Nasıl ki insan, malını bir yararı olmadığı için denize atmıyorsa, tıpkı onun gibi bir insan, elindeki malı ancak bir hedef ve bir gayesi olursa malı verir. Onun, malını vermesi gayesine ulaşmak içindir.
Bu bakımdan o, kendi hedefine varmak için başkasını, malı almak hususunda kullanmıştır. Öyleyse o kendi nefsine iyilik yapmıştır. Vermiş olduğu malın karşılığı olarak nezdinde maldan daha kıymetli olan bir şey almıştır. Eğer o şey onun yanında daha kıymetli olmasaydı asla başkalarına malını vermezdi. Bu düşünceyi ona veren Allahü tealadır.
İşte her ihsan eden kimse de böyledir. Eğer Allah onları nefisleriyle baş başa bırakırsa, onlar o maldan bir kuruş dahi kimseye vermezler. Allahü teâlâ ona harekete geçirici kuvvetleri musallat edince, onun kalbine din ve dünya bakımından o malı vermekte fayda olduğunu yerleştirince onu verir. Kişi vermiş olduğu malın karşılığı olarak nezdinde verilen maldan daha yararlı ve daha sevimli bir şey almış olacağı için bunu verir...
Hakiki manada ihsan cömertliktedir. Cömertlik ise, karşılıksız ve verene bir pay olmaksızın verilen maldır. Bu ise, Allah’tan başkası için muhaldir. Bu bakımdan âlemlere ihsan olsun diye nimet veren Allah’tır. Bu nimeti bir hedef ve gayeden ötürü değil, karşılıksız olarak âlemlere veren O’dur. Bu bakımdan O’ndan başkası hakkında cömertlik ve ihsan lâfzını kullanmak yalan veya mecazdır.