Allah a iman etmenin ilk şartı olan kelime-i Tevhid,’La ilahe illallah’ cümlesiyle ifade edilen ve ‘Allah tan başka ilah yoktur’ anlamına gelen mübarek bir kelimedir.Bütün kainatı ve tüm canlıları kudretiyle ve ilmiyle yaratan ve yaratmış olduğu tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayan,mutlak güç ve otorite sahibi,hiçbir şeye muhtaç olmayan,herkezin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu,her an görüp gözeten,her şeyi duyup işiten ilmi ile her şeyi kuşatan, görünen ve görünmeyen her şeyi bilen ,olup biten her şeyden haberdar,zarar ve faydanın mutlak sahibi,Rahman ve Rahim, kendisine dua ettiğimiz , yardım dilediğimiz,sıkıntımızı arzettiğimiz , hastalığımızda bize şifa veren ,açlığımızda verdiği nimetlerle bizi doyuran , bize doğru yolu gösterip hidayet eden, bunun için kitaplar indirip, peygamberler gönderen, Alemlerin Rabbi olan Allah tan başka ilah yoktur.
Şu dünya sahnesine sadece imtihan gayesiyle gönderilen iki zümre; insanlar ve cinler. Kendilerini yaratan Allah-u Teâlâyı tanıyıp bilmek ve yanlızca O na ibadet ve kulluk emrine muhatap olan akıl ve irade sahibi iki topluluk ve özelliklede kendi cinsimiz olması hasebiyle insan. O insan ki, Allah onu yoktan var etmiş, ona akıl ve irade vermiş, ona önderlik ve kılavuz edecek peygamberler göndermiştir. Tüm varlıklar içerisinde akıl ve iradesiyle ayrıcalıklar bir yere sahip olan insana Allah ın hitap etmesi ,insanı kendisine muhatap kabul etmesi ne büyük bir şereftir. Şüphe yokki , Allah-u Teâlânın bunca nimetine karşılık , O nun bizim üzerimizde tek söz sahibi ve en çok hak sahibi olduğunu itiraf etmek boynumuzun borcu imanımızın gereğidir.
Bu noktada Allah a karşı sorumlu olduğumuzun bilincine varmak ve bu bilincin şuur haline getirmek, Kelime-i Tevhid te anlamı bulunan Tevhid inancını iyice bilmek ve hayata aktarmakla mümkündür. Bu inancı öğrenmek içselleştirenkimse artık ‘Muvahhid’ olma vasfına hak kazanmıştır. ‘Muvahhid’ kelime-i Tevhid e hakkıyla inanan kimse demektir.
Kelime-i tevhidin içselleştirilmesi, öğrenimine baglı olduguna göre bir kimse ‘La ilahe illallah ‘ Allah tan başka ilah yoktur derken niçin ilahlık vasfını sadece Allah a verir, bu vasfı O nun dışındaki varlıklardan soyutlar. İşte bunun acığa çıkıp çözüme kavuşturulması için ‘ İlah ‘ ne demektir ne anlama gelir sorusuna cevap bulmamız gerekmektedir.
‘ İlah ‘ kelimesi aslen Arapça olup kelime anlamı itibariyle ısınmak, alışmak , birisine aşırı sevgi ile yönelmek ve kulluk etmek anlamına gelir. İslami terminoloji de ise otorite sahibi, kanun koyan, ibadet edilen, tüm ihtiyaçları gideren , hesaba çeken, mükafatlandıran-cezalandıran anlamına gelir. Bu bağlamda bütün teşkil etmektedir. Allah ın yaratıcılığı birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil etmektedir. Allah ın yaratılıcılığı herkesce malum olduğu için üzerinde durulmaya gerek görülmemiştir. Cünkü genelde insanların bu konuda her hangi bir problemi bulunmamaktadır. Fakat mesele Allah ın yöneticiliği olunca, bunun ne manada anlaşılması gerekir şeklinde bir soru sorulabilir.
Allah ın yöneticiliği demek ; emir ve yasak belirleme haram ve helal tayin etme , yani kısaca kanun koyma hak ve yetkisinin sadec ve sadece Allah a ait oldugu anlamına gelmektedir. Allah u Teala kitabında sadece inanç ve ibadetlerle ilğili hükümler koymamıştır, buna ilaveten, sosyal, siyasal,ekonomik, hukuki, ceza ve ahlaki hükümlerde eklemiştir. Tüm bunları hepsini kanun hükmünde olup kıyamete kadar gecerliliğini koruyacaktır.
Kuran ın çağlar üstü ve evrensel değerlerinden mahrum milyonlarca insanın, pençesinde can çekiştiği sosyal-ahlaki-ekonomik problemler, dünyayı günden güne daha da yaşanmaz bir hale getirdiği ortadayken, kurtuluşu hala başka adreslerde arayan zavallı insanların durumu gırtlağına kadar pisliğe batmış ve çırpındıkça batan kimsenin haline ne kadar benzemektedir.
Bu noktada kendimize şöyle bir sual yöneltelim : İçerisinde yaşamakta olduğumuz hayatın ana dinamiklerini belirleyen etkin güç hangi kaynaktan beslenmektedir ? Sosyal siyasal-ekonomik ve kültürel hayata hakim olan Allah ın yasalarımı ? yoksa bu yasalara muhalif ideolojik kaynaklı yasalar mı ? Şurası bir gerçektirki Allah ın kitabını tevhidi bir gözle okuyanlar şu gerçeği hemen farkederler: Hukuk yasalarını-toplumsal yaşantılarını – ekonomilerini – tiçaretlerini ve karşılaştırdıkları bütün meseleleri , yüce Allah ın peygamberlerin vasıtasıyla biz kullarına indirdiği yolun dışında her hangi bir referansa dayandıranlar, hiçbir zaman hakkıyla Allah a iman etmiş sayılmaz.
Çıkarmış oldukları yasalarla, adeta kur-anın her hükmine muhalefet etmeyi temel gaye edinmiş demokratik rejimler, Allah a ait olan yasama hak ve yetkisini, parlementolara vererek bu makamları kollektif şirk faliyetinin yürütüldüğü merkezlere dönüştürmüşlerdir. Evet içindeki faize,fuhuştan kumara,örneklerini çoğalta bileceğimiz bir çok haram , demokratik rejimlerin izni ve devletlerin himayesinde birer sektör halini almıştır .
Bu bağlamada bir kimsenin çıkıpta ;’ben içki içmiyorum’ ‘ben faiz almıyorum’ ‘ben fuhuş yapmıyorum’ demesi kendisini kurtarmayacaktır. Zira bu müesseselerde ayakta kalmasına yardımcı olan ve devamını sağlayan kimselerin sağlamış oldukları maddi ve manevi destek, batıl ideolojilerin hakimiyetinin pekişerek güçlenmesine sebep olmuştur. Bu bakımdan insanoğlu hakkında yasamada bulunmak ancak Allah ın hakkıdır. İnsan yaratan , rızıklandıran ve her türlü nimeti onlara bahşeden şüphesiz Allah tır.
Öyleyse emretmek-yasaklamak-helal ve haram koymak sadece Allah ın hakkıdır. İnsanların İlahi ve rabbi O dur. Allah tan başkasının ilahlık ve rablik ten her hangi bir hakkı yoktur. Mademki tüm insanlar Allah ın kuludur , o halde O nu dinlemek ,itaat etmek , emir ve yasaklarına uymak gerekir. İnsan oğlu yasa koyucu değil Allah ın koyduğu yasalara uyucu olmalıdır.