You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İslam âleminin perişanlığının sebebi

İslam âleminin perişanlığının sebebi

Profesör
İslam âleminin perişanlığının sebebi
Geçenlerde, gençlerle konuşurken, mevzu dönüp dolaşıp İslâm dünyasının bugünkü perişan hâline geldi. Dediler ki, bunda tabii ki İslam düşmanlarının büyük rolü var. Peki bizim hiç mi suçumuz yok, biz nerede hata yaptık, diye sordular.
Tabii ki hatalarımız var. Eğer olmasaydı bu hâle düşmezdik. Gerçeğe varabilmek için kendimizi öz eleştiriye tâbi tutmamız şart. Hep başkasını suçlamakla bir yere varılamaz.
İsterseniz önce meseleyi biraz geriden ele alalım, konunun iyi anlaşılması için. İslâm tarihi incelendiği zaman görülür ki, İslâm dünyasının en kuvvetli olduğu dönem, yedinci ve on altıncı asırlar arasıdır. On yedinci ve on sekizinci asır, Fetret Devri, bir bakıma ayakta kalma mücadelesinin verildiği dönem. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl ise, Batı’nın üstünlüğünü mecburen kabullenme ve onların kontrolüne girme devri.
İslâm dünyasının yükselmesini, onuncu asra kadar Müslüman Araplar sağladı. On birinci asırdan itibaren, bayrağı Türkler ellerine aldı. Türkler, doğuda Bizans’ı çökerterek Viyana kapılarına kadar ilerlediler. Endülüs Devleti de Avrupa’yı batıdan sıkıştırmaya başladı. Böylece Avrupa iki güç arasında sıkıştı.

ZİRVEDE KALMAK ZOR
Bu kıskaç sebebiyle, yarı vahşî bir hayat süren Avrupa, gerçek bir medeniyet ile tanıştı. Güçsüzlüklerini anladılar. Kendilerini tenkit etmeye başladılar. Bu öz eleştiri, Avrupa’nın toparlanmasına sebep oldu. Birçok buluşların, üstün başarıların kaynağında, zaten çaresizlik yatar.
Avrupalılar, Müslümanların başarısının ve kendilerinin başarısızlıklarının sebeplerini incelediler. En büyük eksiklikleri olan fen ve teknolojiyi Müslümanlardan alarak, kısa zamanda geliştirdiler.
Avrupa’da böyle gelişmeler olurken, Müslüman dünyası elde edilen zaferlerin rehavetine kapıldı. Sahip olunan üstünlük sebebiyle, Avrupalıları küçümsediler. Avrupa teknolojide, buluşlarda hızla ilerlerken, Müslümanlar bu yenilikleri ciddiye bile almadılar.
Müslümanların bir dezavantajı da, zirvede olmaları... Çünkü, zirvede kalmak, zirveye çıkmaktan çok daha zordur. Zirvede rüzgârlar sert eser. Zirvenin düşmanları çoktur. Bir dezavantaj da, insanın zirveye ulaşınca, gayretinin zayıflaması... İnsan isteklerine kavuşunca, rahata düşkünlük, uyuşukluk hastalığına tutulur. Zirveye çıkmada en büyük etken olan aşk, şevk kalmaz. Makam mücadelesi ve mal mülk yarışı başlar.
Bu kural, her devirde, her medeniyet, her cemiyet, cemaat ve millet için geçerlidir. Böyle durumda, herkes, külfetsiz nimet peşine düşer. Başka bir ifadeyle, herkes birer mirasyedi olur. Herkes, geçmişteki birikimden, payına düşeceğinin peşindedir. “Her nimet külfet karşılığıdır” prensibi unutulur, vermeden alan hazır yiyiciler çoğalır. Hâlbuki ayet-i kerimede, “Bilinsin ki, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” buyurulmuştur.
Bu tehlikeli hastalığa, Müslüman âlemi de maalesef yakalandı. Bunun neticesinde, devlet ricali oyun, eğlence peşine düştü. Yeniçeri, kendi vatanında, sanki bir işgalci orduydu. İkide bir kazan kaldırdıkları için, halkın ve padişahların korkulu rüyası hâline gelmişti. Medreseler, teknolojide iki yüz yıl gerideydi. Tekkeler, tembellerin barınağı oldu. Memurluk, gizli işsizlerin sığınağı durumundaydı.
Aslında, görünüş olarak, medeniyeti zirveye çıkaran bütün müesseseler ayaktaydı. Fakat bunların gerçek temsilcileri yoktu.

AYDIN DİNSİZ, DİNDAR CAHİL!..
Adâlet, ilim ve teknoloji zirvedeyken Osmanlı zirvedeydi. Adâlet ve teknoloji çökmeye başlayınca, Osmanlı çöktü. Mason M. Reşid Paşa, din adamı ve dünya adamı diye ikiye ayırdı insanları. “Din adamı din dersi okusun, dünya adamı fen dersi okusun” dedi. Ortaya aydın-dindâr çatışması çıktı. Aydın dinsiz, dindar cahil olunca çöküş kaçınılmaz oldu.
Bütün bunlar, dinimizin yasakladığı şeylerdi. Zaten ne zaman insanın başına bir iş gelmişse, bunun altında mutlaka dine uymamak yatar. Hâlbuki dinimiz boş kalmayı yasaklamaktadır. Hadis-i şerifte de, “Mümin gayretlidir; iki günü eşit olan zarardadır” buyuruldu.
Dinimizin emirlerine uyan kim olursa olsun, muvaffak olur. Avrupalılar bilmeyerek de olsa bu emre uyup; çalıştılar, çabaladılar ve neticede zirveye ulaştılar...


Mehmet ORUC
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
RE: İslam âleminin perişanlığının sebebi
islam aleminin hali ne zaman perişan oldu ki şimdi olsun, islam alemi sahipsiz mi sizce ? sahipsizler perişan saniyorlar kendi perişanliklarina bakmadan,islam alemi perişan olsa neden ayakta dursun ki,nerden bulup koyarlar böyle şeyleri anlayamiyorum,düşünüp koyan da düşünmemiş diyemem ama bu görüşü savunuyor anlami cikabilir.
Bir İhtimal Daha Var...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İslam âleminin perişanlığının sebebi
hıcbırseyı yokmu yanı ıslam alemının?
herseyımız mukemmel oyle mı?
dısarıdan muslumana bakan bırı" vay be ne guzel yasıyorlar dınlerını,yasayarak ne guzel anlatıyorlar ınsanlıga islamın nasıl mukemmel bır dın oldugunu" dıyerek ımrenıyorlar mı bıze?
guldurmeyın Allah askına...Allah ıslamıyetı elbet ılelebet yasatacak elbet bu dın bu kıtab sahıpsız degıl ama bu sahıplık sadece yaradan katında,bız ınsanlar arasında degıl...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.