Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri herhangi bir
insanın çağrısı gibi değildir. Bu çağrılara uymak, insanın dünyada ve
ahirette kurtuluşu demektir. Peygamberimiz (sav)'in her çağrısında
insanı kötülüklerden, zulümden, karamsarlıktan, azaptan kurtaracak
hikmetler vardır. Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde Allah'ın ilhamı
ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman bu öğütlere gönülden
teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun müminlere
verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi sahabesi
Muaz (r.a)'a verdiği öğüttür. Ona şöyle söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni, sözünde
durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu
hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam
vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı, imana sarılmanı,
Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı,
tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene yalan
söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara baş
kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan ol
Allah'tan korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli,
aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları böyle eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır.
Peygamberimiz (sav) konuşmalarında daima Allah'ı tesbih ederdi
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "… Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et"
(İsra Suresi, 111) ayetiyle bildirdiği emrine uygun olarak bir konuyu
anlatırken, müminlere öğüt verirken, insanlara seslenirken veya dua
ederken, hep Rabbimizi en yüce ve en güzel isimleri ile anar, O'nun
gücünü, üstünlüğünü ve büyüklüğünü zikrederdi. Allah, Peygamberimiz
(sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini şu ayetlerle
bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve
dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç
yetirensin. Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye
bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden
çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin." De ki:
"Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve
göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç
yetirendir." (Al-i İmran Suresi, 26-27-29)
De ki: "… Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır." (Enam Suresi, 57)
De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi
(peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan
başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi
peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine
inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz. (Araf Suresi,
158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım
için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri
tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır,
daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve
doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken de ona önce Allah'ın yüceliğini hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir. Arz ve semanın
mülkü O'na aittir. Bütün hamdler O'nadır, O herşeye kadirdir." de...
Taşlanmış şeytandan Allah'a sığın."19
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve takvasını kendisine örnek
edinen, Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin
konuşması da, insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve büyüklüğünü
hatırlatan, daima Allah'a çağıran, insanlara Allah'ı sevdiren ve O'ndan
korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmalıdır. Müminin her
konuşmasında Allah'ı unutmadığı, her zaman Rabbimize yöneldiği belli
olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı sevmelerini ve
kendisini de Allah'ı sevdikleri için sevmelerini öğütlemiştir. Bir
hadiste şöyle bildirilmektedir:
"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz."20
Peygamberimiz (sav) bir "Müjdeleyici" idi
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve
bir uyarıcı olarak gönderdik" (Ahzab Suresi, 45) ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in bir müjde verici ve uyarıcı olduğunu bildirmektedir.
Peygamberimiz (sav), insanları hem cehennem azabına karşı uyarıp
korkutmuş, hem de onları dünyada iyilerin daima üstün geleceği,
ahirette ise sonsuz cennet hayatı ile müjdelemiştir. Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kuran) ile
gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın. (Bakara
Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de
yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (İsra
Suresi, 105)
Gerçekten o (Kuran), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir. Onu
Ruhu'l-emin indirdi. Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine
(indirmiştir). (Şuara Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak
gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 2
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine uyanlar da onun gibi
insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim
Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle
buyurmuştur:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını artırır, yaptıkları
salih amellerde daha gayretli ve başarılı olmalarına vesile olur.
Yaptığı işi, karşılığını cennette bir güzellik olarak alacağını umarak
yapan kişi, elbette ki işini monotonluk içinde, bir alışkanlıkla veya
mecburiyetten yapan kişiden çok daha farklı bir ruh hali ve tavır
içinde olacaktır. Allah, bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e "Müminleri
hazırlayıp-teşvik et" (Nisa Suresi, 84) şeklinde buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere müjde ver; gerçekten onlar
için Allah'tan büyük bir fazl vardır" (Ahzab Suresi, 47) şeklinde
bildirir. Allah'ın emrine ve Peygamberimiz (sav)'in ahlakına uyan her
mümin, tüm Müslümanları müjdelemek ve onları teşvik ederek
şevklendirmekle sorumludur. Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan
işleri zor gibi gösterip müminleri yıldırmaya çalışmak, güzellikleri,
Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri unutturarak Müslümanları gaflete
sürüklemek Müslümanca bir tavır değildir. Kuran ahlakına uygun olan,
Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın Müslümanlara vaat ettiği
güzellikleri sık sık hatırlatmak ve onları hep canlı ve şevkli
tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen konulardan biri Allah'ın günahları bağışlayan olmasıdır:
... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım.
Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları
bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki:
"Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden
kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini)
ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi,
54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar
için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar
akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah,
kulları hakkıyla görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisininde bir insan olduğunu hatırlatmıştır
Inkar edenlerin temel özelliklerinden biri, kibirleridir. Bu kibirleri
nedeniyle Allah'ın elçilerine itaat etmeyi reddetmişler ve itaat
etmemek için türlü bahaneler öne sürmüşlerdir. Bu bahanelerinden biri
ise, elçilere ancak insanüstü bir varlık olurlarsa itaat edeceklerini
söylemeleridir. Peygamberimiz (sav) ise kavmine, kendisinin Allah'a kul
olan bir insan olduğunu, onların bu beklentilerinin yersiz olduğunu ve
kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini söylemiştir. Bu konudaki
Kuran ayetlerinde Allah, Peygamberimize şunları söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca
bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine
kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette
hiç kimseyi ortak tutmasın." (Kehf Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler
olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O,
kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman olmakla ve Allah'a
itaat etmekle emrolunduğunu ve kendisinin sadece uyarmakla sorumlu
olduğunu, inkar edenlerin tavırlarından sorumlu tutulmayacağını da
bildirmiştir. Bunu haber veren ayetler şöyledir:
(De ki
"Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını
kutlu ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan olmakla
emrolundum." "Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete
gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de
ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım." Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O
size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız."
Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir. (Neml Suresi, 91-93)
Peygamberimiz (sav) Müslümanların üzerlerindeki zorlukları kaldırmıştır
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan özellikleri ile, müminlerin
üzerlerinden yük almış, onların akıl erdiremeyecekleri veya zorlukla
yapacakları işlerde onlara yol göstermiştir. Bunun yanında, insanların
bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye, kendilerine zorluk çıkarmaya,
kendi akıllarından kurallar çıkarıp, bu kurallara uyduklarında kurtuluş
bulacaklarına inanmaya çok yatkındır. Tarih boyunca dinlerin tahrif
edilmesinin altında yatan nedenlerden biri de insanların bu
özelliğidir. Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar uydurmuş, bunlara
uyulduğunda da takva olacaklarına kendilerini ve insanları
inandırmışlardır. Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından biri
ise, insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle oluşturdukları zorlukları
kaldırmaktır. Allah bir ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bu özelliğini
şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı
bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o,
onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz
şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup
savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru
izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler" insanların üzerlerindeki
zorluklardır. Peygamberimiz (sav) ise hem hayatı ile onlara örnek olup,
hem de ayette bildirildiği gibi onları iyiliğe davet edip,
kötülüklerden sakındırarak, insanların üzerlerinden zorlukları
kaldırmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek olduğu konulardan biri de takvası
yani sadece Allah'ın rızasını gözeten tavrıdır. Peygamberimiz (sav)
sadece Allah'tan korkup sakındığı ve hiçbir zaman insanların hevalarına
uymadığı için daima en doğru yolda olmuştur. Kuran ahlakının bu
özelliği insan için büyük bir kolaylık ve güzelliktir. İnsanları memnun
etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan, hem Allah'ın hem de
insanların rızasını arayarak, takdir ve övgü peşinde koşan kişiler için
her yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır. Böyle insanlar hem içlerinden
geldiği gibi, samimi, özgür düşünüp davranamazlar, hem de her insanı
aynı anda memnun edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de
bulamazlar. En küçük bir hatalarında bile paniğe kapılır, gözüne
girmeye çalıştıkları kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde
onların saygı ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece Allah'tan korkup sakınan
Müslümanlar hiçbir zaman başaramayacakları ve onlara dünyada ve
ahirette sıkıntı ve kayıp getirecek bir yükün altına girmezler. Hiçbir
zaman insanların hoşnutluğu, ne düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi
konularda hesap yapmazlar. Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar.
Bir hataları olduğunda da bunun hesabını sadece Allah'a vereceklerini,
sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri gerektiğini bildikleri için yine
bir sıkıntı ve endişe içinde olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali ile müminlere ihlasla
yaşamayı öğretmiş ve bütün insanlık için ağır bir yük olan "insanların
rızasını gözetmeyi" onların sırtından almıştır. Elbette bu,
Peygamberimiz (sav)'in inananların üzerinden kaldırdığı zorluklardan
yalnızca biridir. Hz. Muhammed (sav), bu şekilde dünyada ve ahirette
hayır ve güzellik getirecek pek çok konuda tüm Müslümanlara örnek
olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar koşan kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz
ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile
yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur
mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi,
29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden kaldırdığı tek zorluk
şirk değildir. Peygamberimiz (sav), insanlara güç gelen, onlara sıkıntı
veren her türlü zorluğu kaldırmış, onları en kolay ve en güzel olana
çağırmış ve herşeyin çözümünü göstermiştir. Bu nedenle Peygamber
Efendimizin sünnetine uyanlar, huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar.
Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki hadis-i şeriflerinden bazıları
şöyledir:
"... Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya
muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna
gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki nusret sabırla
birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık
vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."22
"Zorluk gelip şu kayanın içine girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer ve oradan zorluğu çıkarır."23
Peygamber Efendimiz müminlere çok düşkün ve şefkatliydi
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi dolu bir
insandı. Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi olan tüm müminlerin
maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları,
güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri alır, onlara koruyucu
kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye ederek
ahiret hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz (sav)'in bu tüm insanlığa
örnek olan güzel özellikleri ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size
pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
(Tevbe Suresi, 128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger." (Şuara Suresi, 215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler de onun güzel özelliklerini
kendilerine örnek aldıkları için, Kuran'da da zikredilerek tüm
insanlığa duyurulan fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli tavırlarda
bulunmuşlardır. Bir ayette müminlerin birbirleri için yaptıkları
fedakarlık şöyle anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine)
yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen
şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih
ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte
onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran ayetlerine gönülden bağlı
müminler, esirlere karşı dahi koruyucu tavırlar göstermişlerdir.
Onların bu örnek ahlakları ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve
esire yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için
yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü
biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
(İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da merhametli olmalarını hatırlatmış ve onlara en güzel örnek olmuştur:
"Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf
ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar
etmeyenlere."24
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."25
"Allah refikdir (merhametli ve şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mükabil verdiğini başka hiçbir şeyle vermez."26
Peygamberimiz (sav)'in müminler için bağışlanma dilemesi ve dua etmesi
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan sevgisinin ve düşkünlüğünün bir
sonucu olarak, onların hataları için Allah'tan bağışlanma dilemiştir.
Allah'ın Peygamberimize bu konudaki emirleri ise şu şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak,
hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve
ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş)
konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri
zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret
iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine
Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi
günahın, hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile.
Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de.
(Muhammed Suresi, 19)
"… Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman,
dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile.
Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 62)
Allah Tevbe Suresi'nde ise, Peygamberimiz (sav)'e müminler için dua etmesini şöyle bildirmektedir:
… Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir, bilendir. (Tevbe Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in duası müminler için bir
sukunete ve huzura vesile olmaktadır. Şunu hiç unutmamak gerekir ki,
kalbe huzur ve sukunet veren sadece Allah'tır. Allah, müminlerin
velisi, koruyucusu olarak vekil kıldığı peygamberinin duasını
müminlerin rahatlığı, huzuru için vesile etmektedir. Rabbimizin
şefkati, merhameti, müminleri esirgeyen ve koruyan olması Peygamberimiz
(sav)'in ahlakında en fazlasıyla tecelli etmektedir.
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde müminlere dua hakkında önemli bir konuyu şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten emin olarak Allah'a dua edin."27
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati için aldığı sadakalar onların temizlenmesine vesile olmuştur
Allah, Tevbe Suresi'nin 103. ayetinin başında, "Onların mallarından
sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun…" şeklinde
buyurmaktadır. Yani Allah çok sevgili kulu olan Peygamberimiz (sav)'in,
Müslümanların menfaati için aldığı sadakaları vesile ederek, müminleri
temizleyip arındıracağını bildirmektedir. Peygamber Efendimiz Allah'ın
elçisidir ve her sözünde ve her tavrında Rabbimizin emirlerine ve
gösterdiği yola uymaktadır. Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakının ve
üstün tavrının kaynağı, onun şirk koşmadan, başka bir yol gösterici ve
ilah aramadan, her zaman Allah'a yönelmesidir. Allah'ın kendisine
buyurduğu her emri yerine getirdiği için, tüm alemlere örnek, eşsiz
güzellikte bir ahlak ve tavır kazanmaktadır.
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol gösterici olmalı ve inananlar,
sadece Allah'ın vahyi olan Kuran'a uyarak ve Peygamberimiz (sav)'in
öğrettiği güzel ahlakı yaşayarak, tüm alemlere örnek bir tavır ve ahlak
göstermelidirler.
Peygamberimiz (sav) müminlerle istişare ederdi
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uyarak, müminlerle istişare eder,
onların fikirlerini alırdı. Bu konunun emredildiği ayet şöyledir:
… Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda
onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et.
Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de fikirlerini aldıktan sonra, kararını
verir ve sonucu için Allah'a tevekkül ederdi. Unutulmaması gereken çok
önemli bir gerçek, alınan kararların hepsinin Allah katında önceden
belli olduğudur. Allah kaderde her kararı, her kararın sonucunu
belirlemiştir. Bir konu hakkındaki istişare ve sonra konuyu bir hükme
veya sonuca bağlamak ise müminler için bir ibadettir. Peygamberimiz
(sav) bu gerçeği bilerek, müminlere danışmış, kararını vermiş ancak
kararın sonucu için Allah'a güvenerek, Allah'ın en hayırlı sonucu
yaratacağını bilmiştir.
İstişare etmek müminler için de güzel ve hayırlı sonuçlar getirebilecek
bir tavırdır. Herşeyden önce, istişare eden kişi tevazulu davranarak
güzel ahlak göstermektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav) ümmetinin
içinde en fazla akla sahip, en basiretli ve en ferasetli olan kişidir.
Buna rağmen çevresindekilere danışması, onların fikirlerini öğrenmesi,
onların bir konuya getirecekleri çözümlerin neler olacağını sorması,
onun ne kadar alçakgönüllü bir insan olduğunun göstergesidir.
Müminler de, her konuda tevazu gösterip, "bunu benden iyi zaten kimse
bilemez" demeden, diğer kişilere danıştıklarında bunun hayır ve
güzelliklerini pek çok açıdan göreceklerdir. Böylelikle Peygamber
Efendimizin bir tavrını uygulayıp ona benzeyecekler, müminlere
gösterdikleri tevazu ve saygı nedeniyle de Allah'ın ve müminlerin
sevgisini kazanacaklardır. Bütün bunların yanısıra akıllarını beğenmek
gibi bir beladan uzak durmuş olacaklardır. Ayrıca Allah Kuran'da, "… Ve
her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır" (Yusuf Suresi,
76) şeklinde bildirmektedir. Dolayısıyla insan sadece kendi aklına
güvenmeyip, başkalarının akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden
faydalandığında, çok daha iyi sonuçlar elde edebilir. Tek akıl yerine,
danıştığı kişi sayısınca, örneğin 10 akla sahip olur. Peygamberimiz
(sav), müminlere birbirleri ile istişare etmelerini şöyle
hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile müşavere ederse Allah onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar."28
Allah'ın Kuran'da insanlar için gösterdiği her yol ve Peygamberimiz
(sav)'in üzerinde gördüğümüz her tavır bizim için en hayırlısı ve en
güzelidir. İstişare etmek bunlardan biridir. Bu nedenle Allah'ın
emirlerini çok iyi bilmek ve Peygamber Efendimizi çok iyi tanımak,
ibadetlerimizi en güzeliyle yerine getirmek ve en güzel ahlaka sahip
olmak için çok önemlidir.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e
ün ve şeref vermiştir
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? (Inşirah Suresi, 4)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav), Allah'ın
izniyle hem yaşadığı dönemde hem de vefatından sonra bütün insanlarca
tanınmıştır. Vefatından 1400 yıl sonra dahi tüm dünyaca tanınmakta ve
bilinmektedir. 1400 yıldır, milyarlarca insan Peygamberimiz (sav)'e
sevgi ve saygı ile bağlanmış, onu görmediği halde ona çok yakın olmuş,
cennette onunla sonsuza kadar birlikte olmak için dua etmiştir ve
etmektedir.
Allah Kuran'da Peygamberimiz (sav) ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
"Hiç şüphesiz o (Kuran), şerefli bir elçinin kesin sözüdür." (Hakka Suresi, 40)
Allah Kuran'da Hz. Nuh, Hz. İlyas, Hz. Musa ve Hz. Harun gibi birçok
peygamberin de hayırlı ve şerefli isimleri olduğunu bildirmektedir.
İnsanların büyük bir bölümü hayatları boyunca ün ve şeref peşinde
koşarlar. Bunun için hırs yapar, geçici olan dünya nimetlerine
kendilerini kaptırırlar. Ya da kibirlenerek şımarırlar. Şeref peşinde
koşarken, şeref ve onurlarını kaybetmiş olurlar.
Oysa ün ve şeref bir insana ancak Allah katından verilir. Ve Allah bir
insana şerefin Kuran ahlakının yaşanması ile geldiğini bildirmektedir.
Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç
tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey)
bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini
getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
(Müminun Suresi, 71)
Bir insanın dünya hayatında onurlu ve şerefli bir yaşam sürmesinin tek
yolu Allah'ın vahyi olan Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in üstün
ahlakına uymasıdır. Bunların dışındaki yolların insanlara dünyada da
ahirette de kayıptan başka bir şey getirmeyeceği açık ve kesin bir
gerçektir.
Peygamberimiz (sav)'in ince düşünceli ve nezaketli olması
Peygamberimiz (sav)'in döneminde çevresinde bulunan insanların
bazılarının görgü ve kültür seviyeleri düşüktü. Bu kişilerin ince
düşünceli olmadıkları, rahatsızlık verebilecek tavırları
hesaplayamadıkları bazı ayetlerden anlaşılmaktadır. Örneğin evlere ön
kapılarından değil de arka kapılarından girdikleri, Peygamberimiz
(sav)'in evine yemek saatinde geldikleri ya da uzun uzun konuşup
Peygamber Efendimizin vaktini aldıkları ayetlerde bildirilmektedir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise, son derece ince düşünceli,
nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok
medeni bir insandır. Çevresindeki kişilerin rahatsızlık verici
tavırlarını her zaman güzellikle uyarmış, onların gönüllerini almış ve
büyük bir sabır ve emekle onları eğitmiştir. Ve bu ahlakıyla da tüm
müminlere çok güzel bir örnek olmuştur.
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e
bu konuda da yardımcı olmuş, onu ayetleri ile desteklemiştir. Bu
konudaki ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş
için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe)
çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze
dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden
utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. (Ahzab Suresi,
53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimizin nezaketli, ince
düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz, hem bir
peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her
kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile
reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın
ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları,
yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı
olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü
hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir
tavır göstermiştir.
Peygamber Efendimizin çevresinde bulunan yakın sahabelerinin
aktardıkları olaylardan da anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz, "son
derece nazik, nezih, zarif, latif ve ince düşünceli" idi. Edep, terbiye
ve görgü kurallarını hayatında en güzel ve en ideal şekliyle
uyguluyordu.
Hz. Ayşe (ra), "Resulullahtan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur.
Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, 'Buyurun' diye
karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, ona, 'Sen yüksek bir ahlâk
üzeresin' buyurmuştur"29 diyerek Peygamber Efendimizde gördüğü güzel
ahlakı anlatmıştır.
Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz.
Enes (ra), Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından
ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa
veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi
elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de,
karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü
çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı.
Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya
önce kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka
Sahabîsine 'Ebû Hüreyre' gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref
kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu
kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine
devam ederdi.
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana 'Öf' bile demedi.
Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni
azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona
dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. Huzurlarından
çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları
seyretmeye daldım. Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu.
Döndüğümde baktım ki, kendisi. Gülüyor. Bana: 'Enesçiğim sana
söylediğim yere gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş
için 'Niçin yaptın?', yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini
hatırlamıyorum."30
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş, dini, güzel
ahlakı bilmeyen insanların güzel tavırlı, ince düşünceli, fedakar,
üstün ahlaklı insanlar olmalarına vesile olmuştur. Kendisinden sonra da
sözleri, tavrı ve ahlakı ile milyonlarca insanın eğitimine vesile olan
Peygamberimiz (sav), çok hayırlı bir yol gösterici ve eğiticidir.
Allah Peygamberimiz (sav)'i her zaman korumuştur
Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin yardımcısı ve
koruyucusudur. Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman yardım etmiş,
onun için zorlukları kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu maddi ve
manevi olarak güçlendirmiş, salih müminlerle desteklemiş, düşmanlarının
ise basiretlerini kapatarak, güçlerini alarak, tuzaklarını bozarak
Peygamberimiz (sav)'e zarar vermelerini engellemiştir. Allah Tevbe
Suresi'nde, Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir… (Tevbe Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman başkalarına
muhtaç olmamış, Allah ona her zaman yardım etmiştir. Bu nedenle
Peygamberimiz (sav)'in yanında bulunan hiç kimse yaptığı hizmet veya
yardımlardan dolayı Peygamber Efendimizi minnet altında bırakamaz.
Çünkü gerçekte Peygamberimiz (sav)'e yardım eden Allah'tır ve o kişi
olmasa da Allah başka bir insanı, meleklerini veya cinleri vesile edip
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e yardım eder.
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e insanlardan
korkmadan büyük bir cesaretle, hak olarak bildiği dini, insanlara
tebliğ etmesini bildirmiş ve onu koruyacağını vaad etmiştir. Ayette
şöyle buyrulur:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini)
yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni
insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu
hidayete erdirmez. (Maide Suresi, 67)
Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan sığ ve dar görüşlü
inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e karşı üstün gelebileceklerini, onu
korkutabileceklerini veya etkisiz bırakabileceklerini sanmışlar ve bu
nedenle sürekli tuzaklar kurmuşlardır. Bu insanlar, Allah'ın
Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki korumasının farkında değildirler ve
bunu kavrayamamaktadırlar. Kendilerini Peygamberimiz (sav)'den çok daha
üstün ve güçlü zannetmişlerdir. Ancak Allah, hepsinin biraraya gelerek
kurdukları çok detaylı tuzakları bozmuş, hatta bir mucize olarak
kurdukları tuzakları kendi aleyhlerine döndürmüştür. Hiçbir tuzakları
işe yaramamıştır. Biraraya gelip tuzaklarını planlarken, Allah'ın
onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden geçenleri okuduğunu
anlayamayan, Peygamberimiz (sav)'den gizleseler bile Allah'tan
gizleyemeyeceklerini kavrayamayan, Peygamberimiz (sav)'in tüm gücün
sahibi olan Allah'ın sevgili kulu ve dostu olduğunu düşünmeyen bu
insanlar için Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek
amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah
da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların
(tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar
veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve salih müminlerin onun dostu,
yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel);
çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize
destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve
mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun
destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)
Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki yardım ve nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz senin için son olan, ilk
olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek,
böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup da
barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi
mi? Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? (Duha Suresi, 3-
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında dahi Allah'ın
kendisine yardım edeceğini bilerek, tevekkül etmiş, korku ve endişeye
kapılmamıştır. Yanındaki müminlere de Allah'ın kendileri ile birlikte
olduğunu, herşeyi görüp işittiğini söylemiş, onların da sukunet içinde
olmalarına vesile olmuştur.
Peygamber Efendimizi örnek alarak onun yolunu izleyenler de, Allah'ın
rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman umut kesmemeli, Allah'ın
rızasını, rahmetini ve cennetini umarak hayırlarda yarıştıkları sürece
Allah'ın daima onların yanında olduğunu bilmelidirler. Allah bir
ayetinde müminlere şöyle bir vaadde bulunur:
… Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav)'in temizliğe verdiği önem
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden, giysi, mekan ve yediği
yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir.
Bir Müslümanın saçları, eli, yüzü, bedeninin her yeri daima tertemiz
olur. Kıyafetleri de her zaman temiz, bakımlı ve düzgündür. Çalıştığı
veya yaşadığı mekanlar da her zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu,
havadar ve ferahlık verici olur. Müminlerin bu özelliklerine en güzel
örnek yine Peygamberimiz (sav)'dir. Allah, bir surede Peygamberimiz
(sav)'e şöyle buyurmuştur:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et
(yücelt) Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir
Suresi, 1-5)
Allah Kuran'da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini bildirmiş,
Peygamberimiz (sav)'e de, temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere
bildirmesini söylemiştir:
"Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin…" (Müminun Suresi, 51)
"Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün
temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip
yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine
Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
hesabı çabuk görendir." (Maide Suresi, 4)
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde de müminlere temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:
"Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer."31
Peygamberimiz (sav)'in duaları
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua için kalktığı bildirilir.
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve
kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde
keçeleşeceklerdi. De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum
ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum." (Cin Suresi,
19-20)
Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz (sav)'in dualarından
bahsedilmektedir. Peygamberimiz (sav) dualarında Allah'ı sıfatları ile
anarak O'nu yüceltmiştir. Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da bildirilen
dualarından biri şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve
dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç
yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin
düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı karşıya kalmıştır. Onların
bu baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren Peygamber
Efendimiz'e, şeytanın olumsuz telkinlerine ve manevi saldırılarına
karşı Allah'tan şöyle yardım istemesi emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların
benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim." (Müminun
Suresi, 97-9
Peygamberimiz (sav)'e, dualarında Allah'tan bağışlanma dilemesi ve Rabbimizin merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın." (Müminun Suresi, 118)
Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimizin Allah'a kendisine güzel bir
ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah'a
şöyle yalvardığı belirtilir:
"Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır."32
Allah'ın, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir
miydi?…" (Furkan Suresi, 77) ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler
için çok önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe
hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak,
her konuda Allah'a yönelmeli, herşey için O'na dua etmelidir. Peygamber
Efendimizin ve Kuran'da duaları zikredilen diğer peygamberlerimizin
duaları müminler için en güzel örneklerdir. Onlar dualarında hem
Allah'a nasıl teslim olduklarını, Allah'ı tek dost ve yardımcı olarak
gördüklerini göstermişler, hem de Rabbimizi en güzel isimleri ile
yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit
gözetmeden, her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen
Rabbimize yöneldikleri görülmektedir.