(İçinde kendimden de çok şey bulduğum okurkende gözlerimi dolduran müthiş bir aşk hikayesi...)okumanız tavisiye edilir
İskender pala'nın kitab-ı Aşk adlı eserinden özetle..
Ebubekir efendi doğduğu yer olan Tokattan geçmekte olan Hekimoğlu Ali Paşanın mahiyetine katılıp İstanbula gelir.Henüz 25 yaşında büyük idealleri olan usata bir şairdi. kendisini kan (cevher oacağı) ile ilişkilendirip "Kani" (maden ocağından çıkarılmış cevher gibi sözler söyleyen) mahlasını kullanmaya başlamıştır. Şiirleri dileden dile dolaşmış kısa zamanda büyük ün sahibi olmuştur. Ali paşanın divan katibi omuş ve o şehir senin bu şehir benim yıllarca gezmiştir.40 yaşlarına geldiği zaman silistireye yolu düşmü ve tunanın şeref kattığı bu şehirde artık geriye kalan ömrünü geçirmeye karar vermiştir. Silistireye yerleşmiş ve ulah beyleinden Alexanderin özel sekreteri ve tercümanı olmuştur.
İşte ne olduysa o günlerde olmuştu. Tuna boyuna indiği bir gün menekşe gözlü bir güzel görür... gizlice seyreder kız farkedince utanmışlık içinde kalkar ve uzaklaşmak ister iki ineği ve bir buzağıyı da alarak yoluna koyulur. Ebubekir kani efendi onunla konuşup konuşmama arasında tereddütler geçirir. Yaşı ve tecrübesi oldukça ileridir gidip söylemek ister açılmak ister üstelik şairdir, sözün müstesna olanını çok iyi bilir mecazlar yapabilir methiyeler sunabilirdi, lakin kelimeler boğazına düğümlendi söylemek istediği şeyleri ifade bile edmedim sadece bir şeyler geveledi. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu kırk yaşında idi ve başına hiç böyle bir ey gelmemiş hiç bu duyguyu tatmamıştı.Nihayet yürümekte oldukları yolun en dar yerine gidip boylu boyuna yattı.
- ya çiğneyip geçersini ya selamımı alırsın
- utanmooorsun bre adam! Benim yaşımda kızın olur
- hakikat evlensem senin yaşında kızım olurdu; lakin sencileyin bir peri peyker bulmamışım
kızı ezip geçmez bundan cesaret bulan Ebubekir kani efendi
- sen sultansın ben kulum, sen kaldırmazsan kalkamam der
- ne istoorsun a efendi ? Belliki devletlü adamsın, kendine acımoorsun?
-Aşkını istiyorum hilal kaşlım
-ucuzdur?
-Herşeyimi fedaya hazırım mah cemalim
-Aradaığın bende değildir ağam varsın yoluna gidesin
-Aramadığım yerde şimdi bulduğumu başka yerde arayacak değilim
Bu Rum kızının kalbi biraz yumuşar ve birlikte ahşap köprüyü hiç konuşmadan geçerler, köye kader beraber yürürler sonra ayrılır kız önden. Kani efendi arkadan usulca takip eder menekşe gözlü güzeli...
Kızın biraz hoşuna gider tabi takip edilmek ama içindende a efendi kim olduğumu öğrenince çok pişman olacaksın demektende alıkoyamaz kendini
Ebubekir efendi Aşkınsarhoşluğu ile takılır neresidir acaep bu güzelin evi der takip eder. Derken kız gelir şehirdeki büyük kilisenin önüne avlusundan içeriye sokar inekleriEbubekir efendi iki üç soruşturmadan sonra papaz petrakinin kızı olduğunu ve bir hayale aşık olduğunu anladı...
Kani şaşkına uğramıştı. Eve hangi yoldan gittigini bilemedi ama eve vardığında omuzlarının çökmüş olduğunun farkındaydı. Mütakip günlerde aklı ile gönlü, mantığı ile duyguları çelişip duruyordu... Yemeden içmeden kesildi, uykudan çalışmadan arındı. Adını bile bilmediği ve kimseciklere soramadığı Rum güzelinin gündüz yolunu gözleyip gece hayallerine sarınarak acısını çekerek erimekte, solmaktaydı.İçindeki hasreti hayali ile büyüttü. Onu tekrar gördüğünde ne diyeceğini defalarca düşündü o yaşına rağmen provalar yaptı.
Gündüz zaman çabuk geçiyordu. Arkadaşlarla sohbet iş güç derken akşam oluyordu zaten. Ama gece olunca ah o geceler...
Artık tuna boyunda gördüğü güzel kızı beklemeye koyulur günle günler geçerde o geçmez bir türlü önünden. Derken bir gün küçük bir oğlan çocuğu çıkar kiliseden ineklerle. İçinden nasıl olsa bu çocuğu kandırırım öğrenirim kızın kim olduğunu iyice diye düşünür.
-hey delikanlı senin adın ne?
-Triyandafil
-Kimin oğlusun sen
-Rahip Petraki
-Oooo ne şanslı çocuksun kardeşin var mı peki?
-Evet bir de ablam var
Onun adı ne peki ile başlayan bir sürü soru sorabilecekken sormaz. Kelimeler boğazına düğümlenir. Oğluna tryandafil (yani gül) ismini koyan kızına da onun dişisini yani Tryandafila koyar diye düşünür. Ve o günden sonra ne zaman onu düşünse Tryandafila diye düşünür. Ne zaman tryandafila ismini duysa içi burkulur.
Gel zaman git zaman geceleri Tryandafila ile dolduran Kain efendi ona methiyeler şiirler yazar olur. Ama bir gece bir mumun etrafında dolanan bir pervane böceğine dikkat kesilir. Pervane mumun etrafında helezonlar çizmekte ve her defasında bu çemberleri ufaltarak muma yani ateşe yanaşmaktadır yanıp yanıp gene etrafında dönmektedir. Oysa kendi kilise önünden geçmeye bile utanır dedi kodu çıkmasından sakınır olmuştur. Pervane böceği dönüp dönüp kendini ateşe atınca ebubekir kai efendinin de düşüncesi tamamen değişir ve gecenin o yarısında kiliseye yol alır.
Gürültüyle çalan kapıyı açan papaz karşısında zincirlere bağlanmış bir adam görünce şaşırır kalır. Tryandafila ise hemen arkasında belirir.
Rahip petraki diye başlar söze Ebubekir efendi."İste kapınızda bağlı kulunuzum, ister içeride ister dışarıda tutarsınız; ama zincire taktığım kilidin hiçbir zaman anahtarı olmadı. Beni ondan halas edecek irade sadece sizin elinizde. Kızınıza Allahın emri iki peygamberin kavli üzere talibim. Hz Muhammed adına olmasa Hz isa adına onu sizden helalliğe istiyorum" Der. Ve cebinden çıkardığı bir avuç inci kilisenin taşlık yoluna atar.
Papaz kabul etmez teklifini Kani efendinin. Üç gün kapıda asılı bekler. Dört yıl boyunca da silistre sokaklarında dedikoduların konusu olarak yaşar. Bu dört yıl boyunca triyandafila mektup yazar her mektuba karşılık Kani efendi de bir şiir yazar. Yazdığı her mektuba saçından bir tel koparıp Kani’in verdiği incilerden bir tanesinden geçirerek ona gönderir. Oda onları saklar. Tam 39 inci ve 39 mektup gönderir buna karşılık Kani efendi 39 şiir okur. Son inci parçasını göndermez Tiryandafila o büyük olan parçayı hiç göndermez. Kani efendi de yazdığı son şiiri muskasına saklar ve kimseye okutmaz.
Dört yılın sonunda rahip Petraki halkın ayıplaması ve dedikoduların ayyuka ulaşması üzerine Kaniye kızını vermyi kabul eder ve evine çağırır.
-bak Kani efendi sana kızımı vereceğim ama bir şartla. Derhal dinini değiştirecek ve vaftiz olacaksın yoksa kızımı sana vermem der.
Kani efendi de o meşhur lafı eder:
-Kırk yıllık Kani olur mu yani
O gece triyandafila Kani efendinin yanıana gider ve ortaya bir Kuran bir İncil bir Kılıç bir Paskalya ve biraz tuz koyup el basıp ömürlerinin sonuna kadar birbirlerini sevmeye yemin ederler.
Rahip bunun üzerine çok kızar ve kızını vermekten vaz geçer..
Kani efendi de ayrılır silistreden koyulur yollara.
Aradan yıllar geçer Kani efendi yanlış anlaşılmalar sonucu ilerleyen yaşına rağmen ki yaşı 67 olmuştur limni adasına sürgüne gönderilir. Nasip bu ya… sürgüne geldiği Limnin adasının rahibesi yıllarca önce sevdiği Tiryandafila dır.
Kışın soğu ve ilerleyen yaşı sebebiyle adaya iner inmez yere yığılır Kani efendi. Tiryandafil hemen koşar yardıma. Kani efendi şöyle başını kaldırınca menekşe gözlü güzeli görür ve Tiryandafila der ve bayılır. Triyandafila alır eve götürür kimse bilmez aralarında daha önce geçeni. O dini vazifesini yerin getiriyormuş hissini duyuru diğer halka ve gündüz uyduğunu bahane ederek gece başında kalmaya gönüllü olur.
Gece ayaz iyice vurur. Ateş söner ve odada ne varsa yakar Triyandafila en sonun da bir şey kalmayınca üstüne kapanır Kani efendinin ve üşümemesi için kendi ısısını ona aktarmaya onun donarak ölmesine izin vermemeye çalışır.
Sabah olduğunda kendine gelir Kani efendi fakat Triyandafila bütün enerjisini kaybetmiş durumdaydı bu sefer Kani efendi aldı onu elleri arasına fakat artık çok geçti. Onu canlandırmak için eline sakladıgı boncukları eline döktü ovaladı yazdığı son şiir okudu fakat nafile.....
Tiryandafilanın ölümünden sonra iki yıl Limni de kaldı Kani efendi iki yıl boyunca her gün onun mezarı başında dua etti.
Tifyandafilanın (Despina Anne) mezarı uzun süre genç aşıklar tarafından ziyaret edilir.
Kani efendinin sürgünlüğü kalkınca İstanbul a gelir. Kabri Eyüp Sultan mezarlığındadır.
Triyadafilanın erkek kardeşi Tiryandafil de papaz olur ve Mora daki büyük isyan sırasında ablasının hürmetine bir Türk delikanlıyı üç gün evinde saklar
HER NE KADAR ŞİİRLERİ VE AŞKI UNUTULSADA KANİ EFENDİNİN SÖYLEDİĞİ O MÜTHİŞ LAF TÜRKÇEMİZDE DEYİM OLARAK YERİNİ ALIR
"KIRK YILLIK KANİ OLUR MU YANİ"
...
Biraz söyledim, ''Zehri'' var dediler.
Sustum, kahrından susuyor dediler;
Biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler...
MEVLANA.
