Mümin: Durun, durun, boşuna yorulmayın! İslam’da felsefe diye bir şey yoktur!
Kafir: A, o da ne demek?
Mümin: Şu demek ki, siz, tarafsız bir görüşle, yani bir nevi felsefe görüşüyle, ya felsefenin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz; yahut da ve en doğrusu, İslamlığın ne olduğunu kavrayamıyorsunuz!
Kafir: Ya nedir?
Mümin: Demin tarafsız bir görüş diye bir tabir kullandım. İşte felsefe, tarafsızlıktan yola çıkıp, bulacağı veya bulamayacağı nispet ve istikametlere göre kendisine taraf arayan başı boş düşünce manzumelerinin adıdır. Hakikat, felsefe için güya varılması lazım gelen, fakat asla varılmayan, varılmayacak ve boyuna aranacak olan bir hedef, bir ilk merhaledir. İslamdaysa sadece bir ilk temel ve bir ilk ve mutlak arayış… Yani İslam’da hakikat peşin ve varlığın sırlarını aramak ondan sonra… Birbirinin yanlışını yanlışını çıkarmaktan başka rolü olmayan felsefeyi, perişan ve her dem birbirinin başını yemek gayesinde bir demokrasiye benzetecek olursak İslam’a hakikat saltanatı gözüyle bakabiliriz. Demek varış önce, arayış sonra… Varışa bağlı tefekkürün adı da felsefe değil, hikmet… Felsefe başı boş bir çıkış ve bulamayış, İslami tefekkür ise düzenli bir yol alış ve bulduğunu derinleştiriş ve genişletiş…
Kafir: Hep şiir, hep şiir, hep büyü sanatı, sözleriniz…
Mümin: Şimdi “İslam felsefesine göre” lafını durdurup “İslam hikmetlerine göre” diye sözünüze devam edebilirsiniz…
Kafir: Vazgeçtim! Siz felsefeyi yermekte devam edin
Mümin: Yerdim, yereceğim kadar.
Kafir: Peki onun hiç mi faydası yok?..
Mümin: Var!.. Hem de ne büyük fayda!.. Söylediğim gibi, birbirinin yanlışını çıkarma, birbirini yerme, yeme faydası.. Ve iman sahiplerine batıl aklın ne demek olduğunu göstermeleri, mücadele sahası açmaları ve tababette mikroba karşı yapıldığı gibi bir nevi (asepsi) ve (antisepti) tedbirine meydan vermeleri…
Kafir: Aklım almıyor!
Mümin: Aklınız yok ki, alsın!..