İşte böyle bir sohbette Keçeci İzzet Molla’ya soruyor, “Cenab-ı Hak Teala, “Ol” emrini vermeden evvel ahadiyyet aleminde ne ile meşguldü?” Çok enterasan bir sualdir. İzzet Molla da duruyor, fakat huzurda Kahyazade Arif Bey var. Çünki; Allah-ü Zülcelal, Kitab-ı Kerim’inde buyuruyor ki, (fes-elû) sual ediniz, (ehle-żżikri) zikir ehline, (in kuntum lâ ta’lemûn) “Bilmediklerinizi, zikir ehline sorun” diyor Allah Teala. Ne yazık ki; zikir ehli, Kuran’ı Kerim’in bir ismi de “ zikir” olduğu için... (anladın sen benim ne demek istediğimi neyse)
Zikir hakkında Kur’anı Kerim’de birçok ayet-i kerim var. “Kur’an okuyun mu demek onlar?” “Yâ eyyuhellezîne âmenûz kûrullâhe zikren kesîra” Çok Kur’an okuyun demek mi? Yoksa Allah’ı çok anın demek mi? “Benim kitabımı okuyun ben de sizi okuyayım mı diyor Allah?” yoksa “Beni zikredin ben de sizi zikredeyim diyor mu hangisi doğru?” Dolayısı ile zikir yani Allah’ı anmak bu zikir elbette eskiden tarikat ayinlerinde yapılan, iki saatlik üç saatlik ayinler sınırlı bir şey değildir, Amenna.
Kahyazade Arif Bey malum tarîk-i nakşibendîyye’de bir derviştir. O vermiş cevabı, “Allah, “Ol” emrini vermeden önce ne ile meşguldü?” “Var-ı Muhammediyye ile meşguldü” diyor. Çünki, var olan şey sadece maddede değil düşüncede varolan şeyde vardır. Allah’ın murad-ı ilahisinde Muhammed Mustafa var. Onunla meşguldü diyor.
Kahyazade Hazretleri ehl-i beyt-i Mustafa hakkında şiirleri ile meşhur bir zat-ı şerifdir, önemli bir Nakşi dervişidir. Üçüncü Selim devri ulemasından meşhur palabıyık Mehmed Efendi’nin talebesidir. Palabıyık Mehmed Efendi de o zaman bütün alimler sakallı olduğu halde Yavuz Sultan Selim Han gibi sakalsız ve palabıyıklı zat olduğu için bıyıklı Mehmed Efendi diye meşhur, çok alim bir zat, onun talebelerinden Kahyazade Hazretleri. O ilmi ondan almış. Tasavvuf’i Nakşi’den almış. Rasulullah Efendimiz varlığı sonra, ama yaradılışı daha evvel var bu çok önemli. Meşhur hadistir, “Adem, toprakla su arasındayken ben Nebi’ydim” Bir zat dedi ki, “Kime nebiymiş, kime peygambermiş, kimse yok ki”
Peygamberlik, mutlaka bir muataba Allah’ın emirlerini tebliğ etmek ile sınırlı bir şey değildir, aynı zamanda bir yüce makamdır vahiy’e mashar olmak makamıdır. Hiç ümmeti olmayan peygamber var, bir tek kişiden ibaret ümmeti olan peygamber var. Şuayb aleyhisselam öyledir mesela; bir tek, bir kişi inanmış ona. “Bir kişi için Allah Peygamber gönderir mi?” Bunun cevabı çok kolay;
Sanane!
Allah sana mı sorcak kime ne gönderceğini?
Bu kadar cevabı.
Dolayısı ile, peygamberlik makamındaydım demek, illa peygamberlik fonksiyonundayım demek değildir.
(Ömer Tuğrul İnançer)