Aklım, vicdanım ile değer verdiğim insanlar arasında kaldığım bir dönemdi. Abi bildiklerimi razı etmek için olmadığım gibi görünüyor, inanmadığımı savunuyor gibi davranıyordum. Bu halin ürettiği stres bir gün içimde patladı. “Ben Allah rızası için mi, insanların rızası için mi yaşıyorum?” sorusuyla tavrım değişti. Herkesi kaybetmeyi göze alabilirdim, ama Allah’ı kaybetmeyi göze alamazdım. Karar verdim.
Allah’ın razısını amaçlamalıydım. Cahilsem ilim dilemeli ve ilmim ölçüsünde Allah’ın rızasını aramalıydım. Her doğruyu her yerde söyleyemesem de yalana yanlışa teşebbüs etmemeliydim.
İnsan her şeyi herkese doğru anlatamaz veya kendisi de yanılmış olabilir. Yeryüzü cehalet kaynıyor. Bu ortamdaki ilişkileri kaybetmeden idare etmek için yalana yönelmeye izin yoktur fakat bazen susmak zorunda kalabiliriz.
Kendime şu öğüdü verdim: Ey nefsim, unutma ki herkese hoşluk için uğraşan, kişilik boşluğuna düşer. Melek gibilere yakın isen, şeytan gibilerden uzaklığa mecbursun. Öyleyse Hakkın tarafını seç. Bilhassa fitne zamanında yanıltılabileceğini, iyilere kötü ve kötülere iyi işlerin yaptırılabileceğini unutma. Allah’tan yana yakıla basiret yardımı dile ve inançlarınla kendin ol.
Sen kendinsin diye sana kırılan, bırak kırılsın. Değerlerine yaklaşman için, gerekiyorsa eşinden, işinden, aşından, arkadaşından bile kopmana sabır göster. Herkes karşına dikilse de en önemli Birini kaybetme! O senin tek Şefkatli Sahibindir. Seni sadece O öldürüp O diriltebilir. Sana iyiliği de kötülüğü de sadece O yaratabilir. Bedenini bebeklikten bu günlere getirip, seni ölümsüzlükle buluşturmak isteyen yüce Yaradan’ı kaybetme ki karanlıkta kaybolmayasın. Muhammed Bozdağ