- Müslüman herkese tebliğ yapmakla yükümlüdür -
Allah'ın Kuran'da Müslümanlara farz kıldığı hükümlerden biri de iyiliği emredip kötülükten men etmek, insanları doğru yola davet etmek ve İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması için gayret etmektir.
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)
Allah'ın tüm peygamberleri, elçileri ve salih müminlerin hepsi Allah'ın bu emrini eksiksiz yerine getirmişler, yaşadıkları devirde toplumun her kesimine tebliğ yapmışlardır. Tebliğ yaparken hiçbir zaman, "şu konumdaki insana din anlatılmaz", "şu ırktan, şu düşünceden, şu dinden insan doğru yola davet edilmez", "kıyafeti böyle olanla konuşulmaz" gibi bir düşünce içinde olmamış, hiçbir ayırım yapmadan herkesi Allah'ın hak dinine çağırmışlardır. Peygamberimiz (sav) Mekkeli müşriklere, Ebu Cehil'e, Ebu Leheb'e, Hac mevsiminde kurulan panayırlara gelen tüm kabile ve ziyaretçilere, Hristiyan ve Musevi topluluklara tebliğ yapmıştır. Karşısındaki insanların toplum içindeki konumuna, İslam'a bakış açılarına, düşüncelerine, yaşam stillerine, ahlaki yapılarına, kıyafetlerine göre ayırım yapmadan, defalarca, çok çeşitli ve hikmetli yöntemler ve üsluplar kullanarak onları Bir olan Allah'a imana çağırmıştır. Bu kişiyle konuşulmaz, şu kişiye tebliğ yapılmaz gibi bir tutum içinde olmamıştır.
Hz. İbrahim (as) devrinin en azgın, en gaddar, en zalim insanı olan Nemrud'a Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmıştır. Hz. Musa (as), devrin Müslümanları olan İsrailoğulları'nın erkek çocuklarını boğazlayan, onlara akıl almaz işkenceler yapan Firavun'a gidip onu Allah'ın dinine tabi olmaya çağırmıştır. Ve bunu yaparken, Allah Hz. Musa (as)'a Firavun'a "yumuşak söz" söylemesini emretmiştir:
"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."
Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz."
Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." (Taha Suresi, 43-46)
Görüldüğü gibi Allah Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'ı o devrin en ahlaksız, en sapkın, en şedid, İslam'a en düşman kişisine tebliğ yapmaya göndermiştir. Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as), dönemin dinsizlik ve ahlaksızlık merkezi olan Firavun'un sarayına giderek ona tebliğ yapmışlardır. Üstelik Allah, Firavun gibi din düşmanı birine bile "yumuşak söz" söylemelerini emretmiştir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu kıssadan da açıkça anlaşıldığı üzere Müslümanlar her kesimden insana tebliğ yapmakla mükelleftirler. Ve bu tebliği yaparken, son derece nezaketli, sevecen, şefkatli ve sabırlı bir üslup kullanmakla yükümlüdürler. İslam'da katı, bağnaz, kaba bir üslup yoktur. Koşullar ne olursa olsun, karşıdaki kişi kim olursa olsun Müslüman güzellikle, sevgiyle, şefkatle dini anlatmakla emrolunmuştur. Müslümanın yapması gereken Allah'ın Kuran'da bildirdiği şekilde dini anlatmak ve hidayeti verecek olanın Allah olduğunu bilerek kimseye karşı zor ve baskı uygulamadan, doğruyu göstermektir. Müslümanların doğruyu göstermekle, Allah Katında hak din olan İslam'a davet etmekle yükümlü oldukları bir topluluk da Kitap Ehli'dir. Müslüman ahlaki ve tavır bozukluğu içinde olanlara, dinsizlere, materyalistlere, ateistlere dahi dini anlatmakla yükümlüyken, Allah'ın varlığına iman eden, peygamberlere inanan, Allah'ın göndermiş olduğu kitaplara uyan Kitap Ehli'ni de hakka davet etmekle yükümlüdür. Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için de Kitap Ehli'yle sosyal ilişki içinde olunması gerektiği açıktır.