Roma’nın başına geçtikten sonra kısa zamanda sınırlarını genişletti. Öyle ki, Akdeniz sahillerindeki bütün memleketler Roma hakimiyeti altına girdi. Bu zenginlik ve şöhret onu şımarttı ve sefahate başladı. Ayrıca kendisini diktatör ilan etti. Bu yüzden Romalı asilzadeler onun bu diktatörlüğüne son vermek için öldürmeye karar verdiler...
M.Ö. 44 senesinde bir gün senatodan çıkarken üzerine saldırdılar ve hançerlerini sapladılar. Katillerin içinde, çok sevdiği ve güvendiği Brütüs de vardı.
Brütüs, Roma imparatoru Sezar’ın manevi evladıdır. Sezar, en yakınının kendisine en büyük ihaneti yaptığını görünce mukavemeti kırıldı ve tarihe geçen o meşhur sözünü söyleyerek can verdi:
“Sen de mi Brütüs?”
Deha sahibi bir asker, üstün bir politikacı, kudretli bir yazar olan Sezar, hitabetiyle insanları peşinden koşturmuş bir liderdi. Her şey bir hançerin ucunda bitmedi; o hançeri kınından çeken hainler daha sonra kendi ihanetlerine kurban oldu...
Aradan yıllar geçti. Brütüs’ün ordusu mağlup olmuştu, kendisi dağdaki kayalıkların arasında saklanıyordu. Aşağıya bakınca muzaffer ordunun marş söyleyerek yürüdüğünü gördü. Halbuki Sezar’ın sağlığında bunlarla beraberdi, bir bütündü. Bir zanla Sezar’ın kanını akıttılar; o kan dostları düşman etti...
Brütüs: “Ey Sezar sen ne büyüksün ki ölümün dahi intikam alıyor!” diyerek, hançerini çekip kumandanlarından birine uzattı: “Son emrimi de yerine getir! Bu hançeri al, bütün gücünle bağrıma sapla” dedi Brütüs. Adam, dönüşü olmayan bir yola girdiğini biliyordu. Kaşlarını çattı, dişlerini ve dudaklarını sıktı, verilen emri aynen uyguladı.
Ölürken şunları söyleyebildi:
“Fazilet, sen bir laftan ibaretmişsin.”