileri, haberleşme cihazları, astronomi bilimleri, araştırma laboratuarları, mikroskoplar ve daha sayamayacağımız bir çok araç ve gerecin olmadığı bir cahiliye devri yaşanıyordu.
Yüce Rabbimiz tarafından Hz. Peygamber Efendimiz Muhammed s.a.v.’e indirilen Kur’an kerim; yukarıda sayılan bilim adına kazanılmış hususların tamamını, hatta daha fazlasını içerdiği gibi dünyadaki yaşantımıza, gelecekteki teknolojiye ve kıyamete kadar da insanlığa ışık tutmak için indirilmiştir.

Bundan dolayı biz yüzyıllar boyunca Kuranı kerimdeki yüksek hikmetli dengeye hiç erişemedik, bu günkü bilgimiz yine yetmiyor. Yani insanoğlunun şimdi ve ileride ulaşacağı medeniyetler Kuranı Kerimi hiç aşamayacaktır.

Ancak yüce Yaradanımız Kura’nı Kerimin Korunmasını diğer kitaplarda olduğu gibi insanlara bırakmamış, kendisi koruması altına almıştır. Yaklaşık on beş asırdan bu yana, türlü görüşlere sahip insanlar, kendi çıkarlarına göre ve tüm çabalara rağmen ne değiştirebildiler ne de yönlendirebildiler.

“Kura’nı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.”
(Hicir sûresi 9. âyet)

İşin ilginç olan yönü ; Kura’nı Kerimde ki tüm âyeti kerimelerin içermiş olduğu kanunlar ve kâinattaki İnsanlar için programlanmış her yaratık, hiç bir değişiklik olmadan hâlâ İnsanlara hizmette kusur etmeden görevlerini noksansız sürdürmektedir.

Canlı oluşunun kanıtından olacak ki, teknoloji ilerledikçe Kura’nı Kerimin ya gerisinde kalmaktadır ya da tıpa tıp uymaktadır. Örneğin; Dünyanın yuvarlak oluşu.

“Geceyi gündüzün üzerine sararız, gündüzü gecenin üzerine sararız.”
(Zumer sûresi 5.âyet)

Önceden dünyanın düz olduğu iddia ediliyordu, Yuvarlak oluşunu bilim sonradan ispat etmiştir.

Ana karnındaki ceninin 3 karanlık aşaması ;
“Sizi annelerinizin karınlarında, üç türlü karanlık içerisinde, yaradılıştan yaradılışa geçirerek yaratmıştır.” (Zumer sûresi 6.âyet)

Yine modern bilim 3 karanlık aşamayı sonradan bulmuştur.

Evrenle ilgili âyeti kerimede ;
“Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz genişletiyoruz.”
(Zâriyat sûresi 47.âyet)

Evrenin sürekli büyüdüğünü, genişlediğini de, yine 20. yüzyılın başında bilim farkına varmıştır. durağan olduğunu savunuyorlardı.

20. asırda bilim, evrenin yoktan var edildiğini ispat etmiştir. Kura’nı Kerim’de Rabbimizin Yaklaşık on beş asır önce semavatı ve yeri yoktan var ettiğini bize bildirmiştir.

“Bilin ki O, Kâinatı yoktan ilk olarak yaratan, ölümden sonra tekrar hayatı geri getirendir. O, bağışlayan ve sevendir.” (Bürüç sûresi 13-14. âyetler)

Atlas okyanusu ile Akdeniz sularının Cebelitarık boğazında, birbirine kesinlikle karışmaması ile ilgili Kura’nı Kerimde ;

“İki denizi birbirine kavuşturmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar, onlardan inci ve mercan çıkar.”
(Rahman sûresi 19.20.22. âyetler)

Hazreti Musa (a.s.) İse firavun’un zulmünden kurtulmak için, Asası (bastonu) ile kızıl denizi yarma olayı da şöyle gerçekleşmiştir ;

“Bunun üzerine Mûsâ’ya, Asan ile denize vur diye vah yettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.” (Şuara sûresi 63. âyet)

“Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk.” (Şuara sûresi 65.66. âyetler)

Kura’nı Kerim bal arısına, dişilere hitap edilen şekilde hitap ederek, üstelik tekil takısını kullanarak, onun ne yapması gerektiğini bildirmiştir. Çünkü Arapça’da dişiye ayrı, erkeğe ayrı gramer kullanarak hitap edilmektedir.

Bu konu ile ilgili Kura’nı kerimde ;
“Rabbin bal arısına vahyetti; dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına git. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.” (Nahl sûresi 68. ve 69. âyetler)

Neden dişi? Yüzlerce yıl sonra öğreniyoruz ki. Bal arıları, aralarında az olan erkekleri yok ediyorlar. Dişi kraliçe arı tek kalıyor ve koloninin yönetimine de tek başına hakim oluyor.

Çok miktarda larvalar üreterek, ömürleri 6 hafta olan işçi ve diğer arıların yerini dolduruyor. İşçi ve diğer arıların ise cinsiyeti yoktur. Kısırdır, eşleşemezler.

Bu ve diğer gerçekler bizi daha çok düşünmeye iten olaylardır. Mucizeden de ötedir. Bütün bunları yaratanından daha iyi bileni olamaz.

Yaklaşık on beş asır önce çölde, bitki, sebze ve meyve olmayan bir yerde, yaradan bize rüzgarları aşılayıcı ve döllendirici olarak gönderdiğini bildirmektedir.

Günümüzdeki bilim, rüzgarın aşılayıcı özelliği olduğunu, bitkilerin üzerinden eserken erkek tohumlarla dişi tohumları döllendirdiğini, yağmurun yağmasında da büyük rol oynadığını daha yeni ispat etmiştir.

“Biz rüzgarları aşılamayı sağlayan vasıtalar olarak gönderdik. Ve gökten bir su indirdikte onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (biz bunları yapmasaydık) Siz o suyu saklayamazdınız.” (Hicir sûresi 22.âyet)

“Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen odur. Sonunda onlar (rüzgarlar) ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir memlekete sevk ederiz. Oraya su indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan ibret alırsınız.”
(Araf sûresi 57.âyet)

Bu âyeti kerimelerden anlaşılacağı gibi Rabbimiz, ölüleri nasıl dirilteceğini kullarına bildirmektedir. Ancak “ağır bulutları” buyruğunu üzerinde durmak gerekiyor.

Yüce yaradanın gücünü, kudretini her yerde gördüğümüz gibi burada da görebiliriz. Hava rüzgarlı ve bulutlu olduğunda, zaman zaman o bölgedeki bulutların ağırlığının 300 bin tona yakın bir ağırlık olduğunu, yaklaşık 15 asır sonra bilim tespit etmiştir. Yer çekimine karşılık, bu devasa ağırlığı havada durduran Yüce Mevlâdan başka kimse değildir.

Cenâbı Mevlâmız bizi kıyamet günü toprağın içinden dışarı atacağını, âdeta fışkırtacağını, yer altındaki milyarlarca gömülü insanın nasıl dirileceğini, mezarlarından nasıl kalkacaklarını, Kura’nı Kerimdeki çekirgelerle ilgili ayeti kerimede şöyle bildirmektedir ;

“Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi davetçiye koşarak kabirlerinden çıkarlar, O esnâda kâfirler ise utangaç, gözleri dönmüş bir durumda bu çok çetin, şiddetli ve zorlu gündür, diyecekler.”
(Kamer sûresi 7-8. âyetler)

Kura’nı Kerim neden çekirgeyi misal vermiştir? Çekirgelerin hayatını incelediğimizde karşımıza ilginç bir olay çıkar. Çekirgeler yumurtalarını toprağa tohum gibi yerleştirirler. Larvalar uzun bir süre toprağın altında kaldıktan sonra milyarlarca çekirge yeryüzüne çıkar.

Çekirge sürüleri, kilometrelerce uzunlukta ve genişliktedir. Kapkara bir yağmur bulutu gibi. Bazı sürülerin 35 km. genişliğinde ve metrelerce derinlikte olduğu tespit edilmiştir.

Güneşi bile kapayarak yeşil alanlara inerler ve yeşillikleri kuruturlar. Milyarlarca çekirgenin, toprak altından aynı zamanda toplu halde yeryüzüne çıkmalarında bizim için çok büyük ibretler vardır.

Mezardan kalkmamızın en büyük kanıtıdır. Ama kalpleri mühürlü olanlar yine de anlamazlar. İşte çekirgeleri böylece yeryüzüne çıkaran yüce Mevlâ insanları da kabirlerinde böyle diriltecektir.

“Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor. İşte sizide (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.” (Rum sûresi 19. âyet)

Yukarıdaki âyeti kerimede buyurduğu gibi, öldükten sonra dirilmenin hiç de öyle akıl almaz bir şey olmadığı, yeryüzündeki sürekli yenilenme olaylarına işaretle özlü bir şekilde anlatılmış olmaktadır.

Gerçekten, kupkuru topraktan ve ağaçlardan, yemyeşil bitkiler ve yapraklar, rengarenk çiçekler ve meyveler çıkaran ilahi kudret için, yoktan var ettiği insanı tekrar diriltmesinin zor olacağı düşünülemez.

“Din düşmanları Kıyâmet ne zamanmış, kemikleri nasıl bir araya getirecekmiş diye sorarlar. Parmak uçlarına kadar aynen yaratacağız.”
(Kıyâmet sûresi 3. ve 4.âyetler)

Bu âyeti kerimede, gözden kaçmaması gereken, önemli bir husus olan parmak uçları buyruğudur. Rabbimiz neden özellikle bu kelimeyi bize hatırlatmış?

Çünkü yeraltında yatan milyarlarca insan ve yer üstündeki milyarlarca insanın, hatta ikizlerin bile parmak izleri (çizgileri) farklıdır. Kesinlikle aynı değildir. İşte parmak uçlarındaki Çizgileri bile aynen yaratacağını bildirmesi, Yüce Rabbimizin önemli mucizelerinden biridir.

“Onları sarsmasın diye yeryüzüne bir takım dağlar diktik.”
(Enbiya sûresi 31. âyet)

“Gökyüzünü sağlam bir tavan gibi yaptık.” (Enbiya sûresi 32. âyet)

“Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.” (Nebe sûrusi 12. âyet)

Yukarıdaki âyeti kerimeler ise yer yüzünde oluşacak sarsıntıları azaltmak ve Gökyüzünden gelecek zararlı ışınların Dünya’ya ulaşmasını önleyen, Atmosfer ve ozon Tabakaları ile ilgilidir.

Semaya doğru yükseldikçe hava basıncının azalması :
“Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyet'e açar, kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah böylece, inanmayanları küfür bataklığında bırakır.”
(Enam sûresi 125. âyet)

Yukarıdaki ayeti kerimede buyurduğu gibi semaya doğru yükseldikçe hava basıncı azalacağından kişinin göğsü daralacaktır, oksijen ve nefes darlığından dolayı yaşamı sona erecektir.

Kura’nı kerim ise, Yaradanın koyduğu bu tabiat kanununun var olduğunu bize yaklaşık 15 asır önce bildirmiştir. Halbuki o tarihlerde semaya yükseldikçe hava basıncı ve oksijenin azalacağı ile ilgili hiç bir bilgi yok idi. Bilim ise bu hususu daha yeni keşfetmiştir.

İşte yukarıdaki Ayeti kerimede Kura’nı kerim bu ilâhi kanuna işaret ederek İslâm dinini hazmedemeyenlerin göğüsleri daima dar ve sıkıntılı olacağını bildirmektedir.

Yukarıdaki gerçeklerin dışında, bizim aklımızın henüz algılayamadığı ve bilimin açığa çıkaramadığı mevlâmızın koyduğu sayısız kanunlar, buyruklar ve yaratıklar, milyonlarca yıldır hizmetlerini hiç aksatmadan sürdürürken biz bu gerçeklerin bazılarını daha yeni anlamaya çalışıyoruz.

Peki yüce Rabbimizin buyrukları hiç tahrif olmadan hiç eskimeden asırlarca güncelliğini korurken acaba İnsan aklının çıkardığı kanunların en çok kaç yıllık ömrü vardır dersiniz? 50 yılı geçmez. Aksi halde Gülünç veya işlevsiz duruma düşeceğinden derhal değiştirilmektedir ve öyle de olması gerekir. Bu konuda bir çok örnekler verebiliriz.

İşte kıyamete kadar Kura’nı Kerimin eskimeyeceğini, kesinlikle değiştirilemez olmasını ve yönlendirilemeyeceğini bize bildiren Âyeti Kerimeler şöyle buyurmaktadır ;

“Allah’ın kanununda ne bir değişiklik bulursun, ne de Allah’ın kanunlarında bir sapma bulursun.” (Fatır sûresi 43. âyet)

“Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.”
(Tûr sûresi 34. âyet)

“Onlar hâlâ Kura’nı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmazlar mı? Eğer O Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.” (Nisa sûresi 82. âyet)

O halde bir Müslüman’ın, Kura’nı Kerimdeki yap yapma husûsundaki âyetleri aynen uygulaması gerekir. Yukarıdaki Ayeti kerimelerin Arapça aslındaki “tebdile” değiştirme, “tahvile” yönlendirme anlamına gelir. Yönlendirmeyi şöyle açıklayabiliriz;

Otoyolda ki bozukluktan dolayı bakım, tamirat veya başka nedenden dolayı sağa geçici bir servis yolu açılır ve araçlar bakım bitinceye kadar o yola yönlendirilir ve ileride tekrar otoyola bağlanır. Kura’nı Kerim bozulmayacağı ve eskimeyeceği için, yönlendirilmeyi ve değiştirilmeyi kabul etmez.

Yaklaşık aradan on beş asır geçmiş olmasına rağmen Kura’nı Kerimde ki buyruklardan hiç biri bugünkü yaşantımıza ters düşmemektedir. O, insanlar için bir ışıktır. Tersini bekleyenlerin elleri hep boş kalmıştır.
Zira her önüne gelen kendi beğendiği şekilde yap yapma ilkesinde değişiklik yapmaya kalksaydı, bir çok İslam dini oluşur ve her şey dejenere olurdu. Tıpkı diğer dinlerde olduğu gibi.

Örnek verecek olursak; “sen Hacca gitme, kurban kesme, parasını bir hayır cemiyetine ver”, “nasıl olsa vergi veriyorsun zekat verme”, “şimdilik başını aç sonra kapatırsın”, “sen daha gençsin namazını sonra kılarsın”, “ibadet yapmıyorum ama benim kalbim temiz” “herkes faizli para alıyor, sen de al sonra almazsın”, “ Bir mevlit okutturuver birde lokma tatlısı döktürüver olur biter ve diğerleri”.

“Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışırcasına uğraşanlar içinde, iğrenç ve acıklı bir azap vardır.” (Sebe sûresi 5. âyet)

Kur’anı Kerimin değiştirilemeyeceğini şu âyeti kerime pekiştirmektedir ;
“Deki bu Kura’nın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destekte olsalar. Onun benzerini ortaya getiremezler.” (İsrâ sûresi 88. âyet)

Ya yaparız ya yapmayız. Eğer yüce Mevlânın buyruklarını yaparsak karşılığını dünyada ve ahirette mutlaka alırız.

“Herkesin kazandığı, ya kendi lehinedir, yahut aleyhinedir.”
(Bakara sûresi 286.âyet)

Ama her fırsatta, biz Rabbimizden af ve özür dilemeliğiz. Çünkü biz, Allah’ın en sevgili kulu olsak bile, her gün yaklaşık 20.000 kez alıp verdiğimiz oksijenli nefeslerin, sadece bir tanesinin hakkını ödeyemeyiz.

“Ve onlar çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.
(Âli imran sûresi 135. âyet)

İslamiyet kayıtsız şartsız yaratana ve peygambere tam itaat ve teslimiyet dinidir. Hazreti Âdem’den Hz. Peygamber s.a.v.’e kadar gelen ilâhi dinlerin adı İslam’dır. Başka hak din yoktur. Musevilik ve İsevilik de böyledir. Özü Cenâbı Allah’a teslimiyettir.

Firavun, Kızıldeniz’de boğulmadan önce şöyle demişti.
“Ben de Mûsa’nın Allah’ına inandım, ben de Müslümanlardanım.”
(Yunus sûresi 90. âyet)

Fakat imânı kabul edilmedi. Neden kabul edilmedi? Çünkü hz. Mûsa şöyle duâ etmiştir ;

“Musa dedi ki, Ey Rabbimiz firavun ve yandaşlarına dünya hayatında mal, mülk, ziynet verdin. Bu yüzden insanları senin yolundan saptırdılar. Ey Rabbimiz onların mallarını yok et, Kalplerini de şiddetle sık ki, acıklı azabı görünceye kadar iman etmesinler.” (Yunus sûresi 88. âyet)

Böylece Hazreti Mûsa a.s.’ın duâsını, yüce Rabbimiz kabul etti Çünkü hazreti Mûsa (a.s.) Uzun süre firavun ve taraftarlarını imana davet etmiş ve karşılık alamamıştı.

Havariler ise hazreti İsa a.s.’a Allah c.c. yolunda yardımcı olacaklarını şöyle ifade ettiler;

“Allah yolunda yardımcılarım kim? dedi. Havariler: "Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz de Müslümanlarız.”
(Ali imran sûresi 52. âyet)

Yemendeki Sebe Melikesi Belkıs da, iman etmeden önce, O ve kavmi güneşe tapıyorlardı. Şeytan da yaptıkları işleri onlara güzel gösterirdi.

“Şeytan kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuştu.” (Neml sûresi 24.âyet)

İmân etmek zorunda kaldığında şöyle demiştir;
“Rabbim ben kendime yazık etmişim. Ben de Süleyman’ın yanında, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oluyorum.” (Neml sûresi 44. âyet)

“Babanız İbrahim’in dininde (olduğu gibi) peygamberin size şahit olması, sizinde insanlara şahit olmanız için gerek bundan önceki kitaplarda gerekse bunda (Kuran’da) size Müslüman ismini veren Allah’tır.”
(Hac sûresi 78.âyet)

Mûsevilik ve İsevilik, Kuranı kerimden önce hak dindi. Hazreti Mûsa ve Hazreti İsâ hak peygamberlerdir, onlara indirilen kitaplarda haktır, bütün peygamberlere kesinlikle saygılıyız ve inancımız sonsuzdur.

“Peygamber kendisine Rabbi tarafından indirilen gerçeklere inandı, müminler de. Hepsi birlikte Allah'a, O'nun meleklerine, O'nun kitaplarına ve O'nun peygamberlerine inandılar. Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayız. Duyduk ve uyduk. Günahlarımızı bağışlamanı dileriz.” ( Bakara süresi 285. âyet)

“Allah'a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.”
(Nisa sûresi 152. âyet)

Dolayısıyla müminlerin çoğu her yatsı namazından sonra, Bakara süresinin son iki âyeti olan 285. ve 286. âyeti kerimelerini (Amenerrasulu) okudukları gibi her abdest alırken,de İmanın şartları olan (Amentu’yu) okurlar onlarda, yüce Rabbimizden Meleklerine, indirmiş olduğu bütün kitaplarına ve peygamberlerine olan imanlarını pekiştirirler ve kelimeyi şahadet getirirler.

“Göklerde ve Yerde ne varsa hepsini kendi tarafından size buyun eğdirmiştir, şüphesiz bunda düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Casiye sûresi 13. âyet)

Yukarıdaki âyeti kerimelerde buyurduğu gibi bizim, yüce Yaradana iman etmemizin, teslim olmamızın ana kaynağı çok düşünmektir. Çünkü insanlar düşündükçe düşünme yetenekleri tetikleneceği için doğrulara daha kolay ulaşabilirler.

Düşündükçe ve araştırdıkça bakınız çok ilginç hususlarla karşılaşıyoruz. İçinde yaşadığımız evreni düşünelim. Evrende neler var? Neler oluyor? Güneş, Ay, Yıldızlar gezegenler ve milyarlarca galaksi bu galaksilerin bazılarında da milyarlarca yıldız vardır.

Trilyonlarca, yani sayısı belirlenemeyecek kadar Yıldız vardır, bu gezegenlerin ve yıldızların çoğu da dünyamızdan büyüktür. Bu saydıklarımız ve daha bilmediklerimizin hepsinin bir görevi vardır. Hepsi de Yüce Mevlâmız tarafından verilen emirleri harfiyen yerine getirmektedirler.

Kıyâmet günü geldiği zaman gökler ve yeryüzü Rabbim görevlerimizi yaptık çekilebilir miyiz? diye müsaade isteyecekler.

“Gök yarıldığı zaman. Rabbini dinleyip O,na boyun eğdiği, görevinde haklandığı zaman. Yer uzatılıp düzlendiği, İçinde bulunanları dışarı attığı zaman. Rabbini dinleyip O,na boyun eğdiği, görevinde haklandığı zaman.” (İnşikak sûresi 1-2-3-4-5.âyetler)

Peki biz farkında olmadan dünya saatte 1.670 km. hızla kendi çevresinde dönmektedir. Güneş sistemi ile birlikte, bizim içinde yaşadığımız Samanyolu galaksisinin etrafında saatte 720 bin km. hızla dönmektedir.

Samanyolu etrafındaki bir turunu yaklaşık 225 milyon yılda tamamlamaktadır. Ne kadar büyük bir evrende yaşıyoruz. Bütün bunları düşününce ve gerçek olduğunu öğrenince bizim ne kadar küçük, aciz bir yaratık olduğumuzu anlıyoruz.

Kur’anı Kerimde bu konu ile ilgili âyeti kerimelerin bazıları şöyledir;
“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve (yıldızlarla) nasıl donatmışız! Onda hiçbir hata da yok.” (Kaf sûresi 6. âyet)

“Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneş ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte bütün bunları yapan Rabbiniz Allah’tır. Mülk onundur. Onu bırakıp ta kendilerine taptıklarınız ise bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.” (Fatır sûresi 13.âyet)

Yukarıdaki âyeti kerimenin Arapça aslındaki ‘Kıtmir’ buyruğunun üzerinde durmak gerekir. Arapça’da çekirdek anlamına gelen bu buyruk, dünyadaki tüm insanların hayatının bir çekirdek kabuğuna ve zarlarına bağlı olduğunu bize hatırlatmaktadır.

Evet bu çekirdekler bize yıllarca içindeki meyvelerin ve sebzelerin tohumlarını saklıyor. Tâ ki toprağı ve suyu bulunca canlanarak, bizim hayatımızı idame ettiriyorlar. Bir canlıyı yıllarca içinde saklama mucizesine sahiptir ve bunun böyle olmasını isteyen de yine cenabı Mevlâdan başkası olamaz.

“Tohumu ve çekirdeği çatlatan Allah'tır. O ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkarır. İşte Allah budur. Nasıl olur da bu gerçeği görmezlikten geliyorsunuz?” (Enam sûresi 95. âyet)

Hiçbir şey yaratamaz iken kendinin de yaratık olduğunu unutanlar, Cenâbı Mevlâyı devreden çıkararak, tabiat, doğa diyerek evrenin durağan olduğu sabit durum teorileriyle yıllarca insanlara yanlış bilgi vermişlerdir.

“Gökleri ve yeri yoktan var eden Odur.” (Enam sûresi 101. âyet)

Yoktan var edildiği daha önce ifade edilmişti ama büyük patlamanın da büyük bir güç tarafından yaratıldığını, aksi halde trilyonlarca cismin istenilen konumda olmayacağını, en ufak bir kayma tamamının içine çökme nedeni olacağı bilim adamları tarafından ispat edilmiştir.

Rasgele patlamanın sadece tahrip edeceği, hiçbir eser meydana getiremeyeceği muhakkaktır. İşte bu evreni yaratan benim! Diyen yine Cenabı Mevladan başkası değildir.

Biraz da kendi yaşadığımız dünyamızı düşünelim. Dünyamıza dilediği şekli veren yüce Allah 23 derecelik eğimi, ekvator ile kutupların güneşin sıcaklığını dengeli bir şekilde alabilmeleri için yaratmıştır.

Dünyamız 24 saatlik, 1 günlük turunu kısa zamanda tamamladığı için gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı azdır. İnsanların yaşamı için özel yaratıldığı aşikardır. Oysa Merkür gezegeni öyle değildir. Turunu 6 ay gibi uzun bir sürede tamamladığı için gece ve gündüz sıcaklık farkı 1000 dereceyi bulmaktadır. Böyle bir yerde yaşam olmaz.

Yuvarlak bir cisimde, deniz suları ve diğer yaratıklar dökülmeden ve dağılmadan nasıl durabilmektedir?

“Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile durması da O'nun (varlığının) delillerindendir.” (Rum sûresi 25. âyet)

Tabi hepsinin hava basıncı, yer çekimi gibi bilimsel izahı vardır ama burada yaratıcının şüphesiz her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlayıp programlaması onun her şeye kâdir olduğunun bir göstergesidir. Kaldı ki onlar ve diğer gezegenler boşluktadır. Ne altında tutan ne de üstten bir bağlantısı vardır. Yüce Yaradanın takdirinden başka bir şey değildir.

“O, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı.”
(Lokman sûresi 10. âyet)

Eğer dengeleri bozulursa ve kaymaya başlarlarsa, onları Yüce Rabbimizden başka kimse tutamaz.

“Şüphesiz Allah yerleri ve gökleri nizamları (dengesi) bozulmasın diye tutuyor. And olsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa kendinden sonra hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halimdir bağışlayıcıdır.”
(Fatır sûresi 41.âyet)

“Üstlerinde kanatlarını aça kapata uçan kuşları hiç görmediler mi ? Onları havada Rahman olan Allah tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.” (Mülk sûresi 19. âyet)

Yukarıdaki âyeti kerimenin Arapça aslında ki ‘saffat’ şeklinde, sıra sıra uçan kuşları hiç görmediniz mi? Buyruğu, aynı zamanda bize göçmen kuşlarını hatırlatmaktadır, bu kuşlar hiç mola vermeden gece ve gündüz günlerce havada kanat çırparlar, ulaşacakları menzili ise özel radarları ile bulurlar, ve dizi halinde uçarlarken birbirlerinin kanat rüzgârlarından istifade ederler.

Peki bu kuşlar, günlerce yemeden içmeden havada uçmalarını sağlayan enerjiyi nereden buluyorlar? İşte bunun yanıtı ise yine yukarıda ki aynı âyeti kerimede mevcuttur.

Dünya’da değil bütün kainatta görünen ve görünmeyen bütün mahlukat yukarıda yazılı gerçeklerin tamamını isteyerek veya istemeyerek kabul etmişler ve İslam dininin son kitabına ve peygamberine sahip çıkmışlardır. Bu konu ile ilgili Kura’nı Kerimdeki âyeti kerime şöyledir :

“Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir.”
(Âli İmrân sûresi 83.âyet)

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o Ahirette ziyân edenlerden olacaktır.”
(Âli İmrân sûresi 85.âyet)

Denizlerde yaşayan milyarlarca varlık, karada yaşayan milyarlarca hayvan, yeryüzünde 6 milyar insan, yeraltında milyarlarca ölmüş insan ve yukarıda saydığım evrendeki trilyonlarca yaratığın arasında ben kimim? Yerimizi tespit etmemiz gerekiyor.

Eğer ben sinek bile yaratamıyorsam… Neden sinek? Çünkü sinek bile benden daha güçlüdür.

Ben kanımı vermek istemediğim halde, üstelik türlü ilaçlar kullanmama rağmen o benden zorla kanımı alır ve götürür geri almaya da gücüm yetmez. Ben de güçsüzüm o da güçsüz.

Yüce Rabbimiz cahiliye devrinde yaşayan ve putlara tapanlarla ilgili Kura’n da şu misâli vermiştir :

“Onlar bir araya gelseler, bir sineği bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa onu da geri alamazlar. Alan da aciz, alınan da aciz.”
(Hac sûresi 73.âyet)

Acizliğimden dolayı kendimi kanıtlayamayacağıma göre güçlü, kuvvetli, kudretli, yaratıcı ve evrendeki canlı ve cansız varlıkların mutlak sahibi olan âlemlerin Rabbi Cenâbı Allah’a derhal teslim olmam gerekiyor.

Aksi halde kendini yitirmiş olanların yanında yer alıp, solda kalmış bir rakam olarak yaşayamam. Çünkü bu beden onun nimetleri ile ayakta durmaktadır. Ya Rabbim ben de varım diyebilmem için teslimiyetimi derhal ilân etmeliyim.

Dünya koskoca evrende bir hiçtir. Ben de dünyanın içinde bir hiçim. Hiçin içinde bir hiç olmaktan kurtulmak için, dünya ve âhiret hayatında mânevi bir koruyucuya ihtiyacım olduğu için, sağda bir rakam olabilmek ve mezarımdan kör , çirkin bir yaratık olarak değil de düzgün bir fizikle kalkabilmem için, hesap gününde kitabımı sağımdan alabilmem için, dünyadaki hayatımın hesabını mezarda ve âhirette kolay verebilmem için, kabirde ve berzah aleminde en iyi makama sahip olabilmem için, kabir çıkışında beni meleklerin karşılaması için, kıyamet günü mahşerde kör olmamak için, dünyada dar gelirlilikten kurtulup gelirimin hayırlı ve bereketli olması için, Cenneti âlâya dahil olabilmem için, Ruhumu teslim etmeden önce göz perdem açıldığında Cenneti âlâyı görebilmem için, çocuklarımın ve neslimin hayrını görebilmem için, en önemlisi nefsimin ve kendi şeytanımın uslanması için ve son duamın da Elhamdu lillahi Rabbil Âlemin olabilmesi için, bütün göklerin ve yerin nûru olan Cenâbı Allah ve peygamberine hakkıyla,

“Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûluhû”

diyerek kayıtsız ve şartsız mutlak teslimiyetimi ilân edip yüce Rabbime kâinattaki tüm yaratıkların boyun eğdiği gibi bende buyun eğmek zorundayım.

“Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştir.”
(Rum sûresi 26. âyet)

“Şüphesiz Rabbim Allah’tır deyip, sonra onun yolunda yürüyenlerin üzerine ölümden sonra melekler iner, onlara ‘korkmayın, üzülmeyin size vad edilen cennetle sevinin’ derler.” (Fussilet sûresi 30.âyet)

“Benim Kitabımdan kim yüz çevirirse bilsin ki ona dar bir geçim veririz ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.” ( Tâhâ sûresi 124 .âyet )

Peygamber Efendi miz s.a.v. şöyle buyuruyor ;
“Hakkıyla Lâilâhe illallah diyenin ödülü Cennettir.”

Cenabı Mevlâmız hepimizi Kuran ve peygamber yolundan ayırmasın hepimize dünya ve ahiret güzellikleri nasip etsin. Hepimizi peygamberimiz s.a.v. me Cennette komşu eylesin. Sevgiler ve saygılar.
Hoşça kalın. Mekkavi…
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.