İslamda itikad veya dinde itikad denildiği zaman taraflardan biri kuldur diğeri ise Allah’tır, daha genel ifade ile söylersek birisi mabud kendisine ibadet edilecek olan taraf, diğeri de O’na ibadet edecek olan abid yani kul.
İslam itikadı Allah’ın birliği; vasıfları sıfatları ve zatı itibariyle bir’liği esasına dayanan bir sözleşmeyi içermektedir. Bu itikad bu sözleşme metninin tüm detaylarını ve esasını taraflardan yalnız birisi yani her iki taraf onu kabul eden ve kabul ettiren değil, kabul ettirmek üzere yani kendisine ibadet edilecek mabud olan Allah belirler.
Allah’ın bütün detaylarını ve esasını belirlediği sözleşmeye İslam itikadı diyoruz.
Bu itikadın nasıl olması gerektiğini belirleme hakkı yalnızca Allah’a aittir. Bu itibarla insan itikadını belirler iken itikad dairesinin içerisine nelerin gireceğini, hangi boyutlarda kalacağını eksiltilmemesi ve fazlalaştırılmaması gerektiği hususunu muhakkak taraflardan kendisine ibadet edilecek olan tarafın yani Allah’ın belirlemesi esasını kabullenmek zorundadır. Bu şekilde yapılmayan itikada geçerli gözüyle bakmak mümkün değildir.
Bu sözleşmede Allah’la aramızda kullar olarak imzalayacağımız, kabulleneceğimiz sözleşmede mutlak surette Allah’ın belirleyicilik vasfında da ortağının bulunmadığı inancına kesinlikle sahibiz.
Bu sahibiyet duygumuz; O’ndan geldiğinde hiçbir tereddütümüz bulunmayan, O’nun kelamından oluşan Kur’an’ı kerim’den kaynaklanmaktadır. Allah’ın gerek zatı itibariyle ortağı, eşi, benzeri, gibisi olmadığı gibi vasıflari itibariylede herhangi bir eşi, benzeri, ufacık ta olsa gibisi bulunmadığına inanıyoruz O’nun kitabı Kur’ana bakarak…
Ercümend Özkan