You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

KUR’AN’I ANLAMADA FIKIH USULÜ KRİTERLERİNİN ROLÜ

KUR’AN’I ANLAMADA FIKIH USULÜ KRİTERLERİNİN ROLÜ

Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
KUR’AN’I ANLAMADA FIKIH USULÜ KRİTERLERİNİN ROLÜ

Kur’an ayetlerinin anlamlarının doğru olarak tespit edilmesi meselesi Tefsir usulünün temel meselesidir. Tefsir Usulünün ana konularını oluşturan, Kur’an’ın Kur’an ile tefsiri, Kur’an’ın sünnet ile tefsiri, Sahabenin Kur’anı nasıl anladığı meselesi, Sebeb-i Nüzulun bilinmesi, Mekki ve Medeni ayetlerin tespitinin önemi vb. konular Kur’an’ın doğru anlaşılması için hayati derecede önemli konulardır. Ancak bunlar genellikle anlamın tespitinde rol oynayan harici unsurlardır.

Sadece bu tür harici unsurların bilinmesi her zaman anlamın doğru bir şekilde anlaşılabileceği anlamına gelmez. Herhangi bir ayetin anlam alanının belirlenmesinde dilsel bir takım kriterlere de ihtiyaç vardır. Zira bir ayet, her zaman, anlamı çok açık lafızlardan ve cümlelerden oluşmayabilir. Aynı şekilde her bir ayetin farklı anlam düzeyleri vardır. Bundan dolayı bir ayetin hangi anlama yahut anlamlara gelebileceği meselesi ile ilgili dikkat edilmesi gereken dilsel bir takım kriterler söz konusudur. İşte bu kriterler İslam ilim geleneği içerisinde Fıkıh Usulü içerisinde ele alınmıştır. Genellikle Fıkıh Usulündeki “Delalet” bahsi ayetlerin anlam düzeylerini konu edinir. Bu bahis içerisinde, söylenilen sözün anlamının açıklık kapalılık dereceleri ile bu cümlelerin delalet ettiği anlam düzeyleri ele alınır.

Aslında bu kriterler sadece Kur’an’a özgü kriterler de değildir. Herhangi bir dildeki herhangi bir dilsel metinin anlamın tespitinde aynı kriterler geçerlidir. Hiçbir dilde cümlelerin tümü anlam itibarıyla aynı açıklığa ve aynı kesinliğe sahip değildir. Bunun yanı sıra hiçbir cümlenin anlamı sadece sevk edildiği (doğrudan) anlamla sınırlı değildir. Her cümle bir takım yan anlamları da barındırır.

Netice itibarıyla herhangi bir ayetin söz konusu olan anlamının kesinlik derecesi ile ayetin doğrudan ve dolaylı anlamlarının tespiti meselesi önem arz etmektedir.

Bu bağlamda Fıkıh Usulcüleri anlamı açık olan lafızları / cümleleri, “Zahir”, “Nass”, “Müfesser” ve “Muhkem” olmak üzere dört kategoriye ayırırlar:

1- Zahir: Açıkça bir manaya delalet etmekle birlikte bizzat o manayı kastederek söylenmemiş olan sözdür. Örneğin, “Faiz yiyenler Kıyamet Günü ancak şeytan çarpmış gibi kalkarlar. Bu onların ‘Zaten alışveriş de faiz gibidir’ demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır”(Bakara:275) ayetinin asıl iniş amacı faizin haram olduğunu bildirmektir. Ama ayet bunun yanı sıra aynı zamanda bize alışverişin de helal olduğunu söylemektedir.

2- Nass: “Zahir” ile arasında tek fark, sözün bizzat o anlamı kastetmek için söylenmiş olmasıdır. Yani neyi açıklamak için söylenilmişse, bizzat o anlama delalet eden cümlelere “Nass” denilir. Yukarıda örnek verdiğimiz faiz ile ilgili ayet (Bakara:275) faizin haramlığını bildiren anlamı itibarıyla “Nass”dır. Zira söz bizzat faizin haram olduğunu bildirmek amacıyla söylenilmiştir; bu anlama geldiği ise açık ve kesindir.
Zahir ve Nass olan lafızlar tahsis edilebilir, te’vil edilebilir ve nesh edilebilir özellikteki lafızlardır.

3- Müfesser: Başka bir ayet yahut hadisle tefsir edilerek (açıklığa kavuşturularak) anlamı iyice netleştirilmiş olan ayetlere “Müfesser” denilir. Bu açıklığa kavuşturma (Tefsir) bizzat lafzın kendisiyle olabileceği gibi harici bir delille de olabilir. Hz. Peygamberin yaptığı bir tefsir o ayetin tahsis ve te’vil ihtimalini ortadan kaldırır; ancak sonraki dönemlerde yapılan tefsir böylesi bir ihtimali ortadan kaldırmaz.

4- Muhkem: Bizzat söylendiği anlama delalet ettiği apaçık olan ayetlere Muhkem denilir. Tahsis ve te’vil edilmesi mümkün olmayacak kadar açıktır. Bazen neshi de kabul etmez. Örneğin, zina iftirasında bulunanlar hakkında nazil olan “Onların şahitliklerini ebediyen kabul etmeyin” (Nur:4) ayeti böyledir.

Öte yandan bazı lafızların anlamı ise açık değildir. Bunlar da dörde ayrılmıştır:

1- Hafi: Bir kelimenin anlamı bilinmekle birlikte, anlamının sınırları (neleri kapsayacağı) tam olarak tespit edilemiyorsa bu tür lafızlara “Hafi” denilir. Örneğin, Kur’an’daki “sarık” (hırsız) kelimesinin anlamı açık ve cezası belli olmakla birlikte, “dolandırıcı”nın “sarık” (hırsız) kapsamına girip girmeyeceği konusunda bir netlik yoktur. Bu yüzden bu tür özellikteki kelimeler “Hafi” kabul edilmiştir.

2- Müşkil: Bir kelime birden fazla anlama geliyor ve bu yüzden anlamı tam olarak tespit edilemiyorsa bu kelimelere “Müşkil” denir. Örneğin, Bakara 228. ayette geçen ve hem kadınların “adet dönemi” anlamına gelen, hem de “adet görmedikleri dönem” anlamına gelen “Kuru’” kelimesi böyledir.

3- Mücmel: Lafzıları ne kastedildiği tam olarak anlaşılmayacak derecede kapalı olup, tam olarak anlaşılabilmesi için bir açıklamaya ihtiyaç duyulan ayetlere “Mücmel” denilir. Örneğin namaz mücmel olarak emredilmiş, nasıl, ne zaman ve ne şekilde kılacağımız konusunda Kur’an- Kerim’de pek fazla açıklama yapılmamıştır. Ancak, Hz. Peygamber “Namazı ben nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın” diyerek namaz kılmamızı emreden mücmel ayetleri müfesser (açık) hale getirmiştir.

4- Müteşabih: Anlamında bir kapalılık olmamakla birlikte, bilinen anlamıyla anlaşıldığında sorun çıkan ve bu anlamıyla anlaşılması uygun olmayan ayetlere “Müteşabih” denilir. Bu konuyu daha sonraki bir yazımızda ayrıca anlatacağımız için şimdilik bu kadarın yeterli olduğunu düşünüyoruz.
Lafızların açıklığı ve kapalılığı ile ilgili ana hatlarıyla bunları söyledikten sonra, şimdi ayetlerin delalet ettiği anlam düzeylerini ele alabiliriz.

Yukarıda da değindiğimiz gibi hiçbir söz tek bir anlam derecesine sahip değildir. Her sözün bize “söylediği” doğrudan bir anlamı olduğu kadar, “ima ettiği” yahut “işaret ettiği” veya “zorunlu kıldığı” dolaylı anlamları da vardır. İşte bunlara Fıkıh Usulünde “Delalet yolları” denilir.

Usulcüler “Delalet yollarını” dörde ayırır. Diğer bir ifade ile, “Sen şimdi bu anlamı bu ayetin neresinden çıkardın?” sorusuna verilecek cevabın dört kategorisi vardır:

1- İbarenin delaleti: Bu, lafızdan ilk anlaşılan anlamdır. Zaten söz bizzat açık seçik “onu” söylüyordur. Yani, bu dilde bu cümle bu anlama geliyordur. Buna ibarenin delaleti denilir. Örneğin: “Yetim mallarını yiyenler karınlarını ateşle doldurmaktan başka bir şey yapmış olmazlar. Onlar alevli bir ateşe atılacaklardır.” (Nisa:10) ayeti bize açık bir şekilde yetim malı yemenin çok büyük bir günah olduğunu söylüyor.

2- Nassın işareti: Anlam bizzat cümlede zikredilmemiştir. Ancak “o anlam” bizzat cümle metninde geçmese de, sözün söyleniş biçiminden (kelamdan) çıkar. Örneğin, Bakara 233. ayette geçen ve “baba”yı ifade etmek için kullanılan “mevludun leh” (çocuk kendisine ait olan / kendisi için doğrulmuş olan) ibaresi aynı zamanda çocuğun velayetinin babaya ait olduğunu ifade eder. Cümlenin kendisinde böyle bir anlam doğrudan bulunmamakla birlikte, ibarenin kullanılış şekli, dolaylı olarak o anlama işaret eder.

3- Nassın delaleti: Bir konuda söylenilen bir sözün anlamı, bir başka şeyi de bütünüyle kapsıyorsa buna “nassın delaleti” denilir. Örneğin, “(Anne babaya) öf deme” (İsra:23) ayeti açıkça ana babaya “öf” demenin haram olduğunu bildiriyor. Dolayısıyla onlara “öf” bile demek haram olursa, “sövmek” ve “dövmek” haydi haydi haram olur. Yani, bir şeyin en küçüğü bile yasaksa, en büyüğü tabii olarak yasaktır.

4- İktizanın delaleti: Sözün doğru anlaşılabilmesi için zorunlu olarak cümleye takdiri bir ekleme yapılmasına iktizanın delaleti denir. Bu ekleme bazen, şer’an, bazen ise aklen gerekebilir. Örneğin, “Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kurban edilen hayvanlar size haram kılındı” (Maide:3) ayetinde kastedilen şey bu hayvanların kendisi değil, yenilmesidir. Dolayısıyla burada cümleye “yenilmesi” kelimesi eklenmezse şer’an anlam yanlış olur. Yine aynı şekilde, “O zaman o da meclisini çağırsın” (Alak:17) ayetinde geçen meclis insanların toplanma yeri anlamına gelen bir kelimedir. Mantıksal olarak bir “mekan” gelemeyeceğine göre, kastedilen şey o mekanda bulunanlardır. Yani ayette geçen “meclis” kelimesini “meclistekiler” şeklinde anlamak mantıken zorunludur.
* * *
Sonuç itibarıyla, ayetleri anlarken elbette Tefsir Usulünden azami ölçüde yararlanmak durumundayız. Ama bu, İslam ilim geleneğinde anlamayla ilgili ciddi bir usul koymuş olan Fıkıh Usulünün kriterlerini göz ardı etmemiz anlamına gelmiyor. Zira Kur’an-ı Kerim’i anlama konusunda en az Tefsir Usulü kadar Fıkıh usulünün kriterlerine de ihtiyacımız var. Dolayısıyla Fıkıh Usulünü es geçerek göstereceğimiz her anlama çabası Kur’an’ı anlama konusunda çok ciddi handikaplar oluşturacaktır. Ve nitekim oluşturmaktadır da…
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.