You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSTİFADAN İSTİFADE…

İSTİFADAN İSTİFADE…

İSTİFADAN İSTİFADE…
Oyuncakçı dükkanı misali sistemlerinde, zihnen çocuk kalmaya mahkum bırakılmış halkı sürekli meşgul edecek ve o halkı çevreden bigane bırakacak türlü araçlara, renk renk oyuncaklara sahip olan süfyani ve tayfası, halk, önüne konan oyuncaktan ve tasarlanan oyundan bıkınca hemen yenisini hem de daha fazla oyalayacak olanını piyasaya sürmekte hiç gecikmemektedirler. Kimi zaman oyun kurucuyu dahi oyundan çekerek oyuna ilgi ve alakayı arttırmakta, halka önlerine koydukları şıklardan birini tercih etmeyi dayatıp sanki özgür iradelerine saygı duymuşlar havasını oluşturmaktadırlar. Kimi zaman da en iyi dostlarını oyun gereği düşman ilan edebilmekte ve tam da Oscar’lık bir performans sergileyerek bu oyunu gerçek gibi sunabilmektedirler. Hele bir de sağdan soldan oyuna müdahale ediyor gibi görünenlerin varlığını efekt olarak kullandılar mıydı değmeyin keyiflerine. Halk, elindeki oyuncağı bıraksa bile gözü ekranın gösterdiğinden başkasını görmez hale gelmektedir.
Aslında tüm zalimlerin yıllar yılı kullandıkları bu metodun en önemli özelliği halkı sürekli meşgul etmek ve asıl mevzulardan uzak tutmak üzerine kurulu olmasıdır. İktidarın sahip olduğu tek bir nimetten bile faydalanma hakkına sahip olmayan, sarayların kapısından ziyaretçi olarak dahi girme ihtimali bulunmayan halka, iktidarın ve sarayın kutsallığını kabullendirmek için vatanı, milleti ve milletin itibarını, oyalayıcı oyuncak veya uyuşturucu olarak sunan iktidar sahipleri, böylece kendi dünyalıkları için halkın hem dünyalarını hem ahiretlerini feda edebilmeyi her devirde başarabilmişlerdir. Bunlar, kutsalları ele geçirip değersizleştirdikten sonra kendilerinin varlığını kutsallaştırdıkları için artık bunlarsız bir vatan düşünülemez hale gelmiştir. Kendileri kutsal olanların her eylemleri de kutsal olacağından, bunların işlediği bütün cürümler halkın gözüne inanç maskesine bürünmüş olarak sunulur ve halk itirazı imansızlık olarak görmeye başlar. Yani değerler tahrif edilirken o değerlerin yerleştiği yürekler de tahrif edilir ve içi boşalan değerler, içi boşaltılıp karartılmış yüreklere yerleştirilir ki küfre ve nifağa iman, hakka iman olarak algılansın ve küfür ve nifak, hakkı savunurcasına savunulabilsin.
Bu sayfalarda bahsi geçen mevzular çok fazla irdelendi ve konuya akıl ve mantık çerçevesinde izahatlar sunuldu. Özellikle “‘Kaç’ak saray ve ‘kaç’ak nefisler” ve “Önce insan tahrif edildi sonra mana tahrif oldu” başlıklı yazılarımızda tam da bu mevzulara değinildi. Süfyaniyi yetiştiren sistemin binbir türlü oyunları ise bilhassa seçim dönemlerinde yazılan yazılarımızda ele alındı. Bu yüzden aslında yazacaklarımız daha önce yazdıklarımızın tekrarı gibi gelecektir okuyucularımıza ama şu son bir kaç günde yaşananlar bizi tekrar bu mevzuya eğilmeye mecbur bıraktı. Görüyoruz ki halkımızdan bazıları ve bu bazılarının “kanaat önderi” saydıkları bazıları, halâ bilerek veya bilmeyerek -ki bize göre daha çok da bilerek ve nemalandıkları kaynağın kurumasından korkarak-, sistemin tertiplediği oyunların içine halkı çekmeye çalışmakta, tiyatro seyircisi yaparak halkı sosyalleştirmeye(!) uğraşmaktadırlar.
Zaten halkımız bu tipler olmasa, uyuşturularak, hipnoz edilerek ve adeta kısmi felce uğratılarak oynamaya zorlandığı bu oyundan bıkacak, hapsedildiği cehalet, körlük ve sağırlık dehlizinden kurtulacaktır. Ve tıpkı yeni bir intifada gibi kanatlarını çırparak üzerindeki tozu, toprağı atacaktır. Ama süfyaniyi yetiştiren sistem, onu savunacak olan görünmez askerlerini de ihmal etmemiş ve her mezhepten, her ırktan ve her dinden korumalarını da zamanında yetiştirip piyasaya sürmüştür. Bu yüzden süfyaninin halka oyuncak olarak sunduğu bu tipler işlerini mükemmel bir şekilde yapmakta halkın oyundan sıkılmasını engellemektedirler. Yani bizler süfyaninin fitneleriyle savaşırken aslında bir bütün olarak onu var eden sistemle ve o sistemi meşru sayan küçük süfyancıklarla da savaşmaktayız ve her türlü imkan bunların elinde olduğundan halk bizim sesimizden daha fazla bunları duymakta, böylece muhatap olduğumuz tiyatrolar, oyunlar etkili olmaktadır.
O halde karşımızdaki düşmanı iyi tanımalı ve etüd etmeliyiz ki o düşmanın gücünü ve yapabileceklerini öngörebilelim. Düşmanı küçümsemememiz gerektiği gibi onun gücünü büyütmemeliyiz de. Onu yok sayamayacağımız gibi her şeye malik olarak da düşünmemeliyiz. Neticede düşmanımızın bizim (halkın) gücümüzden korktuğunun en belirgin işareti, halkın karşısına asıl yüzüyle çıkamayıp her daim bir maske takma gereği hissetmesidir. Düşmanımız, amacına ulaşırken direkt yolları kullanamamakta, bizden görünmek zorunda kalmaktadır. Hatta bazı dostlarını bu yolda feda etmeyi göze almaktadır. Bizden gibi görünmesi tehlikeli olsa da, bu mecburiyete mahkum olması bizim için önemli bir başarıdır da aslında. Ve yeri geldiğinde kendi uşaklarını feda etmesi ise hem düşmanın kendi bulunduğu konumu korumak için verdiği tavizler olarak hem de bizim zaferimizin ayak sesleri olarak geçmelidir tarihe.

Şunu net olarak söyleyebiliriz ki süfyan hem gelmiş geçmiş bütün küfrün, nifağın, zulmün ve hem de bu sistemin en son ve en şedid temsilcisidir. Yerine bu görevi aynı yetkinlikte ve aynı hırsta ifa edecek yeni biri bulunamamıştır ve zaten bulunamayacaktır. Yani süfyan, küfrün bütününü temsil etmekte ve son umudu olarak meydanda bulunmaktadır. İcraatleri ve kendine tanınan sınırsız yetkisi de bunu göstermektedir. Bir ayağı büyük şeytanda, bir ayağı Suud krallığında, bir ayağı Afrika’da, bir ayağı Asya’da hiç durmadan dinlenmeden hak cephesine ve insanlığa karşı mücadele eden bu süfyanın benzerini zaten tarih te yazmamıştır. Hal böyleyken, sistemin ve sistemin varlık sebebi olan siyonizmin, süfyan için kurbanlar kesmesi, onu nazarlardan korumak için adaklar adaması, bütün güçleriyle süfyanın iktidarını sağlamlaştırmaya çalışması gayet normaldir.
Bunu sağlamak için sahte düşmanlıklar tezgahlayıp halkın nefret ettiklerini ondan nefret ediyormuş gibi sunan siyonizm, onu halka sevdirdikten sonra onunla ağız dalaşına girip yine ona puan kazandırmış ama bu ağız dalaşının ardından rahatça oyuna dalan halk hissetmeden süfyanın sayesinde uluslararası yeni fitnelere imza atmıştır. Paralel olduklarını ağızlarıyla itiraf eden süfyanın ve düşmanlarının(!) her ikisi de aynı noktadan çıkış yapıp aynı menzile doğru giderken halk, paralel ne demek onu dahi irdelemeden bu oyuna da kanabilmiş ve yine uslu bir çocuk gibi devletinin sözünden çıkmamıştır. Süfyanın yıllar yılı bakanlığını yapıp istifa(!) edenler ona dil uzatınca halk bunlardan tiksinmiş ve bu tipler de atandıkları yeni görevi hakkıyla yerine getirmişlerdir. Süfyan, ada sahibi bebek katilini “pir-i fani” gibi lanse edip, o siyonistin de desteğiyle ülkenin şehirlerini ilçelerini harabeye çevirmiş, halkı o bölgelerden zoraki göç ettirip siyonist yerleşkeler için kamulaştırma çalışmaları başlatmıştır.
Ve son olarak siyonist gasıp şebeke İsrail, süfyanın desteği ile artık resmi olarak Nato’ya üye olmuştur. Yani süfyanın işgalindeki ülkede bulunan bütün Nato üsleri artık resmi olarak da siyonistlerin emrine girmiştir. Kürecikte zaten konumlanan radar ve füze üssüyle korunan siyonist şebeke, artık Nato şemsiyesi altında zulümlerini alenen işleyecek ve mesela Filistin’li kardeşlerimiz bu zulümlere karşı kıyama kalktığında, bizim çocuklarımız olan askerlerimiz, Nato üyesi olan siyonistleri korumak üzere Filistin’li mücahid kardeşlerimize karşı cepheye sürülebilecektir. Ayrıca süfyanın suudlarla yaşadığı yasak aşkın meyvesi olarak doğup, süfyan tarafından beslenip büyütülen Işid, Suriye’ye 4 adam gönderip 8 füze attıranların emriyle süfyan’ın Suriye’ye müdahalesine zemin hazırlamak için Kilis’e düzenli olarak saldırmakta, alenen şehirlerimizi ve halkımızı tehdit etmektedir. İşin ilginç(!) yanı Işid’in bu memleketteki başının elini kolunu sallayarak aramızda dolaşıyor olması ve otobüsler dolusu militanlarını sınırdan halâ geçiriyor olmasıdır.
Peki bu kadar büyük ihanetlerin üzeri nasıl örtülebilirdi? Milli maç veya derbi buna yeter miydi? Halkın dikkatini dağıtıp zihnini soyabilmek için ne yapmak gerekirdi? İşte bu noktada bu sefer de nam-ı diğer “küçük enişte”nin devreye girmesi ve siyonizmin “stratejik derinlik”lerinde kendini feda etmesi gerekliydi. Ancak bu kadar büyük(!) (olay büyük şahıs hala küçük) bir kriz(!) gerçek krizlerin önünü alabilirdi ve öyle de oldu. İstifadan istifade eden süfyan ve avanesi, kongre vs. oyuncaklar ile halkı yine meşgul etmenin ve uyku halinde tutmanın bir yolunu buldular. Yaşanan hiçbir ihanette, hiçbir zulümde sesleri çıkmayan ve kanaatlerini belirtmeyen kanaat önderleri(!) ise hemen bu konularda yorumlar yapmaya başlayıp kendilerini ispat derdine düştüler. Yani bir kez daha süfyan, kendine dokunacak olan bilinçlenme yangınını önlemek için kontrollü bir yangın çıkarıp tedbirini almış oldu.

Ne yapmak lazım diye soracak olursanız her ne kadar kanaat önderi olmasak da kanaatimiz sistemin kendi iç sorunlarını (velev ki gerçek dahi olsalar) umursamadan hedefe odaklanmak, hedefimizi iyi seçmek, o hedeften bizi uzaklaştıracak tek bir mevzuya dahi kafa yormamak, bütün enerjimizle bulunduğumuz safın zaferi için gayret göstermek, sistemin bütün unsurlarının birbirlerinin doğal ve öz kardeşleri olduklarını bilerek bu unsurlardan beri olmak, zihnen beslendiğimiz kaynakları iyi seçip hakkı batıldan ayırmak ve hakkı az da olsa asla batılla karıştırmamak, İslam inkılabının ve İmamın önderliğinde direniş çizgisinden sapmadan yol almak, parti, stk vs. lerden uzak durmak, tv vb. uyuşturuculardan arınmak, süfyanın bak dediği yöne değil de bakmamızı istemediği yöne bakmak, fikirlerimizin sınırlarını ortadan kaldırıp yaşadığımız sorunları coğrafyaya hapsetmeden bütün resmi görmek için tüm dünyaya hakim olan mevcut durumu analiz etmek ve buna göre tutum geliştirmek gereklidir. Aksi takdirde sistemin dükkanında oyuncak çoktur. Yeter ki oynamak isteyelim. Bize her dem sunacaktır.

siyasetmektebi.com
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.