Her şeyden önce İslâm inancını keyfi yorumcuların yorumlarından, saçmalayanların
saçmalarından, sapıkların saptırmalarından, zındıkların zındıklıklarından ve kafirlerin şüphelerinden
koruyup uzak tutabilmek ve Peygamberimizin (salât ve selam üzerine olsun);
“Dinini değiştirenleri öldürünüz” buyruğu gereğince, İslâm dininden çıkanları ölüm cezasına
çarptırabilmek için İslâm hükümetinin var olması vazgeçilmez bir gerekliliktir. İslâm
hükümeti, ibadetleri yerine getirmenin, bu alanda disiplin ve düzen sağlamanın da şartıdır.
Çünkü İslâm’a göre namaz kılmayanları yola getirmek, zekat vermek istemeyenleri
cezalandırmak, oruç tutmayanları uslandırmak ve güçleri yettiği halde hacca gitmeyi ihmal
edenleri bu ihmalkarlıklarından vazgeçirmek gerekir.
İslâm hükümetinin var olması can güvenliğini sağlamak için de vazgeçilmez bir
gerekliliktir. Çünkü Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Ey Mü’minler, öldürülenler
konusunda kısas (misilleme) yapmak size farz kılındı.” (Bakara:178). “Ey akıl sahipleri, kısas
(misilleme) uygulamada sizin için hayat vardır, böylece korunursunuz.” (Bakara:179).
İslâm hükümeti toplumda ırz ve namus güvenliğini sağlayabilmek için de şarttır.
Rabbimiz buyuruyor: “Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüzer sopa
vurunuz.” (Nur:2). “Namuslu kadınlara zina suçu atarak bu suçlamalarını kanıtlamak üzere
dört şahit gösteremeyenlere seksen sopa vurunuz.” (Nur:4).
İslâm hükümeti toplumda mal güvenliğini sağlayabilmek için de gereklidir. Yüce
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyiniz.” (Bakara:188).
İslâm hükümeti cihad görevini yerine getirmek için de vazgeçilmez bir gerekliliktir.
Yüce Allah (c.c.) buyuruyor:
“Ey Mü’minler, öncelikle size en yakın olan kafirlere karşı savaşınız. Onlar sizde
kendilerine karşı sertlik görsünler.” (Tevbe:123).
İslâm hükümeti, Müslüman toplumun yaşayıp ilerlemesi için gereken çeşitli ilim
dallarını geliştirmek, İslâm’ın önerdiği eğitim sistemini yerleştirip uygulayabilmek, İslâm’a
uygun siyasî, sosyal, ekonomik, askerî, ahlâkî ve kültürel kurumları oluşturmak için de şarttır.
Yine İslâm hükümeti, yeryüzünde Yüce Allah (c.c.)’ın söz üstünlüğünü sağlayabilmek için de
vazgeçilmez bir ön şarttır. Çünkü Müslümanlar kendilerini koruyacak bir hükümete sahip
olmadıkça zelil ve itibarsız olur. Öte yandan insanların nefisleri başıboş bırakılacak olursa,
şahsî arzu ve ihtiraslarının esiri olur. Rabbimiz buyuruyor: “Eğer hak onların keyiflerine
uysaydı yeryüzü, gökler ve ikisinde bulunanlar mahvolurdu.” (Mü’minûn:71). Böyle olunca
insanları şahsî arzularının boyunduruğundan kurtarıp doğru yola iletebilmek için İslâm
hükümetine ihtiyaç vardır. Müslümanlar kendi hükümetlerine kavuşmadan güven ve
dokunulmazlık kazanamazlar. Çünkü Müslüman olmayanları, Müslümanlara inanç özgürlüğü
sağlayacağına, adalete, kanuna ve hakka uygun davranacağına, Müslüman’ın faydasını
gözeteceğine güvenilemez. İslâm dışı hükümetin boyunduruğu altında yaşayan Müslüman’ın
Müslümanlığı her çeşit tehlike karşısındadır. Böyle bir durumdaki Müslüman Yüce Allah
(c.c.)’a isyanın söz konusu olduğu durumlarda bile, başındaki yetkililere itaat etmek zorundadır.
Bu ise İslâm inancı ile pratik davranış arasında büyük bir çelişki teşkil eder.
Böyle bir boyun büküklüğü, Müslüman’a yakışmayan bir zillet oluşunun yanında, caiz
de değildir. Çünkü Yüce Allah (c.c.) üstünlüğü ve onurluluğu sadece Müslüman’a özgü
2
saymıştır. Nitekim O, şöyle buyuruyor: “Oysa üstünlük Allah’a, Peygamberine ve
Mü’minlere özgüdür.” (Münâfıkun:8).
“Sakın gevşemeyin ve üzülmeyin. Çünkü eğer Mü’min iseniz üstün olan sizlersiniz.”
(Âl-i İmran:139).
Müslüman’ın egemenliği altında yaşadığı hükümet İslâm dışı bir hükümet olduğu
takdirde bu durum Müslüman için zillet sebebi olur.
Bu durum özellikle günümüzün İslâm dışı hükümetleri için eski dönemlerde
olduğundan daha geçerlidir. Çünkü günümüzün hükümetleri, vatandaşlarının küçük-büyük
bütün tutum ve davranışlarına karışmayı kendilerine bir hak olarak görüyorlar. Bu ilkeden
hareket ederek vatandaşlarına istedikleri inancı zorla benimsetmeye girişmekte, küçük
çocuklarını dahi bu inanca göre eğitmekte, herkese istedikleri davranışı kabul ettirmeye
zorlamakta ve bunun için rahatlıkla zora başvurmaktadırlar. Bu da İslâmiyet’i yok oluşla karşı
karşıya getirir. Bu tehlike baskıya uğrayan ilk kuşaklar için değilse bile ikinci kuşaklar için
kesinlikle geçerlidir. Çin de, Rusya da ve İslâm dünyasının İslâm dışı hükümetlerinin
egemenlikleri altında yaşayan Müslümanların durumlarını inceleyen her insaf sahibi bu
hakikati açıkça görebilir.
Ayrıca tüm insanlığın doğru bir istikamette ilerleyebilmesi için de İslâm hükümetinin
varolması şarttır.
İnsanlığın ilerlemesinin iki göstergesi vardır. Biri evreni insan yararına uygun hale
getirme alanında başarılı adımlar atarak daha ileri aşamalara ulaşmak. Diğeri de, insanlığın
ahlâk, davranış, istikrar, güven ve adalet alanlarında ileriye doğru mesafe alması, haklarını
tanıyıp kullanması ve görevlerini bilip yerine getirmesidir.
Gördüğümüz şu ki, insanlık İslâm dışı yollardan birinci gösterge açısından ilerlemiş,
fakat ikinci gösterge açısından gerilemiştir. Bugünün İslâmsız bırakılmış insanlığını çeşitli
durum ve davranışlarında, insanlık tarihinin ilk anarşi, kargaşalık ve cahiliye dönemine geri
dönmüş görüyoruz. Bu yüzden eğer insanlığın doğru yolda ilerlemesi, sağlıklı bir gelişme
göstermesi isteniyorsa, kesinlikle İslâm gereklidir. Çünkü insanlığın bütün yüzyıllarda ve
bütün alanlarda gelişmesi için İslâm tek yol ve metottur. Müslümanlığın gelişmesinin manevî
yönü maddî yönünden ayrılırsa, Müslümanlar yok olup, tarihe karışma tehlikesiyle karşı
karşıya kalırlar. Bu ayrı düşürme sapıklığı ister Müslümanların kendileri tarafından yürürlüğe
konsun, isterse günümüzde olduğu gibi başkaları tarafından yürütülsün fark etmez. Bu
durumda ilerlemeyi her alanda yürütecek, gelişmenin bütün göstergelerine gereğince önem
verecek ve maddî alanda bazı ilerlemeler gerçekleştirince bu yarım başarılarını manevî yıkımlara
girişmenin gerekçeleri olarak kullanmaya kalkışan çağdaş cahiliye rejimlerinin şımarık
propagandalarına son verecek bir İslâm hükümeti kurmaktan başka bir çözüm şekli yoktur.
Öte yandan İslâm hükümeti, İslâmiyet’in evrensel mesajını tanıtmak ve fertleri inanç
değiştirmeye zorlamaksızın, insanlığa Allah (c.c.)’ın tartışmasız egemenliği ve şeriatı önünde
boyun eğdirmek için de ön şarttır. Bu yolda güdülecek amaç, insanı da, hayvanı da İslâm’ın
merhametinden yararlandırmak ve insanı, insanın zulmünden kurtarmaktan başka bir şey
değildir.
Çünkü gerçek ve eksiksiz adalet ancak Allah (c.c.)’ın şeriatı aracılığı ile gerçekleşebilir.
Allah (c.c.)’ın şeriatı toplumlara egemen olmayınca, milletler ya bir diktatörün boyunduruğu
altına girmekte veya nöbetleşerek iktidara el koyan sosyal sınıfların tek yanlı zulümlerine
boyun eğmek zorunda bırakılmaktadırlar.
İslâm hükümetinin egemen ve etkili olmadığı bütün bu durumlarda, çoğu demokratik
rejimler de dahil olmak üzere, varılan sonuç insanın insana köleliği olmaktadır.
3
İSLÂM OLMAYINCA VE NEDEN İSLÂM?-2 -IISon
olarak vurgulamamız gereken, gerçek İslâm hükümeti egemen olmayınca, İslâm
ölçülerinin, kurallarının günden güne toplumdan kaybolacağıdır. Peygamberimiz (s.a.v.)
buyuruyor ki: “İslâm şirâzesi ilmik ilmik çözülür. İlk çözülen ilmik, İslâm egemenliği,
sonuncusu da namaz olur.” (Tirmizi). Görüldüğü gibi, İslâm şirâzesinin daha sonraki ilmikleri
ancak ilk ilmiğin çözülmesinden sonra arka arkaya çözülmeye başlıyor. Çünkü ilk ilmik olan
İslâm hükümeti, başka bir deyimle siyasî egemenlik ilmiği sağlam kaldıkça İslâm şirâzesi
bütünü ile sağlam kalıyor. Bütün bu görevlerin yerine gelmesi İslâm hükümetinin varlığına
bağlı olduğuna göre, İslâm hükümetini meydana getirmek de farz olur. Çünkü farzın
gerçekleşmesi için gerekli olan şey de farz olur ve bu uğurda gayret göstermek de her
Müslüman’a farzdır. Şurasını unutmamak lazımdır ki, İslâm terbiyesinin temel ilkesi fertlere
cemaat, yani toplumlaşma alışkanlığı kazandırmaktır. İslâm ahlâkının özü, asıl gayesi
toplumla uyuşma, bağdaşma yeteneği edinmektir. Müslüman’ın çok sınırlı bazı istisnalar
dışında her zaman ve her durumda toplumdan bir parça alması gerekir. Müslümanların
tümüne düşen görev de tek el, tek toplum, tek saf olmaları, İslâm egemenliğini gerçekleştirmek
ve bu egemenliğin büyük ana hedeflerine erişebilmek için birlik ve beraberlik içinde
hareket etmeleridir. Böylece İslâm hükümeti ile birlikte toplumsallaşmaya dönük İslâm
terbiyesi de pratik olarak gerçekleşmiş olur.
İslâm hükümetinin temel dayanağı Allah (c.c.)’ın şeriatına bağlı oluşu, Müslümanların
iradesinden kaynaklanması, Allah (c.c.)’ın hükümlerini uygulaması, Allah (c.c.)’ın şeriatı ile
bağdaşmayan şahsî arzuların egemenliğine son vermesi ve yetkililerin fert olarak iyi, sâlih
kimseler olmalarıdır. İyi insanlardan oluşmuş bir kadro olmadan iyi bir yönetim olamaz.
İslâm hükümetinin gerek başında ve gerekse alt teşkilatlarında bu tür iyi insanlar görev
almadıkça İslâm gerçekleşemez. Devletin bütün teşkilatlarının birer planı, birer uygulama
yöntemi, birer sistemi olması gerekir. Bu planlar, sistemler ve uygulama yöntemleri İslâm’a
uygun olmadıkça İslâm’ın varlığından söz edilemez. Bu planlar, sistemler ve uygulama
yöntemleri uygulamaya konulmadıkça da İslâm’ın egemenliği gerçekleşmemiş demektir.
Ayrıca milletin tümü uygarlık, kültür ve medeniyet ile ilgili bakış açılarında İslâm’a bağlanmadıkça
da İslâm’ın varlığı söz konusu olamaz, İslâm egemen olmuş olmaz.
İslâm hükümeti türleri arasında benzersiz, kendine özgü bir hükümettir. Kuruluşuna
temel olan dayanaklar benzersizdir. Çünkü İslâm’ın ümmet, millet, vatan, devlet başkanlığı ve
devlet düzeni kavramları ile ilgili bakış açısı kendine özgü ve türleri ile kıyaslanamaz.
İslâm’ın ekonomik, sosyal, askerî, hukukî ve kültürel siyaseti de sırf kendi özelliklerini taşır.
Ayrıca bütün temel farklılıkların sonucu olarak ortaya çıkan devlet teşkilatları da hem
yetkililerin tipi ve hem de amaçları bakımından kendine özgüdür. Bütün bunların sonucu
olarak İslâmiyet’in temel sosyal problemlere bakış açısı kendine özgü ve türü içinde
benzersizdir. Gerek tek tek insanların ve gerekse bir bütün olarak insanlığın yararı sadece bu
bakış açısı ile sağlanabilir.
Davranış ve tutumları hak ve adalet ölçülerine göre düzenleyen sadece ve sadece
İslâm’dır. Çünkü İslâm bütün bu kuralları koyan Allah (c.c.)’ın dinidir. Onda eksiklik ve
fazlalık yoktur insan için. Buna göre eğer dünya üzerinde gerçek İslâm’ı egemen kılmak için
Müslümanların çalışmalarından hiç kimsenin kaygı duymaması, korkuya kapılmaması
gerekir. Çünkü kafir olsun, Müslüman olsun, dünyadaki her insanı yerli yerine koyan, ona
layık olduğu, hak ettiği konumu sağlayan tek sosyal sistem İslâm’dır.
4
Müslümanları dünya uygarlığı için tehlike sayanlar yanılgı içindedirler veya art
düşünceleri vardır. Onların korktukları şeyler aslında yalancı bir özgürlün yok olabileceği ve
sapık insan arzularının hak ölçüleri uyarınca sınırlanabileceğidir.
Netice olarak: İnsanlık, insanları mutlu etmek için her yolu denedi ve halen de
deniyor. Bütün bu denemeler şu ana kadar acı, ızdırap, kargaşalık, anarşi, azgınlık, zulüm, kan
dökümü, insan onurunu çiğneme ve insancıl değerleri harcamaktan başka bir sonuç vermedi.
İnsanlığın önünde insana neyin yararlı ve neyin zararlı, neyin mutluluk getirici ve neyin
bedbahtlığa sürükleyici olduğunu herkesten iyi bilen Yüce Allah (c.c.)’ın yoluna girmekten
başka hiçbir seçenek kalmadı. İnsanlık yönetim dizginlerini sâlih, iyi amelli, adil, bilgin,
dürüst, olgun ve geniş kapsamlı ilâhi şeriatın ilkeleri uyarınca yüce, büyük ve saygın bir
amaca doğru yürüyen yetkililerin ellerine teslim etmedikçe, günümüzde yaşadığı korkunç ve
acı halinden ve anarşinin pençesinden kurtulamayacak, hep bu kör dövüşü ile boğuşmaya
devam edecek, neticede kendi sonunu hazırlayacaktır.