İnandığın Rab, “Tecessüs etme!” diyor; sen özel hayatları dikizle ve dikizlediğin kadarıyla hükmedip, mü’min kardeşin hakkında söylenti üret!
İnandığın Rab, “Gıybet etme!” diyor; sen gıybeti ‘ölü kardeşinin etini yeme’ zorluğunda ve kerihliğinde değil, ‘fındık fıstık yeme’ kolaylığında ve lezzetinde gerçekleştir!
İnandığın Rab, “İftira atma!” diyor ve atıp da dört adil şahitle isbatını yapamadığın her iftira için seksen sopa yemene hükmediyor; sen bu dünyada bu şartlarda sopa yemeyecek olmanın rahatlığıyla ve öte dünyada yiyeceğin sopaları asla akla getirmeden “çamur at, izi kalsın!” vahşiliğine giriş!
Üç kuruşluk para, iki kuruşluk makam, bir kuruşluk hürmet, beş para etmez bir şöhret için kimi mü’minlerin kimi mü’minler için söyledikleri sözler; kimi mü’minlerin kimi mü’minler ettiği yaydığı söylentiler, ettiği iftiralar, sarfettiği ‘-mış, -mış’lar, hükmettiği ‘-dır, -dır’lar gözüme, kulağıma, gönlümü iliştikçe, içim sıkılıyor, ruhum daralıyor, yüreğim yaralanıyor.
Hem de ne beter bir sıkılma, ne beter bir daralma, ne beter bir yaralanma!
‘Güzel ahlâk’a dair o kadar onca hadisi hatırlayın.
“Ahlâk dinin kabıdır” hadisini ise unutmayın.
Ve dikkat edin: Kabımız kırılmasın. Kalblerimiz de.
M. Karabaşoğlu