Mezhep; Dinin farklı algılanması ve yorum farklılığı gibi manaları ihtiva eden görüş ayrılıklarıdır. Kısaca mezhepler, kendilerine delil olarak kur’an ve peygamberin farklı uygulamalarını esas almışlardır. İslamdan önceki dinler de mezhepler olduğu gibi İslam dininde de mezhepler vardır. Peygamber s.a.v. zamanın da mezhepler yoktu. Çünkü, islam’ı yaşayan, örneklik teşkil eden canlı tek bir otorite vardı, o da peygamberdi. Peygamberin s.a.v. vefatının akabinin de yüz, yüz elli yıl sonra islam’ı bilen âlimlerin yaşadıkları coğrafya ve beldeler de halkın günlük sorunları ve sorularına verdikleri cevaplar, görüşler ve açıklamalarla devam etti.Daha sonraları halkın fırkalaşarak herkes takip ettiği âlimin İslam ilmihaline ve fıkhına göre mezhepler oluştu. Mezhep islamın altıncı yâda imanın yedinci şartı olmadığından kimse mezhebinden dolayı dinden çıkarılamayacağı gibi mezhepler’e bir sayı sınırlaması da konulamaz. Yani bırakın mezhep kurmayı mezhep imamlarının bugün bizim anladığımız gibi mezhep kurmak gibi bir düşünceleri de yoktu. Dört hak kitap der gibi, dört hak mezhep demek cahilliktir. Mezhebin ne olduğunu bilmemektir. Kraldan daha fazla kralcı olmaktır. Ne kur’an’da ne de sünnette böyle bir şey yoktur. Kimse Kendisini doğrunun merkezine koyamaz. İslam tarihine baktığımız zaman dört değil, belki de dört yüz mezheple karşılaşırız. Bugün ise dünya üzerinde onun üzerinde mezhep vardır. Diğer yüzler ce mezhebin olmayışı batıl oldukları için değil müntesipleri ve taraftarları kalmadığı içindir. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin ifadesi ile” Bir kimse benim meşrebim ya da mezhebim doğrudur, Haktır diyebilir fakat yalnız Hak benim mezhebimdir demeye hakkı yoktur ‘’diyerek son noktayı koymuştur. Yine Üstat H. Hakverdi’nin belirttiği gibi”Bir Müslüman mezhepçi olamaz, mezhepsiz de olamaz bir Müslüman ancak bir mezhebe tabi olabilir “demiştir. Mezhep imamları kendilerini hakikatin yegâne temsilcisi olarak değil kendilerini islam’ın hizmetçisi görerek şöyle demişlerdir, ‘’Eğer bizim yanlış ve hatamızı görürseniz bize değil İslam’a uyun ‘’(Ebu HANİFE) diyerek bağnaz mezhepçilere mesaj vermişlerdir. Hak dört ya da beş değildir hak olan Allahın sözüdür, hak tektir ve oda İslam’dır. Dolayısı İle islam’ı mezheplere sıkıştırmak isteyenlere diyoruz ki; İslam hiçbir mezhebe, hiçbir anlayışa sığmaz. Mevlana’nın fil hikâyesin de anlatıldığı gibi birçokları parçayı bütün sanıyor.Kendi düşünce ve anlayışını islam’a dayatıyor. Benim İslamdan anladığım budur demek yerine, İslam budur demek despotik bir dayatmadır. İslam bütün insanlığı kucaklayan evrensel tek dindir. İslam’ın derinliğinden mezheplere bakmak yerine mezheplerin yüzeyselliğinden islam’a bakıp islam’ı dar mezhep kalıplarında boğmak, islam’ı kendi mezhebine kurban etmektir ki bu islam’a yapılan en büyük haksızlıktır.Kendi mezhebini tek hakikat olarak görenlere soruyoruz. Acaba Peygamber s.a.v. hangi mezhepten di? Şia mıydı yoksa Sünni miydi? Bu soruları sorarak mezhepleri inkâr etmiyoruz elbet . Bu sorularla mezhebin imanın ya da islam’ın olmazsa olmaz bir şartı olmadığını söylemek istiyoruz sadece . Bırakın da herkes kendi mezhebinde ve ırkında olsun. Hiçbir ırk diğer ırktan üstün olmadığı gibi,bir mezhebi diğer mezhepten üstün saymak da kimsenin görevi değildir. Bu sakat ve kirli düşüncelerin kaynağı İslam dışından İslam’a zarar vermeye çalışanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.Irkçılığı ya da mezhepçilik damarını kullanarak Müslümanları birbirine kırdırmak için silah olarak kullanmışlardır.Halkları Müslüman olan bir çok ülkenin başına kendi uşaklarını getirip bu ülkeleri başta Amerika ve İsrail’e peşkeş çektirip, gençleri asgari ücretle terbiye edenler, utanmadan İslam en iyi şekilde bizim ülkede yaşanıyor diyenler, faizi, içkiyi, kumarı, şirki ve fuhuş’u görmezlikten gelerek şişirme cümleler ile bu halkı kandırabileceklerini zannetme ahmaklığına düşmektedirler. Bu ahmaklar güruhuna soruyoruz bu halkı ve kendini kandırmak la bir yere varılıyor mu? Ya da bu söylemler İslami midir?Mezhebini din addedenlere tekrardan gelelim. Mezhep İslamın şartı değildir deyip kendi mezhebin den olmayanın itikadının bozuk olduğunu söylemek yetkisini yoksa Allah mı vermiştir? Herkes doğduğu coğrafyaya göre o mezhebin mensubu oluyorsa kendilerini hak, kendileri dışındakilerin mezheplerini batıl ilan edenlere soruyoruz. Yoksa (haşa)Mezhebi farklı olanların suçlusu Allah mıdır? Acaba kaç kişi kendi mezhebini kendisi seçmiştir?Mezhep ne zaman din, din ise ne zaman mezhep oldu? Çeşitli coğrafyalarda bir şia camisini bir Sünni camisini bombalayarak aradan çekilen hainler, yerli gözüken Amerika ve israil uşakları aracılığı ile saf Müslümanları birbirine düşürmek sureti ile küfür dünyasının tahtını sürmesine vesile olurken bir kısım Müslümanlar bu oyuna gelerek vahşice birbirinin kanını akıtmak sureti ile İsrail ve Amerika’ya taze kan olmuşlar dır. Büyük Şeytan ABD’ye taşeronluk yapan bu ülkelerin yönetimleri İslam mezhepleri arasında öyle bir fitne yaratmışlardır ki ve hal öyle bir vaziyete gelmiş ki Lübnanlı Sünni bir Âlim olan şeyh Hammud şöyle demiştir; “Eğer Arap yönetimlerin israil’e karşı savaşmasını istiyorsanız israil’in Şiileştiğini söylemeniz yeterlidir”.Müslümanların esas hedefi israil ve Amerika olması gerekirken hain ve yerli uşakların çalışmaları neticesin de bir kısım Müslümanlar birbirini kulaktan dolma bilgilerle tekfir etmişlerdir. İçki içen bir Ehl-i Sünneti gösterip bütün Sünnileri karalamak ne kadar yanlışsa, bozuk bir Şia mensubunu gösterip işte bütün Şia olanlar da böyledir demek bir o kadar mantıksızlık,haksızlık, vicdansızlık ve hainliktir.Amerika’nın ekmeğine yağ sürmektir. Kısaca bu tür bir düşünce perakende bakıp toptan hüküm vermektir. Buna örnek verecek olursak, Süleyman Demirel ne kadar iyi bir Sünni(! )ise Şah rıza pehlevi de o kadar iyi bir Şii(!) ydi. Şia’yı kötüleyen Sünni görünümlü birisi tek bir Şia kaynağını okumadığı halde Şia’yı karalarken, Ehl-i Sünnet’i okumayan Şia görünümlü birisi de ucuz bir şekilde birbirini kötüleyerek bilerek veya bilmeden İsrail ve Amerika’ya ödül vermişlerdir. Şia taraftar demektir yani İslam’ın taraftarı, Ehlisünnet, sünneti yaşamak demektir, Şialar da sünneti yaşamaktadır. İşin özüne baktığımız da Demek ki Şialar Sünnidir,Sünniler de Şia’dır. EMEVİ Sünniliği İle SAFEVİ Şii’liğini kimse bize örnek gösterip bunlar üzerinden Müslümanları birbirine düşürmeye kalkmasın.Müslümanların o kadar ortak noktası olmasına rağmen illaki ayrılık arayanlar ya ahmak ,cahil ya da haindirler. Üstad Bediüzzaman ‘’bir müslüman’ın on dokuz doğrusu varken bir yanlışı yüzünden on dokuz doğrusunu görmemek vicdansızlıktır ‘’demiştir. Ehlisünnetin bir prensibidir ki “ Ehli kıble olan tekfir edilemez” Müslümanlar birbirlerinin eksik ve ayıplarını değil birbirlerinin ortak noktalarında buluşarak küfür dünyasına bir mesaj vererek İslam düşmanlarının İslam dünyasını yıkıp yakarak işgal etmelerini ancak böylelikle engelleyebilirler. Birbiri ile kavga eden bir İslam dünyası İslam düşmanları için kolay yutulur bir lokmadır. Madem Allahımız bir, kitabımız bir, dinimiz bir, kıblemiz bir öyleyse birlik olmasını bilerek Allahın dinine sarılmalıyız. Allahın bizden istediği ayrılık değil birlik olmamızdır. O yüzden peygamberimiz s.a.v .“İslam tek millettir, küfür de tek millettir” demiştir. Merhum imam Humeyni “Şii’cilik ve Sünni’cilik yapanlar ne Şiidir ne de Sünni’dir ,bunlar İslam düşmanı hainlerdir” demiştir. Kısaca birlik yerine ayrılıktan söz eden kim olursa olsun bilerek ya da bilmeyerek İslam düşmanlarına (Büyük ŞEYTAN ABD ve SİYONİZM’in kalesi İSRAİL’e hizmet ediyor. Dünya Mazlum ve Müslümanlarının Lideri İmam Ali Hameney” Bazıları madem bu mezhepler fitneye sebep oluyor, Şiilik te sunilikte olmasın demektedirler, hâlbuki bu durumda üçüncü bir mezhep doğmaktadır. Doğrusu Şia, Şia olarak kalsın Sünni de Sünni olarak kalsın, ama kimse kimseyi karalamasın kimse kimseyi tekfir etmesin ‘’demektedir. başka sözünde ise; “Vahdeti ezberleyin eğer bir yerde İslami birlik yerine tefrikadan, ayrılıktan söz ediliyorsa orayı terk ederek onları boykot edin “demiştir. Yine imam Ali Hamenei “İngiliz modeli Şiilik ile Amerikan modeli Sünnilik islam’a aykırıdır” demiştir. Sorun insanların bir ırka ve mezhebe bağlı olması değil kendisini tek hakikat olarak görüp Müslüman kardeşine kendi mezhep ve ırkını dayatmasıdır.Ya Benim mezhebimdensin ya da senin itikadın bozuk. Sen dinden çıktın! Demek kimsenin hakkı değildir. Mezhebini din, dinini ise mezhep edinen bu anlayışa göre kendi mezhebinden olmayan sapıtmıştır, dinden çıkmıştır. Bu mantıkla hareket edenler düştükleri düşünsel sakatlığı bir türlü görememekte veya görmezlikten gelmektedirler. Mezhepler islam’ı anlamamız ve yaşamamız için bir yol ve yöntem sunmaktadır. İslam mezheplere bir referanstır. Dolayısı ile Mezhepler islamın sınırlarını değil, İslam mezheplerin sınırlarını çizer. Bunun aksini yapmaya çalışmak demek İslam’ı mezheplere hapsetmek demektir. Yüzyıllarca mezhepçilik yapanların yüzünden İslam dünyasına ayrılık,fitne fesad kan ve gözyaşından başka ne geldi ki?Bugün bazıları halen aynı türküyü ahmakça ve haince çalmaktadır. Mezhepleri fikir çeşitliliği, İslam’ın düşünce zenginliği olarak görmek yerine insanları ayrıştırmak, Müslümanları birbirine kırdırmak fitneye sebep olmaktır. Son olarak,Rabbimiz bizleri birlik ve beraberlikten ayırmasın, Allah bizleri bu ‘’tefrika tellalları’’nın şerrinden korusun VESSELAM.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
İSLAMİ AÇIDAN MEZHEPLERE BAKIŞIMIZ...
İSLAMİ AÇIDAN MEZHEPLERE BAKIŞIMIZ...
Mezhep; Dinin farklı algılanması ve yorum farklılığı gibi manaları ihtiva eden görüş ayrılıklarıdır. Kısaca mezhepler, kendilerine delil olarak kur’an ve peygamberin farklı uygulamalarını esas almışlardır. İslamdan önceki dinler de mezhepler olduğu gibi İslam dininde de mezhepler vardır. Peygamber s.a.v. zamanın da mezhepler yoktu. Çünkü, islam’ı yaşayan, örneklik teşkil eden canlı tek bir otorite vardı, o da peygamberdi. Peygamberin s.a.v. vefatının akabinin de yüz, yüz elli yıl sonra islam’ı bilen âlimlerin yaşadıkları coğrafya ve beldeler de halkın günlük sorunları ve sorularına verdikleri cevaplar, görüşler ve açıklamalarla devam etti.Daha sonraları halkın fırkalaşarak herkes takip ettiği âlimin İslam ilmihaline ve fıkhına göre mezhepler oluştu. Mezhep islamın altıncı yâda imanın yedinci şartı olmadığından kimse mezhebinden dolayı dinden çıkarılamayacağı gibi mezhepler’e bir sayı sınırlaması da konulamaz. Yani bırakın mezhep kurmayı mezhep imamlarının bugün bizim anladığımız gibi mezhep kurmak gibi bir düşünceleri de yoktu. Dört hak kitap der gibi, dört hak mezhep demek cahilliktir. Mezhebin ne olduğunu bilmemektir. Kraldan daha fazla kralcı olmaktır. Ne kur’an’da ne de sünnette böyle bir şey yoktur. Kimse Kendisini doğrunun merkezine koyamaz. İslam tarihine baktığımız zaman dört değil, belki de dört yüz mezheple karşılaşırız. Bugün ise dünya üzerinde onun üzerinde mezhep vardır. Diğer yüzler ce mezhebin olmayışı batıl oldukları için değil müntesipleri ve taraftarları kalmadığı içindir. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin ifadesi ile” Bir kimse benim meşrebim ya da mezhebim doğrudur, Haktır diyebilir fakat yalnız Hak benim mezhebimdir demeye hakkı yoktur ‘’diyerek son noktayı koymuştur. Yine Üstat H. Hakverdi’nin belirttiği gibi”Bir Müslüman mezhepçi olamaz, mezhepsiz de olamaz bir Müslüman ancak bir mezhebe tabi olabilir “demiştir. Mezhep imamları kendilerini hakikatin yegâne temsilcisi olarak değil kendilerini islam’ın hizmetçisi görerek şöyle demişlerdir, ‘’Eğer bizim yanlış ve hatamızı görürseniz bize değil İslam’a uyun ‘’(Ebu HANİFE) diyerek bağnaz mezhepçilere mesaj vermişlerdir. Hak dört ya da beş değildir hak olan Allahın sözüdür, hak tektir ve oda İslam’dır. Dolayısı İle islam’ı mezheplere sıkıştırmak isteyenlere diyoruz ki; İslam hiçbir mezhebe, hiçbir anlayışa sığmaz. Mevlana’nın fil hikâyesin de anlatıldığı gibi birçokları parçayı bütün sanıyor.Kendi düşünce ve anlayışını islam’a dayatıyor. Benim İslamdan anladığım budur demek yerine, İslam budur demek despotik bir dayatmadır. İslam bütün insanlığı kucaklayan evrensel tek dindir. İslam’ın derinliğinden mezheplere bakmak yerine mezheplerin yüzeyselliğinden islam’a bakıp islam’ı dar mezhep kalıplarında boğmak, islam’ı kendi mezhebine kurban etmektir ki bu islam’a yapılan en büyük haksızlıktır.Kendi mezhebini tek hakikat olarak görenlere soruyoruz. Acaba Peygamber s.a.v. hangi mezhepten di? Şia mıydı yoksa Sünni miydi? Bu soruları sorarak mezhepleri inkâr etmiyoruz elbet . Bu sorularla mezhebin imanın ya da islam’ın olmazsa olmaz bir şartı olmadığını söylemek istiyoruz sadece . Bırakın da herkes kendi mezhebinde ve ırkında olsun. Hiçbir ırk diğer ırktan üstün olmadığı gibi,bir mezhebi diğer mezhepten üstün saymak da kimsenin görevi değildir. Bu sakat ve kirli düşüncelerin kaynağı İslam dışından İslam’a zarar vermeye çalışanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.Irkçılığı ya da mezhepçilik damarını kullanarak Müslümanları birbirine kırdırmak için silah olarak kullanmışlardır.Halkları Müslüman olan bir çok ülkenin başına kendi uşaklarını getirip bu ülkeleri başta Amerika ve İsrail’e peşkeş çektirip, gençleri asgari ücretle terbiye edenler, utanmadan İslam en iyi şekilde bizim ülkede yaşanıyor diyenler, faizi, içkiyi, kumarı, şirki ve fuhuş’u görmezlikten gelerek şişirme cümleler ile bu halkı kandırabileceklerini zannetme ahmaklığına düşmektedirler. Bu ahmaklar güruhuna soruyoruz bu halkı ve kendini kandırmak la bir yere varılıyor mu? Ya da bu söylemler İslami midir?Mezhebini din addedenlere tekrardan gelelim. Mezhep İslamın şartı değildir deyip kendi mezhebin den olmayanın itikadının bozuk olduğunu söylemek yetkisini yoksa Allah mı vermiştir? Herkes doğduğu coğrafyaya göre o mezhebin mensubu oluyorsa kendilerini hak, kendileri dışındakilerin mezheplerini batıl ilan edenlere soruyoruz. Yoksa (haşa)Mezhebi farklı olanların suçlusu Allah mıdır? Acaba kaç kişi kendi mezhebini kendisi seçmiştir?Mezhep ne zaman din, din ise ne zaman mezhep oldu? Çeşitli coğrafyalarda bir şia camisini bir Sünni camisini bombalayarak aradan çekilen hainler, yerli gözüken Amerika ve israil uşakları aracılığı ile saf Müslümanları birbirine düşürmek sureti ile küfür dünyasının tahtını sürmesine vesile olurken bir kısım Müslümanlar bu oyuna gelerek vahşice birbirinin kanını akıtmak sureti ile İsrail ve Amerika’ya taze kan olmuşlar dır. Büyük Şeytan ABD’ye taşeronluk yapan bu ülkelerin yönetimleri İslam mezhepleri arasında öyle bir fitne yaratmışlardır ki ve hal öyle bir vaziyete gelmiş ki Lübnanlı Sünni bir Âlim olan şeyh Hammud şöyle demiştir; “Eğer Arap yönetimlerin israil’e karşı savaşmasını istiyorsanız israil’in Şiileştiğini söylemeniz yeterlidir”.Müslümanların esas hedefi israil ve Amerika olması gerekirken hain ve yerli uşakların çalışmaları neticesin de bir kısım Müslümanlar birbirini kulaktan dolma bilgilerle tekfir etmişlerdir. İçki içen bir Ehl-i Sünneti gösterip bütün Sünnileri karalamak ne kadar yanlışsa, bozuk bir Şia mensubunu gösterip işte bütün Şia olanlar da böyledir demek bir o kadar mantıksızlık,haksızlık, vicdansızlık ve hainliktir.Amerika’nın ekmeğine yağ sürmektir. Kısaca bu tür bir düşünce perakende bakıp toptan hüküm vermektir. Buna örnek verecek olursak, Süleyman Demirel ne kadar iyi bir Sünni(! )ise Şah rıza pehlevi de o kadar iyi bir Şii(!) ydi. Şia’yı kötüleyen Sünni görünümlü birisi tek bir Şia kaynağını okumadığı halde Şia’yı karalarken, Ehl-i Sünnet’i okumayan Şia görünümlü birisi de ucuz bir şekilde birbirini kötüleyerek bilerek veya bilmeden İsrail ve Amerika’ya ödül vermişlerdir. Şia taraftar demektir yani İslam’ın taraftarı, Ehlisünnet, sünneti yaşamak demektir, Şialar da sünneti yaşamaktadır. İşin özüne baktığımız da Demek ki Şialar Sünnidir,Sünniler de Şia’dır. EMEVİ Sünniliği İle SAFEVİ Şii’liğini kimse bize örnek gösterip bunlar üzerinden Müslümanları birbirine düşürmeye kalkmasın.Müslümanların o kadar ortak noktası olmasına rağmen illaki ayrılık arayanlar ya ahmak ,cahil ya da haindirler. Üstad Bediüzzaman ‘’bir müslüman’ın on dokuz doğrusu varken bir yanlışı yüzünden on dokuz doğrusunu görmemek vicdansızlıktır ‘’demiştir. Ehlisünnetin bir prensibidir ki “ Ehli kıble olan tekfir edilemez” Müslümanlar birbirlerinin eksik ve ayıplarını değil birbirlerinin ortak noktalarında buluşarak küfür dünyasına bir mesaj vererek İslam düşmanlarının İslam dünyasını yıkıp yakarak işgal etmelerini ancak böylelikle engelleyebilirler. Birbiri ile kavga eden bir İslam dünyası İslam düşmanları için kolay yutulur bir lokmadır. Madem Allahımız bir, kitabımız bir, dinimiz bir, kıblemiz bir öyleyse birlik olmasını bilerek Allahın dinine sarılmalıyız. Allahın bizden istediği ayrılık değil birlik olmamızdır. O yüzden peygamberimiz s.a.v .“İslam tek millettir, küfür de tek millettir” demiştir. Merhum imam Humeyni “Şii’cilik ve Sünni’cilik yapanlar ne Şiidir ne de Sünni’dir ,bunlar İslam düşmanı hainlerdir” demiştir. Kısaca birlik yerine ayrılıktan söz eden kim olursa olsun bilerek ya da bilmeyerek İslam düşmanlarına (Büyük ŞEYTAN ABD ve SİYONİZM’in kalesi İSRAİL’e hizmet ediyor. Dünya Mazlum ve Müslümanlarının Lideri İmam Ali Hameney” Bazıları madem bu mezhepler fitneye sebep oluyor, Şiilik te sunilikte olmasın demektedirler, hâlbuki bu durumda üçüncü bir mezhep doğmaktadır. Doğrusu Şia, Şia olarak kalsın Sünni de Sünni olarak kalsın, ama kimse kimseyi karalamasın kimse kimseyi tekfir etmesin ‘’demektedir. başka sözünde ise; “Vahdeti ezberleyin eğer bir yerde İslami birlik yerine tefrikadan, ayrılıktan söz ediliyorsa orayı terk ederek onları boykot edin “demiştir. Yine imam Ali Hamenei “İngiliz modeli Şiilik ile Amerikan modeli Sünnilik islam’a aykırıdır” demiştir. Sorun insanların bir ırka ve mezhebe bağlı olması değil kendisini tek hakikat olarak görüp Müslüman kardeşine kendi mezhep ve ırkını dayatmasıdır.Ya Benim mezhebimdensin ya da senin itikadın bozuk. Sen dinden çıktın! Demek kimsenin hakkı değildir. Mezhebini din, dinini ise mezhep edinen bu anlayışa göre kendi mezhebinden olmayan sapıtmıştır, dinden çıkmıştır. Bu mantıkla hareket edenler düştükleri düşünsel sakatlığı bir türlü görememekte veya görmezlikten gelmektedirler. Mezhepler islam’ı anlamamız ve yaşamamız için bir yol ve yöntem sunmaktadır. İslam mezheplere bir referanstır. Dolayısı ile Mezhepler islamın sınırlarını değil, İslam mezheplerin sınırlarını çizer. Bunun aksini yapmaya çalışmak demek İslam’ı mezheplere hapsetmek demektir. Yüzyıllarca mezhepçilik yapanların yüzünden İslam dünyasına ayrılık,fitne fesad kan ve gözyaşından başka ne geldi ki?Bugün bazıları halen aynı türküyü ahmakça ve haince çalmaktadır. Mezhepleri fikir çeşitliliği, İslam’ın düşünce zenginliği olarak görmek yerine insanları ayrıştırmak, Müslümanları birbirine kırdırmak fitneye sebep olmaktır. Son olarak,Rabbimiz bizleri birlik ve beraberlikten ayırmasın, Allah bizleri bu ‘’tefrika tellalları’’nın şerrinden korusun VESSELAM.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi