You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

KURÂN’I KİM YAZDI?

KURÂN’I KİM YAZDI?

Forumcu
KURÂN’I KİM YAZDI?
Yirmi yıldan fazla süredir Abdülkerim Suruş, İran’ın önde gelen halk entelektüellerinden biri oldu. İslami teoloji ve mistisizmde uzmanlaşan Suruş, Ayetullah Humeyni tarafından nihayetinde teokratik devleti karşısına alacak İran üniversitelerinin “İslamlaştırılması” için seçilmişti. Farklı düşünmesinin bedelini ödedi. Huzur sağlamak için kurulan yasa dışı örgütler ve diğer hükümet destekli unsurlar İran’daki geniş katılımlı derslerini bastı. Dövüldü ve neredeyse öldürülecekti. Entelektüellerin rock yıldızları olarak görüldüğü bir ülkede Suruş, dini çoğulculuğa ve demokrasiye verdiği açık destek yüzünden saygı gösterildi ya da hakarete uğradı. Şimdilerde çok önemli bir adım daha attı. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde o üniversiteden bu üniversiteye dolaşarak, İran’ın imamlık kurumuna şok dalgaları gönderiyor.


En yakın tartışma bundan yaklaşık sekiz ay önce, Suruş’un Hollandalı bir gazeteciyle İslam’ın en hassas konularından Kur’an-ı Kerim’in ilahi kaynağıyla ilgili konuşmasından sonra başladı. Müslümanlar uzun zamandır kutsal kitaplarının Tanrı tarafından Peygamber Hz. Muhammed aracılığıyla kelime kelime indirildiğine inandı. Fakat Suruş; röportajında, Kur’an’ın “risalet deneyimi” olduğuna dair alternatif düşüncesini açığa çıkardı. Bana, peygamberin “Kur’an’ın hem alıcısı hem de üreticisi olduğunu ya da, vahyin hem öznesi hem de nesnesi olduğunu” anlattı. Suruş, “Kur’an’ı okuduğunuzda, bir insanın sizle konuştuğu hissine kapılırsınız, yani; kelimeler, betimler, kurallar ve düzenlemelerle benzer tüm şeyler insan zihninden gelmektedir” dedi ve ekledi: “Bu zihin, tabii ki, Tanrı’nın ilhamı ve kutsallıkla boyanmıştır”.

İnternet sayesinde Suruş’un sözleri yayıldıkça, İran’ın Ayetullahları da savaşa dâhil oldu. Onların reddiyelerinde, imamlar Kur’an’ın şu ayetlerini öne sürdü: “Bu sana (Yâ Muhammed) indirdiğimiz mübarek bir kitaptır” (Sad / 29). Bu ayetleri, Tanrı’nın vahiy edici ve Muhammed’in alıcı olduğunu göstermiyor mu diye sordular. Ayrıca Muhammed’in vahiy gelmesi için sabırsızlandığına ve 300’den fazla durumda peygamberin etrafındakilere şu ya da bunu yapmasını söylemesinin emredildiğini ileri sürdüler. Argümana göre, bu emirler peygamberin zihninden ya da kalbi dışında başka bir yerden geldiğini göstermekteydi. Suruş; karşılık olarak, peygamberin papağan olmadığını söylüyor. Suruş bana, peygamberin daha çok kendisi için bal üreten bir arıya benzediğini ve bu bal üretme mekanizmasının Tanrı tarafından ona verildiğini ifade etti. Bu “Kur’an’ın kendi örneğidir” diyor Suruş, ve şu ayeti getiriyor: “Rabbin, arıya vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan, insanların yaptıkları çardaklardan evler edin. Sonra her türlü meyvelerden ye, Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir. İşte o arının karnından değişik renkli bir şerbet çıkıyor; onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda tefekkür eden bir kavim için önemli bir âyet vardır.” (Nahl / 68)

Suruş, Müslüman Luther olarak tanımlanıyor. Fakat Protestan reformcunun aksine kutsal kitaplar hakkında harfi harfineci (literalist) değil. Onun çalışması 19’ncu yüzyıl Alman bilim adamlarının İncil’i orijinal bağlamında anlamaya çalışanlarınkine benziyor. Tipik bir örnek: Kur’an’da yer alan ya da Muhammed’e atfedilen hırsızın elinin kesilmesi ya da zina edenin taşlanması ifadeleri, peygamber dönemine ait çalışan kuralları ve düzenlemeleri bildirir. Bugünün Müslümanları, eğer ellerinde daha insancıl yollar varsa; aynı adımları izlemek zorunda değiller.

Suruş’un son görüşleri İran’ın güçlü muhafazakâr kanadında hoş karşılanmadı. Bazıları onu, ölümle cezalandırılabilecek sapkınlıkla suçladı. İran’ın dini başkenti Kum’da son çalışmalarıyla ilgili protestolar düzenlendi. Ancak İran’ın en büyük lideri Ayetullah Ali Hamaney, beklenmedik şekilde tartışmanın büyütülmemesi için uyarıda bulundu. Hamaney, “ülkenin zihnini bulandırmak” için “felsefe ya da sahte-felsefe” yapanlara “küfürle suçlamak ya da öfkelenmek” yerine argümanlarını çürütecek “dini gerçekler” ile karşılanması gerektiğini söyledi.

İran’da bugün, hükümet karşıtları laik bir devletin kurulması savunuculuğunu yapıyor. Suruş’un kendisi de cami ve devletin, dinin yararına ayrılması gerektiğini söylüyor. O dinden özgürlüğü değil, dinin özgürlüğünü arıyor. Yani daha farklı ve potansiyel olarak daha etkin bir ajanda için konuşuyor. Ortaçağ İslami mistiği Rumi, (Mevlana Celaleddin Rumi) bir zamanlar “eski bir aşk sadece yenisi içinde eritilebilir” diye yazmıştı. Liderlerinin gücü ellerinde ilahi bir görev olarak tuttuğu derinlikli dini bir toplumda, toplumu çoğulculuğa ve demokrasiye yönlendirmek için dini karşı bir argüman gerekebilir. Suruş, İslam adına konuşanlara, onların kelimelerini kullanarak meydan okuyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: KURÂN’I KİM YAZDI?
Suruş değerli bir ilim adamıdır. İran'daki bazı mollaların onu anlaması zaten mümkün değil. Sadece İran'dakiler değil tabi, bizde de pek çok kişi anlamak istemez kendisini.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: KURÂN’I KİM YAZDI?
eger boyle bır fıkre sahıpse ılım adam degıldır bu adam;ılmı aklını asmıs bır adamdır.
ve bu fıkrının neresını anlamamız gerektıgını kavrayamadım.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: KURÂN’I KİM YAZDI?
Abdülkadir Suruş ' un düşünceleri hakkında bir yazı :


İlham peygamberin nefsinden gelmektedir ve her insanın nefsi ilahidir. Ama peygamber diğer insanlardan farklıdır. Çünkü o, bu nefsin ilahiliğinin farkındadır. Dolayısıyla o bu bilkuvve durumu fiiliyata ulaştırmıştır. Nefsi Allah ile bütünleşmiş, bir olmuştur. Burada beni yanlış anlamayın, bu manevi birleşme ve ittihat peygamberin Allah olduğu anlamına gelmez. Bu ittihat peygamberin varlığı kadardır, yani bu ittihat beşeri ölçülerde bir ittihattır ilahi ölçüde değil.
Mevlana bu ittihadın çapını belirtmek için şöyle buyurmuştur: “Peygamberin Allah’la ittihadı, denizin bir testiye doldurulması gibidir.”
Ama diğer taraftan peygamber vahyin yaratıcısıdır. Onun Allah’tan aldığı şey vahyin mazmunudur. Bu mazmun aynı geldiği gibi halka arz edilemez, çünkü bu haliyle vahiy onların anlayışının hatta kelimelerin ötesindedir. Aynı zamanda bu vahiy suretsiz ve şekilsizdir peygamberin işi onu herkesin anlayabilmesi için vahye uygun bir şekil ve suret vermektir. Peygamber de bu yüzden bir şair gibi bu ilhamı kendi bildiği dil ile insanların anlayış düzeyleri içerisinde yine sahip olduğu bilgi ve tasavvur çerçevesinde naklediyor.
Bu metnin şekillendirilmesinde onun şahsiyeti önemli bir rol ifa ediyor. Yaşamının önemli olayları hatta biyografisi bu şekillendirmede rol alıyor. Kur’an-ı okuduğunuzda peygamberin neşeli ve hüzünlü zamanlarını çok açık bir şekilde hissedebilirsiniz. Bütün bunlar kuran metninde görülebilir.
Geleneksel yaklaşımda Kur’an’ın hata barındırması mümkün değildir. Bugün müfessirlerin çoğu vahyin Allah’ın sıfatları, ölümden sonra hayat ve ibadetlerin kaideleri gibi temel konularda hata ve yanlış barındırmayacağını kabul ediyorlar ama kuranın bu dünyanın ve insan toplumunun meselelerine dair konularda hata ve yanılışa sahip olabileceğini söylemektedirler. Tarihi gerçeklere, diğer dinlere ve dünya yüzünde yer alan pratik işlere dair kuranın söylediklerinin doğru olması gerekmemektedir. Müfessirler genellikle Kur’an’daki bu tür hataların Kur’an’a bir zararı olmayacağını Kur’an’ın değerini düşürmeyeceğini sonucunu çıkarıyorlar. Çünkü Peygamber kendi zamanının insanlarının bilgi düzeyinde gönderilmiştir, onlarla peygamber olarak gönderildiği zamanın diliyle konuşmaktadır.
Benim farklı bir bakışım var. Ben peygamberin, farklı bir dile ve birikime sahip olduğu halde, vahye muhatap insanlarla kendi zamanının diliyle konuştuğunu ve onlara vahyi naklettiğini düşünmüyorum. Gerçekte onun söyledikleri ne ise inandığı ve bildiği de oydu. Konuştuğu dil ve sahip olduğu bilgi oydu. Ben onun yeryüzü, evren ve insan genetiği hakkındaki bilgilerinin o dönemin insanlarının sahip olduklarından daha fazla olduğunu ve bugün bizim sahip olduğumuz bilgiye sahip olduğunu sanmıyorum. Bu onun peygamberliğine bir halel getirmez çünkü o bir bilim adamı ya da tarihçi değil peygamberdi.


Alıntıdır...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Karmakarışıklaşmaktayım
RE: KURÂN’I KİM YAZDI?
Zaten inancımız olmasa, var olmanın anlamı, anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi?

Dünyada dost ister isen Hazreti Allah yeter,
Mürşid-i kâmil ister isen Hazreti Kur’an yeter,
Delil ister isen Hazreti Muhammed yeter,
Meşgul olmak ister isen ibadet yeter,
İbret almak ister isen ölüm yeter,
Bunlar da yetmez der isen Nâr-ı Cehennem yeter.

[Resim: ny4qc.gif]

Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: KURÂN’I KİM YAZDI?
Alıntı:. Tipik bir örnek: Kur’an’da yer alan ya da Muhammed’e atfedilen hırsızın elinin kesilmesi ya da zina edenin taşlanması ifadeleri, peygamber dönemine ait çalışan kuralları ve düzenlemeleri bildirir. Bugünün Müslümanları, eğer ellerinde daha insancıl yollar varsa; aynı adımları izlemek zorunda değiller.

Böyle bir düşünceyi savunmak Din'den çıkmak anlamına gelir. Kuran evrenseldir. Her zamana ve mekana uygundur. Yoksa Kuran'dan bazı kurallar günümüze uygun değil uymayabilir demek yanlıştır.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.