You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM ŞEHRİNİN RUHU YAŞATILMALI

İSLÂM ŞEHRİNİN RUHU YAŞATILMALI

Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
İSLÂM ŞEHRİNİN RUHU YAŞATILMALI
İslam Mimarisi üzerine özgün çizimler yapan ve fikirler üreten Mimar Mehmet İşçi, geleneksel değerleri hesaba katmayan ‘Kentsel Dönüşüm’ projeleri ve restorasyon çalışmalarının şehirlerimizdeki kültürel devamlılığı ve şehre aidiyet duygusunu ciddi oranda zedeleyebileceği uyarısında bulundu. Şehirlerin de dili, ruhu ve kültürü olduğunu belirten Mehmet İşçi, iyi niyetle hazırlanan ‘Kentsel Dönüşüm’ projeleri ile farkında olmadan eski kalıntı medeniyetlerin yeniden ihyasının sağlanabileceğini vurguladı.



Mimar ve Mühendisler Grubu’nun (MMG) kurucu üyelerinden olan Mehmet İşçi, İslam mimarisi üzerine özgün çizimler yapan ve fikirler üreten bir mimar. Depremlerden sonra gündemimize giren, “Kentsel Dönüşüm” kavramının özellikle yerel yöneticileri cezp edici bir nitelik kazandığını kaydeden Mehmet İşçi, “Ancak bu kavram neler getiriyor ya da götürüyor, buna pek aldırış edilmiyor aslında” diyerek endişelerini dile getiriyor. Mehmet İşçi, ‘Kentsel Dönüşüm’ projeleri ve restorasyon çalışmalarının şehirlerimizdeki kültürel devamlılığı ve şehre aidiyet duygusunu ciddi oranda zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Kazanılmış Haklarımızı Kaybetmeyelim “Kentsel dönüşüm” projeleri ile insanlarımızın kendi kültürleriyle örtüşmeyen devasa gökdelenlerdeki kutucuklarda yaşamak zorunda kalabileceğini belirten Mehmet İşçi, uyarısını şöyle sürdürüyor; “Daha da tehlikeli olanı, AB trendine giren ülkemizde artık esamisi okunmayan, varlığı tartışılmayacak derecede tarihin derinliklerine gömülmüş olan bir takım eski kalıntı medeniyetlerinin ihyası adı altında ülkemizin içten içe parçalanmasına fırsat sağlanmasıdır. Bu tür kötü niyetli girişimleri de önleyecek tedbirler alınmalıdır. Hiçbir yerel yönetim kimliğimizle, medeniyetimizle örtüşmeyen ve kazanılmış hakları yok sayacak keyfî uygulamalar yapmamalıdır. Bu konuda vazgeçilmez önceliklerimiz olmalıdır.”

İslam Şehrinin Ruhu Yaşatılmalı
Şehirlerin de dili, ruhu ve kültürü olduğunu belirten Mehmet İşçi, Şehirlerin de bir canı bir ruhu vardır. O ruh, o şehirdeki insanları, taşıyla toprağıyla, evleri, ağaçları, mezarları, abideleri, hatıralarıyla yaşatır. O şehir vatan olur, sıla olur. Ondan ayrılan özlemle yanar. Gurbet acısıyla yüreği dağlanır. Tarihin her döneminde, kendi kucağında yaşayanlara kollarını açar şehir. Onlarla iletişim kurar. Onlara tarihini açar. Onlardan yeni değerler, eserler alır, kültürünü yoğurur. Adetlerini geleneklerini şekillendirir, var olur. Şehir olur, medeniyetin beşiği olur. Gelişir, büyür, ama içerisinde her zaman geçmişini saklayarak. Mekke nedir, ya Medine? İstanbul nedir? Bağdat nedir? Beyrut nedir? Şam ve Kudüs ne? Bu kentler hiç de sıradan kentler değil; ruhu var bu kentlerin, ruhunu karartmamış olanlar fark eder ve onlarla diyalojik bir iletişime girebilir. Kalbi var bu kentlerin; onların nabız atışını duyabilecek bir kulağı olanlar bilir. Söyleyecek çok sözü var bu şehirlerin, tabi ki dilinden anlayana… Mekke hüzünlenirse, İstanbul ağlar; Bağdat yanarsa, dumanıyla “Şam”ı boğar. Tahran ağlıyor duymuyor musun hıçkırık seslerini? Bir şehrin büyüklüğü insanların hayallerine hitap etmede gösterdiği marifetle ölçülür. Tarih cenderesinden geçmiş, asırların havasını koklamış, her şehir istisnasız kendine has bir “ruh” taşır. Bu ruh asaleti onu farklı kılan, insanları kendine doğru “mıknatıs” gibi çeker. Havasını teneffüs edip, kaldırımlarını arşınlayanlar, konaklarında bir çay yudumlayanlar, orada kendilerine ait “yitik sevdalarını” bulur ve başkalarına kolay kolay anlatamayacakları içten bazı zevklerin derinlemesine tadarlar. Öyle şehirler vardır ki insan oraya girince kendisini bir halet-i ruhiye kaplar. Kendisini kuvvetli bir mıknatısın çekim alanına girmiş gibi hisseder; bu insan ruhuna bir fedakârlık ya da sıkıntı verir. Manevi bir haz alır insan ya da sıkılır. Sanki o şehir, o sokak, o ev; kısacası o mekân insanla konuşuyor gibidir. Zaten şehirlere ruh veren esasen oradaki taş ve toprak fiziki nesneler değil, orada yaşamış olan önemli şahsiyetlerin bıraktığı izlerdir. İnsanı etkileyen de taşlar topraklar değil, o büyük şahsiyetlerin eserlerine sinmiş maneviyattır.”

Yapıların Yüksekliği Minarenin Boyunu Geçmezdi İslam şehirlerinde hiçbir yapı yüksekliğinin minarenin boyunu geçmediğini, fakat alafranga anlayışla geleneksel şehirlerimizin bir ucubeye dönüştürüldüğünü dile getiren Mehmet İşçi, İslam şehirlerinin özelliklerini özlemle şöyle özetliyor; “Şehirlerin mimarisi ruhumuzun dantelâsına uyumsuz değildi. Sanki iç mekânımıza, iç mimarimize uygun tasarlanmıştı dış mekânların mimarisi. Ona göre şekillenmişti şehir. Sanki en geniş anlamıyla çevre; ruh ve kültür düzenimize uygun olarak kendiliğinden şekillenmişti şehir. En geniş anlamıyla çevre; ruh ve kültür düzenimize uygun olarak kendiliğinden şekillenmişti. İnsanla bütünleşen, yaşamı güzelleştiren çatışmasız mekânları, mahalleleriyle şehirler kendi kendilerini kurmuş gibiydiler. Şehirle insan birbirini besleyen, onaran, tezyin eden bütünlük içindeydiler. Şehir insanı sarıp sarmalar, ona bir sahici dost gibi kendinden bir şeyler katardı. Şehirli yaşadığı yerle ve yaşadığı yerden kimlik kazanırdı evvela. Yaşam insanı zorlayan, koşturan, kıstıran, bunaltan giderek anlamsızlaştıran karakter edinmemişti. Şehirler de insan gibiydi bir bakıma. İnsan gibi uyanır, çalışmaya başlar, dinlenir, bayram eder, hüzünlenir, geceyi yorgan gibi üzerine örter dinlenmeye çekilirdi. İnsanın sevincini, coşkusunu, hüznünü paylaşırdı. Yaşama katılır, insana katılır, bazen insanı kendine katardı. İnsanın ruhu sinerdi şehirlere. Sabrı, imanı, asaleti sinerdi. Bu anlamda sokaklar, yolları, binaları, kemerleri, taşları, sütunları, çeşmeleri, çarşıları konuşurdu. Sonra ne olduysa oldu, şehirler beton kentlerin soğukluğuna, anlayışsızlığına orantılı olarak ‘sisler bulvarı’ içinde eriye eriye küçülüp metruk köşelerine büzüşüp kaldılar. Eski olanın inzivaya çekilmesiydi bu. Sonra sokaklarda görgüsüz, müsamahasız edalarla salına salına gezinen alafranga anlayış, yerli değerler adına ne varsa bir bir yaşamın dışına itti. Şimdi sokaklar eski renklerin ve seslerini yitirmiş olarak, korkunun, güvensizliğin kol gezdiği tekin olmayan mekânlar haline geldi.”
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.