Forum Gündemi:

Konu Başlığı : Kadınlar Özel Günlerinde Oruç Tutabilir mi?

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 5 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : Dür-i Yekta
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
Süper Moderatör
*******
71
mesajlar
28
konular
124
REP PUANI
Oct 2020
(Kayıt Tarihi)
Kız
(Cinsiyet)
#1
25-04-2021, Saat:01:28 AM
Kadınlar özel günlerinde oruç tutabilirler mi?

Özel günlerindeki bir kadının namaz kılması ve oruç tutması haramdır. Bu durumdaki kadının namazı ve orucu sahih olmaz. Fakihler bu konuda görüş birliği içindedirler (Şâfiî, el-Ümm, II,130-131; Sahnûn, el-Müdevvene, I, 151; Haddâd, el-Cevhera, I,34; İbn Hazm, el-Muhallâ, II, 162; Merğînânî, el-Hidâye, I, 208-209; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 386-387; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 331, 385; Şevkânî, es-Seylü’l-cerrâr, II, 148). Âdet süresince terk edilen namazların kazâ edilmeyeceği, oruçların ise temizlendikten sonra tutulacağı hususlarında da bütün mezheplerin görüş birliği vardır (İbnü’l-Münzir, el-İcma, s. 47-48; Nevevî, Şerhu Müslim, IV, 26; San‘ânî, Sübülü’s-selâm, I, 383; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, I, 118).
Söz konusu icmânın dayanağı Hz. Peygamberin (s.a.s.) hadisleri ve sahabe uygulamasıdır. Nitekim Hz. Âişe bu konuda kendisine sorulan bir soru üzerine; Resûlullah döneminde âdet gördüklerinde tutmadıkları oruçları kaza etmekle emrolunduklarını, kılmadıkları namazları ise kaza etmekle yükümlü tutulmadıklarını söylemiştir (Buhârî, Hayız, 20; Müslim, Hayız, 69).
Çevrimdışı
Yeni Üye
*
1
mesajlar
0
konular
0
REP PUANI
Yeni Üye

Apr 2021
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#2
26-04-2021, Saat:01:25 PM
Sırf bu konuya yanıt vermek için üye oldum desem yeridir.

Yazının giriş bölümünde kadının namaz kılması ve oruç tutması her ikisi birden haramdır denilerek aynı hüküm kategorisine alınmıştır. Oysa ki yazınızın sonuç kısmında bunların ikisinin telafisinin farklı olduğu şu ifadenizden görünüyor "tutmadıkları oruçları kaza etmekle emrolunduklarını, kılmadıkları namazları ise kaza etmekle yükümlü tutulmadıklarını". Gördüğümüz gibi birinin hükmü kaza etmekken, diğerinin hükmü kaza etmemek şeklindedir. Her iki ibadetin telafisi için farklı yöntem uygulandığına göre bunların her ikisinin birden haram olması akla, fenne, hayatın olağan akışına ve ayrıca müçtehidlerin genel mevzuatına aykırıdır.

Bunun gibi birden fazla konu içeren ve farklı sonuçlarle çözülen sorunların kaynağının aynı olabileceğini iddia edebilmeniz için buna benzer örnekler vermeli ya da bunları sağlam senetlere bağlamalısınız. "Bir ibadetin sahih olmaması" ve "haram olması" birbirlerinden keskin şekilde ayrıdırlar. Kazaya emrolunulmasından yola çıkılarak haram olmaması gerektiği gibi bir sonuç çıkar. Çünkü nafile ya da haram (!) ibadetin kazası olmaz. Ancak farzın kazası olur. ki bu durum akla, fenne, bilim kurallarına, müçtehitlerin icraatlarına uygun bir bakış açısı olur.
Çevrimdışı
Süper Moderatör
*******
71
mesajlar
28
konular
124
REP PUANI
Oct 2020
(Kayıt Tarihi)
Kız
(Cinsiyet)
#3
26-04-2021, Saat:01:55 PM
“Muâze anlatıyor: Aişe’ye sordum, dedim ki “Neden adetli kadın orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?” “Sen Harûriyye misin?” dedi. “Hayır, Harûriyye değilim, ama soru soruyorum.” deyince şöyle dedi: “Bizim başımıza bu olay gelince orucu kaza etmemiz emredilirdi, ama namazı kaza etmemiz emredilmezdi.” (Müslim, Hayız, 69; Ebu Davud, Taharet, 104; Nesaî, Siyam, 64).

Bu hadisin açıklamasını da şöyle birkaç maddede arzedeceğiz:

- Hz. Aişe (r.anha)’nin “Sen Harûriyye misin?” diye soran kişiye çıkışmasının sebebi şudur: Hz. Ali (ra)’ye karşı birleşen Hariciler, ilk toplandığı yer olan “Heravra”’ya nispeten Haruriyye adını almışlardır. Bunlardan bir grup, kadının aybaşı halinde kılmadığı namazlarını kaza etmesinin vacip olduğunu söylüyorlardı. İşte Hz. Aişe (r.anha), soruda; “Neden adetli kadın orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?” sözünü duyunca, sinirlenmiş ve “Sen Harûriyye misin?” diyerek çıkışmıştı. Çünkü, Haruriyyelerin bu görüşü, bütün Müslümanların düşüncelerine / onların icmaına terstir.(bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi).

- Hadiste geçen “Bizim başımıza bu olay gelince orucu tutmamız emredilirdi, ama namazı kılmamız emredilmezdi.” mealindeki ifadenin anlamı şudur: Hz. Peygamber (a.s.m) kendisinin aybaşı halinde namaz kılmadığını bildiği halde, ona daha sonra namazını kaza etmesini emretmemiştir. Eğer namazın kazası olsaydı, mutlaka onu emrederdi.(Nevevî, a.g.e).

- Bu açıklamadan; İmam Nevevînin “kaza / kada” kelimesini bizim bildiğimiz anlamda kullandığını ve bu anlayışın bütün Müslümanlara ait olduğuna inandığını anlayabiliriz.
Çevrimdışı
Süper Moderatör
*******
71
mesajlar
28
konular
124
REP PUANI
Oct 2020
(Kayıt Tarihi)
Kız
(Cinsiyet)
#4
26-04-2021, Saat:01:56 PM
- İmam Nevevî, söz konusu hadisi açıklarken şu görüşlere yer vermiştir:

"Bütün Müslümanlar, aybaşı ve loğusa  halinde olan bir kadına namaz ve orucun farz olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Yine, bütün Müslümanlar,  bu durumdaki kadınların temizlendikten sonra da namazlarını kaza etmekle yükümlü olmadıklarında ittifak etmişlerdir."

"Keza, bu durumdaki kadınların -temizlendikten sonra- oruçlarını kaza etmekle yükümlü oldukları hususunda da ittifak etmişlerdir."

"Namaz ile oruç arasındaki fark şundan kaynaklanıyor: Oruç yılda bir defa farz olmaktadır. Namaz ise her gün beş defa kılınması gereken bir farzdır. Namazın kazasından –özel hallerinde olan- kadınların muaf tutulması, Allah’ın onlara bir lütfudur, kolaylığı esas alan bir din olarak İslam’ın bir toleransıdır." (Nevevî, söz konusu hadisin şerhi).
Çevrimdışı
هل أنا حقاً أنا ؟
*
5,398
mesajlar
483
konular
7,657
REP PUANI
Yeni Üye

Sep 2012
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#5
26-04-2021, Saat:02:02 PM
(26-04-2021, Saat:01:25 PM)The Allamel Cihan Adlı Kullanıcıdan Alıntı: İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
Sırf bu konuya yanıt vermek için üye oldum desem yeridir.

Yazının giriş bölümünde kadının namaz kılması ve oruç tutması her ikisi birden haramdır denilerek aynı hüküm kategorisine alınmıştır. Oysa ki yazınızın sonuç kısmında bunların ikisinin telafisinin farklı olduğu şu ifadenizden görünüyor "tutmadıkları oruçları kaza etmekle emrolunduklarını, kılmadıkları namazları ise kaza etmekle yükümlü tutulmadıklarını". Gördüğümüz gibi birinin hükmü kaza etmekken, diğerinin hükmü kaza etmemek şeklindedir. Her iki ibadetin telafisi için farklı yöntem uygulandığına göre bunların her ikisinin birden haram olması akla, fenne, hayatın olağan akışına ve ayrıca müçtehidlerin genel mevzuatına aykırıdır.

Bunun gibi birden fazla konu içeren ve farklı sonuçlarle çözülen sorunların kaynağının aynı olabileceğini iddia edebilmeniz için buna benzer örnekler vermeli ya da bunları sağlam senetlere bağlamalısınız. "Bir ibadetin sahih olmaması" ve "haram olması" birbirlerinden keskin şekilde ayrıdırlar. Kazaya emrolunulmasından yola çıkılarak haram olmaması gerektiği gibi bir sonuç çıkar. Çünkü nafile ya da haram (!) ibadetin kazası olmaz. Ancak farzın kazası olur. ki bu durum akla, fenne, bilim kurallarına, müçtehitlerin icraatlarına uygun bir bakış açısı olur.

gayet açık yazmışlar. idrak etmekte kendinize tekellüf de bulunmuşsunuz. oruçların kaza edilmesi namazların ise kaza edilmemesi niçin bu ibadetlerin özel günlerinde bayanlara  caiz olmaması noktasında farklı olmasını gerekli kılsın? bilakis bunu mantıksal bağlam da zorunlu tutmak tutarsızdır. hakkında icma olan bir konuyu müçtehitlerin genel mevzuatına (her neyse o) nasıl aykırı buldunuz?
Çevrimdışı
Forumcu
*
273
mesajlar
21
konular
252
REP PUANI
Yeni Üye

Nov 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#6
26-04-2021, Saat:10:37 PM
Irak’ın en meşhur rey sahiblerinden biri olan Numan bin Sabit, maruf adıyla İmam Azam Ebu Hanife, Medine’ye gelişinde ve ilk defa Muhammed Bakır’la tanıştıklarında aralarında şöyle bir konuşma geçmişti tarihin kayıtlarına göre:
Muhammed Bakır sordu:
“Dedemin sünnetini ve hadislerini Kıyas ve rey’le değiştiren o adam sen misin?”
Ebu Hanife:
“Sen sana layık olan yerde dur; ben de bana layık olan yerde durayım! Misilsiz önder olan dedeniz Hz. Muhammed (s.a.v.) ashabı nasıl saygı ve sevgi ile baktılarsa, ben de size aynı saygı sevgiyle bakmaktayım!”
Bu sözü söyledikten sonra her ikisi yerine oturdu ve aralarındaki konuşma şöyle devam etti:
Ebu Hanife;
“Size üç soru sormak istiyorum izninizle; lütfen cevap verir misiniz?”
“Elbette veririm şayet cevaplarını biliyorsam!”
“Öyleyse söyleyin bana, erkek mi daha zayıftır, yoksa kadın mı?”
“Elbette ki kadın !”
“Kadının erkeğe göre, mirastan hakkı ne kadardır?”
“Erkeğin hissesi iki, kadının hissesi ise birdir!”
“Efendimiz olan dedeninizin sözü işte budur! Eğer ben onun dinini (haşa) değiştirmiş olsaydım, kıyasa dayanarak, kuvvetli olan erkeğe bir, zayıf olan kadına ise iki pay verirdim mirasdan!”
Şimdi ikinci sorumu soruyorum:
“Oruç mu yoksa namaz mı daha yücedir, daha efdaldir?”
İmam Muhammed Bakır, “Namaz daha efdaldır” diye cevapladı bu soruyu.
Ebu Hanife; “Bu da muhterem dedenizin sözüdür. Şayet ben dedenizin yolunu değiştirseydim, ay halinden temizlendikten sonra bir kadının, orucu değil, namazı kaza etmesini isterdim!”
“Söyleyin bana! Sidik mi yoksa meni mi daha necisdir, pistir?”
“Elbette ki sidik daha pistir!”
“Eğer ben dededinizin dinini değiştirseydim, idrar boşalttıktan sonra gusledilmesini isterdim. Fakat ben dedenizin yolunu değiştirmekten Allah’a sığınırım ve böyle makul olduğunu sizin de gördüğünüz kıyasları yapmam!”
Bu üçüncü sorunun sonunda Muhammed Bakır yerinden kalktı, Ebu Hanife’nin boynuna sarıldı, yüzünden gözünden öptü ve ona izzet ve ikramda bulundu.

    Alıntı: (Mezhepler tarihi/Abdulvahid Metin)


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi