Bazı insanlar vardır ki, onlar yeryüzünde İslam şeriatinin hükmünü tekrar geri döndürmek istediklerini ve bunun kafir demokratik sistemlerin prensipleri doğrultusunda parlementoyla ilgili seçimlere giren siyasi bir parti kurmakla gerçekleşeceğini, böylece seçimlerin sonucunda kazanacak olurlarsa ülkede mevcut olan ve İslami olmayan kanunları değiştirip onların yerine İslam kanunlarını tekrar uygulayacaklarını iddia ederler.
Yine onlar işte bu yolla İslam şeriatiyle hükmetmenin mümkün olabileceğini ve üstelik müslümanların kanlarının dökülmeyeceğini iddia ederler.
Oysa her kim, İslam ile hükmetmeyen demokratik bir devlette küfür kanunlarına tabi olan siyasi bir parti kurmasının kendisine caiz olduğunu, bu amelinin İslam’a ve müslümanlara hizmet olduğunu iddia eder veya küfür kanunlarına tabi olan ve bazı menfaatler elde etmek amacıyla kurulan bir siyasi partiye İslam ve müslümanlar için katıldığını söylerse işte bu kimsenin bu ameli ve sözü bir tek şeyi gösterir. O da; o kimsenin tevhidde ve Lâ ilâhe illallah Muhammedun Rasulullah meselesinde cahil olduğu ya da İslam’ı yıkmak, ehlini uyuşturmak ve böylece tagutların hükmünü yerleştirmek isteyen birisi olduğudur.
Öyle ki Allah-u Teâlâ'nın kitabını bir kenara bırakarak, beşer aklının ürünü olan kanunları tatbik eden, bununla birlikte İslam iddiasında bulunan ülkelerin çoğunda olduğu gibi küfür kanunlarına (anayasaya) ve tagutlara (ülkelerin yöneticisine) karşı ihlaslı olmak, saygı göstermek, onları korumak üzere Allah-u Teâlâ'ya yemin ederek küfür kanunlarına bağlı siyasi bir parti kurmak küfür olan bir fiildir.
İsterse İslam’ın hükmünü yeryüzünde tekrar ikame etmek gayesiyle yapılsın durum değişmez.
Zira bu durum aslında kendisiyle İslam’ın yeniden ikamesinin istenmediği, İslam’ın gereklerinin yerine getirilmediği, Lâ ilâhe illallah Muhammedun Rasulullah’a ilim ve açık delillerle iman eden bir muvahhid müslümanın kesinlikle tasvip etmediği türden bir küfürdür.
Çünkü İslam’la hükmetmeyen kafir bir devlette parti kurmak; İslam’a muhalif olan bu devletin kanunlarını kabul etmek manasına gelir. Bu sebeple her kim bu kanunları kabul eder veya onlarla hükmederse, o kimse İslam’ı istediğini, İslam şeriatini tatbik etmek istediğini iddia etse bile kafir olmuş ve kendisini Allah-u Teâlâ'dan başka bir ilah ilan etmiştir.
Aynı şekilde küfür hükümlerini tatbik eden veya o hükümleri kabul eden kimse bu kabulünün İslam şeriatini tatbik veya İslam’a ve müslümanlara hizmet etmek için merhaleli bir kabul olduğunu iddia etse bile yine kafir olmuştur.
Zira küfür bir yol izlenerek İslam getirilmez.
Böyle bir hal iddia sahibi o kimsenin tevhidi ve İslam akidesini bilmeyen, İslam hükmünün nasıl tamamlanacağını anlamayan bir cahil olduğunu veya İslam hükmünün ve İslam’ın yeniden hakim olmasını isteyen kimselerin İslam’ı seviyor olmalarını ve cehaletlerini fırsat bilerek onları saptırmak isteyen biri olduğunu ya da dünyevi bir takım menfaatler elde etmeyi isteyen bir menfaatçi olduğunu göstermektedir.
Her kim böyle yapar ve böyle yapmayı caiz görürse kesinlikle o kimse İslam’dan çıkmıştır. İman ve İslam iddiasında bulunsa, oruç tutsa, namaz kılsa ve İslam şeriatini ikame etmeyi istese bile.....
Her kim de ister bilerek isterse de bilmeyerek onu desteklerse işte o kimse de Allah-u Teâlâ’dan başkasına ibadet etmiştir. Çünkü bu mesele, Allah-u Teâlâ'nın hükmüyle ilgili bir meseledir. Hiçbir mükellef için bu konuda cahil oluşu caiz değildir. Zira bu mesele; uluhiyyetin özelliklerinin en önemlilerinden olup iman ve tevhidin temelidir.
Öyle ki, İslam insanları kullara kulluktan çıkarıp ibadeti sadece bir olan Rabbe yapsınlar diye geldi. Bu sebeple insanları ilk olarak Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet ettirip sonra da Allah-u Teâlâ'ya ibadet ettirmek yoluyla İslam hakim kılınmaz. Üstelik bu, Allah-u Teâlâ'nın ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, İslam’ın hakim kılınması için bizlere açıkladığı yol değildir.
O halde insanları ilk olarak Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet ettirip sonra da Allah-u Teâlâ'ya ibadet ettirmek isteyen kimseden daha sapık, daha fasık, daha zalim ve daha cahil bir kimse yoktur.
Şüphesiz ki bir olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Allah-u Teâlâ helal ve haram sınırlarını çizmiş ve belirlemiştir. Bu sebeple ancak Allah-u Teâlâ'nın haram dediği haram, helal dediği helaldir.
Öyleyse her kim haramı helal veya helali haram kılan bir kanun koyar, o kanunun takipçisi olur ve ona insanları tabi ettirirse işte o kimse kendisini yalnız Allah-u Teâlâ'nın hakkı olan bir ilah makamına getirmiştir.
Her kim de ona itaat eder, ona bu konuda yardım eder, onu tekfir etmezse işte o kimse de küfre girmiş ve tağuta kulluk yapmıştır.
Bunun içindir ki; her kim bu gibi partileri bu yaptıklarını bilerek seçer veya onları destekler veya onları tekfir etmez veya onları tekfir etmeyenleri tekfir etmezse, kafir olur. Çünkü o, tagutu inkar etmemiştir.
( Prof. Dr. Ziyaeddin el-Kudsi -İşte Müslüman )