Bir mücadelenin akibetini etkileyen sayisiz dünyevi etkenler mevcuttur. Insanoglu ise bu etkenlerin hepsini kusatmaktan acizdir. Aslina bakilirsa insan, bu etkenlerin bir tanesini bile zaman ve mekan açisindan tamamen kendi kontrolü altina alamaz. Zira insan kendini bile bu anlamda kusatamamakta, hükmü altina alamamaktadir. Korkmamasi gerektigini bildigi halde korkmakta, üzülmemesi gerektigini bildigi halde üzülmekte; zihnine söz geçirse de kalbine söz geçirememektedir. Insanin içiyle ilgili bu acziyeti, mücadelenin gidisatini ve akibetini etkileyen önemli bir unsurdur ve bu zaafiyetin tek ilaci tevekküldür. Zira kisinin kalbi ile kendi arasindadir.
"Ey inananlar! Hayat verecek seylere sizi çagirdigi zaman allah ve Rasulüne uyun. Ve bilin ki Alah kisi ile onun kalbi arasina girer ve siz mutlaka O’nun huzurunda toplanacaksiniz.” (8/24)
Yüreklere genislik veren de;
”Rabbim yüregime genislik ver...” (20/25)
Sikinti veren de O’dur:
”Kalplerine sikinti ver.” (10/88)
Insan kendini güvende hissetmedigi zaman korku, tedirginlik, telas, sikinti ve ümitsizlige kapilir. Kendini güvende hissetmesi ise, kendine yönelen ve yönelebilecek olan tehlikeleri hem kontrol altinda tutmasina, hem de savusturabilecek imkanlari elinde bulundarmasina baglidir. Bu ise imkan dahilinde degildir. Zira insan sadec görebildigi veya akledebildigi tehlikelere karsi önlem alabilmektedir. Ve tehlikeler çogu zaman arkadan (görmez yerimizden) bulur bizi. Örnegin tefrika tehlikesine karsilik Cenab-i müminlerin (Ensar’in, Evs ve Hazrec’in) kalplerini birlestirdigini ve bunu yapabilmek için yeryüzünün bütün imkanlarinin bile yetersiz oldugunu bildiriyor bize:
"Ve onlarin kalplerini birlestirdi. Sen yeryüzünde bulunan her seyi verseydin, yine onlarin gönüllerini birlestiremezdin, fakat onlarin aralarini bulup kaynastirdi. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir." (8/63)
Diger taraftan, bizim önümüze gelen bir olay, bir nesne, bir olgu sayisiz sebeplerin birbirini takip etmesi sonucu bizim karsimiza çikar. Ve bizi etkileyen her olayin, her durumun subjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardir. Subjektif (bizden kaynaklanan) yönün sebeplerini bizim olusturabilmemize ve kontrol edebilmemize ragmen objektif (bizim disimizdan kaynaklanan) yönün sebeplerini olusturmak ve kontrol altinda tutmak bizim elimizde degildir. Tarlamiza ektigimiz ekinden verimli bir ürün elde edebilmemiz için bizim yapabilecegimiz iyi bir tohum seçmek, zamaninda ve düzenli olarak sulamak, gübrelemek vs. Gibi seyler olabilir. Yagmurun yagmasi, rüzgarin esmesi, günesin dogmasi gibi etkenler ise bizim kontrolümüz altinda degildir, ancak, ektigimiz ürünün verimini etkilemektedir. Buradaki örnek hayatimizin bütün süreçlerinde (sosyal ve siyasal bütün iliskilerimizde) böyledir. Her olayin bir bizim etki edebildigimiz yönü, bir de bizim etkimiz disinda kalan yönü vardir. Ve olaylarin bizim etkimiz altinda olan yönü oldukça küçük ve kisitlidir.
"Andolsun ki onlara:‘Gökleri ve yeri kim yaratti?’ diye sorsan, ‘Elbette ’tir derler. De ki: ‘Öyleyse bana söler misiniz, bana bir zarar vermek isterse, ’i birakip da taptiklariniz, O’nun verdigi zarari giderebilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi?’ De ki: ‘ bana yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanirlar.’ " (39/38)