You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM ZAMAN VE YERİN DEĞİŞKENLİĞİNE KARŞI

İSLÂM ZAMAN VE YERİN DEĞİŞKENLİĞİNE KARŞI

Üye
İSLÂM ZAMAN VE YERİN DEĞİŞKENLİĞİNE KARŞI
İSLÂM ZAMAN VE YERİN DEĞİŞKENLİĞİNE KARŞI
VARLIĞINI NASIL KORUDU? -IBismillâhirrahmânirrahîm
Bilinmesi gerekli olan öncelikli hakikatlerden biri, hayatın sürekli olarak hareket ve
gelişme içinde oluşudur. Devamlı olarak hayat gençleşmekte, renkten renge dönüşmekte,
durmaksızın çizgisini devam ettirmektedir. Bu uzun gelişme çizgisine, ancak hareket ve
sürekliliğini koruyabilen, her an oluşabilecek değişikliklerle bütünlük sağlayabilecek, onunla
görüşünü sürdürebilecek bir din uyum sağlayabilir.
İşte İslâm’ın geçen zaman ve değişen cemiyet karşısındaki durumu budur. İslâm kesin
inançlar, değişmez prensipleri üzerine kurulu olmasının yanında hareket ve çeşitli özelliklere
sahiptir. İslâm, hayatın bütün kesimlerinde, zamanın her diliminde tatbike, uygulamaya
elverişli insanlığın tek kurtuluş ümididir. Bu din zamanın değişkenliğine karşı insanın bütün
ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kabiliyete sahiptir.
İslâm, bir kısım Müslümanların inandığı ve batılı İslâm tarihçilerinin belirttiklerinin
aksine, belli bir döneme ait medeniyet yada sanat anlayışı değildir. İslâm, hayat ile yaşayan,
değişmez esasları ve hakikatleriyle ebedî bir risalet, bir dindir. Çünkü İslâm, Aziz ve Âlim
olan, her şeyi hatadan uzak yaratan Yüce Allah (c.c.)’ın takdiridir.
Bu din, “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım
ve size din olarak İslâm’ı seçip ondan razı oldum.” (Maide:3) ilâhi hükmü ile kesin ve
mükemmel şeklini almıştır.
İslâm’da bütünlük ve eşsizlik örneğini, kendinden başka risalete ihtiyaç duyulmaması
gereğini, sürekli hareketi bünyesinde toplayarak hayat ile yürüyüşünü sürdürürken, öte
yandan hayatı kontrolü altında tutmaya, onu doğruya yönlendirmeye ve ıslah etmeye, hayatın
aşırılıklarına ve sapıklıklarına mani olmaya muktedir bir yapıya sahip olduğunu görmekteyiz.
İslâm, diğer esasları değiştirilmiş dinlerde olduğu gibi çeşitli yanlışlara ve felsefî
düşüncelerdeki donuk çehreye değil, hayatın bütünü içinde, ferdi ve cemiyeti kuşatan hakikatlere,
insanı büyüleyen samimî bir havaya sahiptir.
Bu din, çeşitli problemleri çözen, insanlara doğruyu gösterici, gerçeklere yönlendirici
esasları ile dine inananların yegane kurtuluş yoludur.
İslâm dininin son ve evrensel bir din olduğunu ve İslâm ümmetinin seçilen son ümmet
olduğunu; “Benden sonra Peygamber gelmeyecektir.” (İbn-i Mâce) hadis-i şerifinden
anlamaktayız. Cenab-ı Allah (c.c.) bu ümmete kıyamete kadar varolmayı ve yeryüzünün her
karışına Allah (c.c.)’ın dinini yaymaya mukadder kılmıştır. Bu sebeple asırlar boyunca hiçbir
topluluğa nasip olmayan fikir kaynağı Kur'an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve İslâm’ın diğer temel
kaynakları üzerinde düşünmek, onları dikkatle gözden geçirmek insanın ikna olması için
yeterlidir.
İkinci kuvvet ise Yüce Allah (c.c.)’ın devamlılığını takdir ettiği Hz. Muhammed (s.a.v.)’in
takipçisi ümmete her asırda, İslâm’ın temel prensiplerini hayata uygulayıp, ona hareket
kazandıran örnek şahsiyetler vermesidir. Şüphesiz ki bu şahsiyetlerin her asır ve mekanda
oluşmasının en büyük sebebi bu dinin kendisidir. Çünkü bu din, bağlılarının ruhlarına, fasık
nizam ve kurumlar, sapık toplum ve ahlâkî çöküntülere karşı koyma gücü verir. Kötülükler
karşısında suskun olmamayı, zalimler karşısında hakkı söylemeyi onlara emreder.
Bu vahyin çizgisidir. Bu çizgi, fasık idareler karşısında gaflet içinde kalmaya ve
yalnızca dünyaya istekli olmaya karşı çıkıştır.
2
Bu din, bağlısına hikmet dolu bir yapı kazandırır. Böylece onların, çözülmeyecek
zannedilen bütün problem ve yanlışları bu temel esaslar ile sonuca ulaştırırlar. Bütün
bunlardan dolayıdır ki ilimde, düşüncede, cihadda, ıslahatta en üstün yapıya sahip şahsiyetler
hiçbir asır ve dönemde bu ümmetin arasından eksik olmamıştır. Kemiyet ve keyfiyet
bakımından hiçbir millette göremeyeceğimiz bu örnekler davete yeni bir çehre kazandırırlar.
Şüphesiz ki bizler, Allah (c.c.)’ın kaderinde tesadüf ve ihtimallere inanmıyoruz, bu neticeye
ulaşıcı örneklerin bizler tesadüf sonucu değil, dinin tabiatının bir gereği olarak kabul
ediyoruz.
Allah (c.c.)’ın bu ümmete ihsân ettiği kabiliyet aslında bütün insanlığa verilmiş bir
lütuftur. Çünkü ümmet kaybolursa, emanet de kaybolur ve insanlık bu yüce kıymetten
mahrum kalır. Kıyamete kadar bu ilim, medeniyet ve düşünce alanındaki eşsiz hizmetleri bu
ümmete nasip etmiştir.
İnsanların tamamına doğruyu aktarabilme ödevi, tarihteki en ağır ve en farklı görevdir.
Bu görevin gerçekleşebilmesi için ümmet, diğer ulusların hayallerinden dahi geçiremeyecekleri
ağır problemler ve zorluklarla karşı karşıya kalır. İnsanın aklı değişmez esaslarda sebat ve
süreklilik, imanı koruma alanlarında çetin imtihanlardan geçer. Bütün bu aşılması zor
engelleri yenebilen ümmet, tarihte yapması gereken insanlara hareketlilik kazandırmaya,
insanlık tarihinde önder olmaya, dıştan gelebilecek hiçbir saldırı karşısında ezilmemeye ve
mahkum olmamaya layık bir ümmettir.
İslâm ümmetinin bütün bunları iki kuvvetle başarabileceğini söyleyebiliriz. Birinci
kuvvet; İslâm’ın yapısı itibariyle sürekliliğini koruduğu canlı şekli insanların her kesim
biriminde tarihin bütün devirlerindeki hayat elverişliliğidir. Allah, Resûlü Muhammed (s.a.v.)’i
her dönem ve yer için geçerli bir risalet ile göndermiş ve bu risalet değişen zaman ve mekana
rağmen yeterliliğini korumuştur. Bugün ve gelecekte de bu risalet bütün problemleri
çözebilecek yegane kaynaktır. Bunun için İslâm fıkhının, İslâm kanunlarının ve emanetin
sürekliliği ilâhi bir vaattir ve bu ümmet bu dinin en iyi koruyucusu, muhafızı olmuştur. “Hiç
şüphe yok ki Kur'an’ı biz indirdik. Onu yine biz koruyacağız.” (Hicr:9).
İslâm dini vahyin ilk anlarından itibaren, başka bir dinin asla dayanamayacağı, sürekli,
durmak bilmeyen, sert ve şiddetli saldırılara hedef olmuştur. Bu saldırılardaki temel hedef,
İslâm’ı tamamen yeryüzünden silmek idi. İslâm, iç ve dış bütün saldırılara karşı varlığını
korumuş, bununla da kalmayıp ilim, akıl ve siyaset sahalarında yeni yeni girişimlerde
bulunmuş, yeni dönemlere geçmiştir.
Ayrıca yeni Müslüman olan bir çok ulusların, taklit ve cehaletleri sebebi ile cahiliyet
ve şirke varan yaşayış şekillerini İslâm ile bütünleştirmeye çalışmaları da sonuçsuz kalmıştır.
Bütün bu İslâm’ı yok etmeyi hedefleyen saldırılar, şiddetli ve zekice planlandığından,
İslâm’ın bu saldırılara karşı koyup koyamayacağını insanların büyük bir kısmı düşünür
olmuşlardır. Öyle ki bir kısım insanlar bu saldırılar sebebi ile İslâm’ın diğer dinler gibi yok
olmasının yakın olduğunu zannetmeye başlamışlardır.
Onlara göre İslâm ümmetinin sonu da artık gelmiş idi. İslâm dini ise, yüce ruhu ile
bütün bu saldırılara karşı koymuş ve teslim olmamıştı. Mü'minler ise bu fitneler karşısında
susmaya, Allah (c.c.)’ın düşmanları ile antlaşmaya, Allah (c.c.)’ın kendilerine verdiği manevî
değerlerinden vazgeçmeye razı olmamışlar, aralarından sürekli olarak tarihin her döneminde,
İslâm ümmeti için tuzak kuranların oyun ve düşüncelerini bozacak örnek şahsiyetler çıkarmışlardır.
Onlar İslâm’ı cehalet, sapıklık ve delalet tehlikelerinden korumuşlar, bidat, hurafe,
batıl, İslâm harici düşünce ve fikirlere karşı Resûlüllah (s.a.v.)’ın sünnetine sıkı sıkıya bağlı
kalarak karşı çıkmışlardır. Onlar cahiliyetin temel öğelerine, gelenek ve yaşantılarına,
materyalist düşünce ve felsefeye, sapıklık ve aşırılıklara karşı bütün güçleri ile karşı
koymuşlardır.
3
İSLÂM ZAMAN VE YERİN DEĞİŞKENLİĞİNE KARŞI
VARLIĞINI NASIL KORUDU? -IIZalim
idareci ve yöneticilere karşı hakkı savunmuşlar, onların koyduğu prensiplerin
yanlışlıklarını anlatmışlar, inandıkları hayatı yaşayarak hakikati daima haykırmışlardır.
Onların bu hali cemiyetin diğer fertlerine hakikati telkin ederken, kendilerine de iman
duygusunu kuvvetlendiren ve İslâm’a cemiyet içinde yeni bir ruhî yapı kazandıran etken
olmuştur.
Şüphesiz ki bu önderler, içinde bulundukları asrın akıl, ilim ve ahlâk yönünden eşsiz
şahsiyetleri, kendilerinin insanlar tarafından örnek kabul ettikleri, bağlılık ve ilgi duydukları
insanlardı. Her fitne, zulüm ve kötülük onların yanında kar gibi erimekte, zulmü yok edici,
yolları aydınlatıcı bir hal olmakta idi. İslâm tarihinin her döneminde görebileceğimiz bu
yenilikçi, ıslahatçı kişiler tesadüf sonucunda gelmemiştir. Çünkü İslâm dini, insanlığın
kurtuluşu için gerekli, koruması Allah (c.c.) tarafından garantilenmiş bir dindir. İrşad ve
insanları hidayete yönlendirme ödevi ile yükümlü olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.)’in
bu ağır yükü, O’nun ardından bu şahsiyetler tarafından üstlenilmiştir. Bunun için Hz.
Peygamberin (s.a.v.) davasının davetçileri hiçbir asırda ve hiçbir bölgede eksik olmamıştır ve
olmayacaktır.
Bu önderler ve davetçiler, toplumun her kesiminde, insanlara hitap edebilme özelliğine
sahip bir hatip, bir edip, bir alim idiler. Aynı zamanda zühd ve kanaat sahibi bir kişiliğe,
kuvvetli ve yılmaz bir gayrete, temiz ve ahlâklı bir ruha sahiptiler. Onların bu özelliğinden
dolayıdır ki, kendilerini dinleyenler, canlı ve ihlâslı bir iman lezzetini bulma mutluluğuna
ererlerdi.
İslâm’ın bir takım akîde ve prensipleri hususunda tereddüt ve şüpheleri olanlar,
sorularının cevabını alır, yaralı kalpler tedavi olur, gençler Allah davasını ruhlarına sindirip
cihada yönelirlerdi. Geniş bir kesim de tevbe ile ruhlarını temizleyip yeni bir diriliş yaşarlardı.
Bu önder ve davetçiler zahmet ve cehalet denizinde yükselen ilim ve iman sığınağıdır. Onlar
insanları Allah (c.c.)’a yönlendirme, Hak ve hakikati bulma yönünden birer kutup yıldızı idiler,
onlar Peygamberlerin varisidirler.
Muhtelif devirlerde rastladığımız bu önderler ve davetçiler olmasa idi, İslâm bir din,
ahlâkî bir nizam, tesirli bir davet olarak varlığını sürdüremezdi. Onlar cahiliyeye karşı imanı,
ruhu yeniden imar eden mimarlardı.
Şüphesiz günümüzün Müslümanlarının uyanışı yakındır. İstikbal mutlak İslâm’ındır.
Sözümüzün şahidi bugünkü Müslüman gençliktir.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.