Mutluluk araştırmaları hep şunu gösteriyor: Mutluluk öyle kovalanacak bir şey değil. O bir şeyler yaparken size gelen bir haldir zaten. Yaptığınız işi iyi yaparken, sevdiklerinizle vakit geçirirken... İnsanlar galiba küresel popüler kültürün çok fazla etkisi altına girdiler. Mutluluk dışarıdan alınan şeylerle elde edilmez. Mesela tüketicilik kültürü insanlara diyor ki, 'ne kadar çok şey alırsan o kadar mutlu olursun'. Halbuki "sahip olduğun şeyler gün gelir sana sahip olur." İnsana mutluluk veren şeyler parayla değiş tokuş edilemeyen değerler. Sevgi., yarenlik, bir ülküye, bir manaya sahip olmak gibi. Her kim ki kendi benliğini aşan bir ülkünün, bir anlamın, bir davanın peşinde koşuyor; o diğerlerine göre daha mutludur. Günümüz popüler terapi kültürü, insanların derinlerdeki sorularına cevap veremediği gibi, sadece pansuman yapıyor.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
KEMAL SAYAR'DAN
KEMAL SAYAR'DAN
Mutluluk araştırmaları hep şunu gösteriyor: Mutluluk öyle kovalanacak bir şey değil. O bir şeyler yaparken size gelen bir haldir zaten. Yaptığınız işi iyi yaparken, sevdiklerinizle vakit geçirirken... İnsanlar galiba küresel popüler kültürün çok fazla etkisi altına girdiler. Mutluluk dışarıdan alınan şeylerle elde edilmez. Mesela tüketicilik kültürü insanlara diyor ki, 'ne kadar çok şey alırsan o kadar mutlu olursun'. Halbuki "sahip olduğun şeyler gün gelir sana sahip olur." İnsana mutluluk veren şeyler parayla değiş tokuş edilemeyen değerler. Sevgi., yarenlik, bir ülküye, bir manaya sahip olmak gibi. Her kim ki kendi benliğini aşan bir ülkünün, bir anlamın, bir davanın peşinde koşuyor; o diğerlerine göre daha mutludur. Günümüz popüler terapi kültürü, insanların derinlerdeki sorularına cevap veremediği gibi, sadece pansuman yapıyor.
Modern psikoterapiler hayatın çok önemli bir parçasını, manevi hayatı ıskalayabiliyor. Yalnız son yirmi otuz yılda manevi pratiklerin de terapi odasında konuşulması gerektiği söyleyenler çoğaldı. Terapi odasında insanların inanma ihtiyacının duyulması lazım. Bu hor görülmemeli. Bugüne kadar Freudyen terapistler bu arayışları ya görmezden geldiler ya da küçümsediler. Halbuki insanın asli taraflarından bir tanesi aşkınlıkla kurduğu irtibattır. Allah'la kurduğu ilişkidir. Eğer bu ilişkideki kırılmalar, neşe ve hüzün terapi odasına girmiyorsa; o insanın iç dünyasına dair çok önemli bir malzeme dışarıda bırakılıyor demektir.
İnsanlar sanal alem üzerinden iletişim kurduklarını zannediyorlar ama bir başkasının yüzünü görmeden, sesini duymadan kurduğunuz ilişki insani bir öz taşımaktan uzaktır. .Sanal alem insanın yabancılık ve yalnızlığını artırıyor. Gerçek bir iletişim ses tonunu, yüz ifadelerini yakalamadan mümkün değil. . İnternetin yaygınlaşmasıyla artık dünyayı bilme biçimimiz değişiyor. Yakınlığın ve uzaklığın ne olduğuna dair bilgimiz değişiyor. Üç sokak ötesine gidemeyen bir kişi, birdenbire bütün aleme sanal ağlardan açılıyor. Hayat kültürü yeterince gelişmemiş kişiler, sanal alemdeki kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebiliyor.
Romantik evlilik bir efsanedir. Batılı kültürel bir inşadır. Modern hayat özel ve kamusal alan arasına keskin bir çizgi çekiyor ve özel alanda yakınlığı mutluluk için vazgeçilmez bir unsur olarak vaz ediyor. Kitabımda bunu eleştiriyorum. Gözlemlerime göre kadınlarımızın bir kısmı Türk televizyon dizilerini izledikten sonra çok mutsuz oluyor. Çünkü bu diziler romantik aşk mefhumunu adeta gözümüzün içine sokuyor. Kimi kadınlar hayatta aradıkları prensi bulamamış olduklarını fark ediyor, kendilerini kötü hissediyor. Dizilerin etkisinde kalarak prenslerini aramaya başlıyor. Erkekler de çok güzel, çıtı pıtı kadınlar istiyor. Gerçek bir aşkı yaşayamamış olmanın yazıklanmasıyla gözlerini evin dışına çevirebiliyor. Çılgınca aşk beklentisi, olgun ve saygı eksenli beraberliklerin önünü alabiliyor ve böylesi aşklar da çok çabuk tüketilebiliyor.
Romantik aşk beklentisi aileleri zehirliyor. Bu beklenti günümüzde diziler üzerinden veriliyor. İnsanlar o dizileri seyrettikçe kendi kocasından veya kendi karısından memnun olmamaya başlıyor. Mutsuzluk sökün ediyor. Bizim toplumumuz ilginç bir şekilde kurguya kurgu muamelesi yapmıyor. Basınımız dizi film karakterlerinden kanlı canlı insanlarmışcasına söz ediyor. İnsanımız da buna inanıyor.
Aşk tutku dediğimiz şeylerin zaman içerisinde solduğunu, bunun yerini karşılıklı beraberlikten duyulan itminana, tahammüle, saygıya, yoldaşlık hissine bırakması gerektiğini biliyoruz . Bir evliliği sürdürebilmenin en önemli ölçütlerinden birisi, eşlerin ev içinde yoldaşlığı ve dostluğu. Olgun sevgi, tahammül duygusunu içinde taşır.
Yukarda romantik evliğin bir efsane olduğunu söylediniz. İçindeki Çocuk da mı bir efsane?
Büyük bir modern psikoloji efsanesi. Bugün artık bununla dalga geçiliyor. İçimizde bir çocuk filan yok. Hepimiz büyümek, hepimiz olgunlaşmak istiyoruz. Eğer içimizde bir çocuk varsa içimizdeki olgunlaşamamış taraflarımızı temsil eder ve iyi bir şey değildir. Çocuk sonuçta sorumsuzluğu, hayatta elini taşın altına koyamamayı temsil eder. İçimizdeki çocuk lafıyla saflığı kastedenler var. Oysa içimizde büyümemiş taraflarımız varsa eğer, onlar düşmanlığı, bencilliği, saldırganlığı da barındırabilir. Ama artık büyüyelim. İçimizdeki çocuktan kurtulup içimizdeki büyükle karşılaşalım. Hayatımızın kurbanı değil, yazarı olalım
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi