Kaynak enfal.de
Osmanli Devleti'nin onuncu pâdisahı ve Sultan Selim'in ogludur hânedandaki onuncu hükümdardır Osmanli kaynaklari onu, kanun koyucu vasfidan dolayi genellikle Kanunî Sultan Süleyman" diye bati kaynaklari ise büyük ve kudretli vasfindan dolayi Muhtesem ve Büyük" gibi isimlerle anmislardir.
Batili tarihçiler onun ve sahsiyetinin büyüklügü hakkinda bilgi verirken su ifadeleri kullanir: "Kanunî, "Muhtesem" ve "Büyük" gibi ünvanlarla anilan Süleyman'in sultanlik çagi, Osmanli tarihinin en önemli devresidir. Devlet, kudret, yeni fetihler, medeniyetinin, kanun ve mimarlik anitlarinin en güzel varligini bu pâdisaha borçludur.
Osmanlilarin sadece "Kanunî" ünvanini verdikleri,Avrupa tarihçilerinin "Büyük" sifati ile adlandirdiklari Osmanli Pâdisahi sadece Sultan Süleyman'dir. Sultan Süleyman Yeni Çag tarihinin en dikkate deger safhalarindan birini teskil eder.
XVI. yüzyilin baslarinda, Amerika'nin kesfinden sonra, Avrupada denge kurulmus Hiristiyanlikta ortaya çikan Reform,
Fransa'da I. François ve Henri'nin kurduklari hükümetler; Papa Leo'nun kültür, bilim ve sanayiye ön ayak olmasi, Sarlken'nin bas kaldirisi,gibi tarih olaylari bünyesinde toplayan bir asra az rastlanir.
Kanunî, söhret sahibi hükümdarlarla rekabet edebilecek bir hükümdardir. Osmanli Pâdisahlari'nin onuncusudur. hicret asrinin basinda doğmuştur
Muazzam ve âdil devletin vatandaşları Sultan Selim'in vefatina ne kadar müteessir olduysa, Sultan Süleyman'in cülûsuna o derecede sevindi.
cülûs Kur'an-i Kerim'in Neml Sûresi'nde Hz. Süleyman'in Belkis'a gönderdigi mektuptan bahsederek O,Süleyman'dandir. Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla baslamakta "Bana bas kaldirmayin, teslimiyet gösterip bana gelin, diye yazmaktadır Sultan Süleyman, âyetlerin sirrina mazhar oldugundan Müslüman Türkler ile birlikte Islâm dünyasi en bahtiyar yillarini yasadi.
l3 sefer harbe katılıp 300 kalenin fethedildigi Kanunî ile dünyaya parmak ısırtan Osmanli fütûhatta idare, siyaset ve medeniyette yeryüzünün tanımadığı, bir taniyip bilemeyecegi bir kemâli zirvelestirmis bulunuyordu.
Kanuni Asya'da Kafkas daglarindan, Acemistan içlerine, Yemen'e, Aden'e, uçsuz bucaksiz Arabistan çöllerine uzarken, Afrika'da Habes, Misir, Tunus, Fas ve Cezayir'i almis,Venedik ve Cenevizden büyük küçük bütün adalari koparıp derleyerek vatanına ilhak etmiştir
Avrupa'da Egri ve Estergon kalelerine kadar Macaristan'i itaat altina almis, Erdel Kralligi, Eflâk, Bogdan Beylikleri, Kırım Hanlığı ile Lehistan steplerini ele geçirmis,Avusturya ve Venedik vergiler ve ödemeye mecbur edilmis, Fransa, Italya, Lehistan dize gelmis, Ispanya yedigi sille ile hizaya getirilmistir
Sultan Süleymanın, l520'deki cülûsunda Osmanli Devleti, Türk tarihinde eşine rastlanmayan bir kuvvet ve kudrete sahipti Babası Sultan Selim'in, dogu ve güneye hamlesi, Osmanli Devleti şeklini temelden degistirip hakimiyetindeki toprakları iki misline çıkarmıştır
Şiilik, Anadolu'dan atılmış, Safevîler ağır bir darbe yemiş kurtulamamıştır heybetli Memlûk Devleti ise yeryüzünde mevcud değildir memluk toprakları Kudüs, Haremeyn, Şam Kahire gibi önemli merkezler Osmanli hâkimiyetine girmiştir
Müslüman Türkler, Afrikaya el uzatmışlar bütün medenî Afrika'yi ele geçireceklerdir Cezayir'in, Osmanlilara itaati Barbaros kardeşlerin mücadelesi Osmanlilari, Bati Akdeniz'in en güçlü kuvveti haline getirmistir.
Müslüman Türk nüfuzu, güneyde Mozambik'e uzaniyordu. Tunus, olgun bir meyve gibi Osmanlıların eline düsmeye hazirdi.Osmanli Devleti, üç kita üzerinde hâkimiyetini tesis etmiş bir "Cihan Devleti" haline gelmisti.siyasî, iktisadî ve askerî bakımdan kendisini rakipsiz bir hale getirmişti.
Dogu ve Bati'daki devletlerden hiç biri, kanuni ile rekabete girecek durumda degildi.
Sultan Selim'in Doğu siyasetiyle büyük bir gelisme gösteren Osmanlılar rakipsiz bir duruma gelip son derece zengin gelir kaynaklarına sahip olmuştur. Güçlü Osmanli deniz armadasının temelleri atılmıştır.
Sultan selimin vefatından sonra, yerine geçen oglu Süleyman devrin, son derece parlak geçecegini müjdeler nitelikteydi. tarihçiler onu on iki remzinin hikmetlerini sahsinda toplayan bir hükümdar telakki etmekte ve onun büyüklügüne işaret göstermektedir.
Kanunî'nin sâhane talihi, tahtini Yavuz gibi ender yetisen harp dehâsindan ve bir islahatçidan devr almasıyls baslar.idare ve askerlik inzibat altina alınmış, Türk - Islâm birligine kasteden Şia bozguna ugratilarak ülkede istikrar sağlanmış, iran ve Mısır seferleriyle hazinede malî ve iktisadî refah son haddini bulmuştur
medeniyet cihazını el ve gönül birliği ile işleten kahraman ve büyük adamlar, ibrahim ve Rüstem Paşalar, Sokollular, İskender Çelebiler, Turgut Reisler, Ebu's-Suûd Efendiler, sinanlar... idare, siyâset, askerlik, ilim ve irfan ordusu sâyesinde baslangiçta Edirne'de dünya tarihinin en büyük medeniyetini mihraklandıran Osmanlı mucizesi, artık istanbul medeniyetini gerçeklestirmis bulunuyordu.
Osmanlılar, islâm'dan aldıkları ilhamla saadet ve mutluluk kapısı Dersaadet, yani istanbul medeniyetini emsalsiz bir hâle getirmisler medeniyeti kendilerinde yakisir bir ahenkle ifade etmişlerdir
Osmanlılarda Kanunî" ünvani ile anılan Sultan Süleyman, yeni bir hukuk anlayışının müjdecisi oldu.babası Sultan Selim'in cihandaki icraatları ve uygulamaları onun döneminde uygulamadan Sultan Süleyman döneminde devlet görevlilerinin yetki ve sorumluluklari tesbit edilmiş herkes kendi yetkisini kullanabiliyordu.
hukuk ve idare gibi halk ile devleti ilgilendiren sahalarda sadrazamın otoritesi kesindi.pâdisah, sadrazama müdahele etmezdi. Kanunî'nin yetiştirmesi Damad Ibrahim Pasa, Alman elçisine, pâdisahin hükümet islerine karismadigini,hükümet baskani oldugundan, reyi olmaksizin pâdisahin emirlerinin icra edilmeyecegini söylemekten çekinmemistir.
Avrupa, Osmanli'nin hukuk devleti oldugunu biliyordu. Bunun içinde ingiltere Kralı Henry, Osmanli Devleti'ne bir hey'et göndererek adlî sistemini tedkik ettirmiş hey'etin raporuyla İngiltere adliyesinde ıslahatlar yaptırmıştı.
"Istanbul medeniyeti... Hangi yönden, hangi ucdan, kenar ve köşesinden tutulacak olsa, bir rüya bir murâkabe, bir tılsım,bir aşk, bir vecd gibi insanı kavrayan, ürperten, derinden hükmeden, tasarruf eyleyen bir sihirdi. Bir macera, essiz bir şahlanıştı.
Bu, nasil dengeli ve işlenmiş bir ruh idi ki, madde ile yek-vücud olup konusan imân, âdeta maddeyi billurlastirmis, elle tutulan, gözle görülen söyleyici olmustu. Devletçilikte bu ruh, idârecilikte bu ruh, barista, savasta, cemiyette, ailede, ölümde seyreden, hükmeyleyen hep bu ruh idi.
İnsafla kahramanlığın, adâletle merhametin, merdlikle cengâverligin, takvâ ile ibâdetin ölçülü bir nizâm, barisik bir kaynasma, ahenkli bir iş birligi hâlinde tozu dumana katarak zamanin ötesine geçtigini, olmazları oldurduğunu, târih ilk ve belki de son defa görüyordu."