gibi gizemli bir korku içinde göremez olmuş, kıpırdamaz olmuş, açılıp
kapanmayı unutmuştur.
Yanılmayasınız, bunlar birilerine ilişkin söyleyerek duymasını istemediğimiz
sözlerden değildir, yok, bunlar bir şey değil, buna benzer söz çoktur, çok
da değersizdir, herkesin böyle sözleri olur, birilerine, bir seslenilene
söylenecek sözlerden söz ediyoruz biz, ondan başkasına söylenemeyecek, ondan
başkasına söylenememesi gereken, bununla birlikte onunda
duymaması gereken sözler, yüce, güzel tatlı sözler bunlardır, seslenilenin
bile namahrem olduğu sözler!
Bu nasıl söz? Bu nasıl seslenilen?
Bulunmadıklarında bulunduklarından daha çok "var olan" kimseler! Yer yer
duymamaları gereken sözlerin seslenileni olan kimseler bunlardır işte,
kendileriyle hep konuşur durumda olduğunuz kimseler bunlardır, güzel
sözlerimizi de bunlara söyleriz hep, duymalarını istemediğimiz sözleri, hep
yazıp ta göndermediğimiz mektupları da bunlara yazarız.
Özgün sözler, "duyulmak" için söylenen sözler değildir, "söylenmek" için
söylenen sözlerdir. Özgün yazılar "okunmak" için yazılan yazılar değildir,
"yazılmak" için yazılan yazılardır.
Kuşlara benzer duygular. Nereden gelir bilinmez. Kâh çığlık çığlıktır, kâh
sesleri işitilmez. Bağrında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni.
Kuşlar soğuk iklimi sevmez.
Aşk sevenin içinde varolan bir güçtür. Kendisini sevgiliye çeker. Oysa sevgi
sevilende varolan bir albenidir. Seveni sevilene götürür. Aşk, sevgiliye
egemenliktir. Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.
Birden içime şu korkunç soru düşüvermişti: "Ben hangiyim?"
Ruhunun bu kaygıyı duyumsayabilecek oranda büyük, geniş olduğunu
düşünüyorum. Kişinin kendini kendi içinde yitirmesinden daha korkunç ne
olabilir? Kişinin kendi içinde... ne desem?.. Kendisiyle iç içe olmuş,
kendilerini kendisi gibi göstermiş... Yabancılar olmasından daha büyük bir
yıpranış olabilir mi? Şimdi ben kim olduğumu bilmiyorum... ne korkunç!
İçine bir yeraltı su geçidi gerek senin
İğretilere kapın açılmasın diye senin
Evin içinde bulunan bir su testisi bile
Dıştan gelen bir ırmaktan iyi senin için
Çok ilginç! O var iken görmüyordum, o çağırıyor iken işitmiyordum... Ben
görmeye başladığımda o yoktu... Ben işitmeye başladığımda o çağırmıyordu...
Soğuk, duru bir pınar, senin karşında coşmakta, çağırmakta, inlemekteyken,
sende suyun değil, ateşin susuzluğunu çekiyor iken, pınarın kurumasıyla
birlikte, pınarın, senin susuzluğunu çektiğin o ateşten boşalıp buğulaşarak
boşluğa uçmasıyla birlikte böylece ateşin, çöle saldırarak onu kendi
içerisinde eritmesiyle, yerden ateş bitip, gökten ateş yağmasıyla birlikte
senin ateşin değil suyun susuzluğunu çekmeye başlaman, sonra da varoldukça
senin yokluğunun üzüntüsüyle eriyen kimsenin yokluğunun üzüntüsüyle bir
yaşam boyu erimen ne üzücüdür!
"Var olmak", dar, karanlık bir hücredir; kapısı ölüm, penceresi yaşamdır,
pencerelerini bulmamış olanlar ya da yalnız "var olmak"la yetinecek ölçüde
"az" olanlar ile bu "az olmak" tan biraz çok olmaları ya da çok duruma
gelenler intiharın kurtarıcı yardımıyla, kapıyı açar, kurtuluşa doğru
kaçarlar.
"İnsan" olma "bilme" ile gerçekleşmektedir. Bunun en yüce belirginliği de
kendini bilmedir. "Kendini bilme "ne rastlantısal olarak, ne de daha önceki
bir kararlaştırma ile ve ne de gaybi ilham, kalbi duyumsama veya iç ışıması
ile olur. Başkası (L'autrui) ile yürüttüğü ilişkilerinden yola çıkarak
insan, "ben" (Lemoi)e ulaşmaktadır. "Başka" olanı tanımakla ve duyumsamakla
"kendisi"ni keşfetmektedir.
A.Şeriati