You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Üye
İSLÂM NEDİR?
İSLÂM NEDİR? -IBismillahirrahmânirrahîm.
İslâm, Hz. Adem (a.s.)’ den peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar
bütün Resûl ve Nebîlerin dinidir. Kur’an-ı Kerim bu manayı kesinlikle te’yid eder ve Hz.
Nuh’ûn (a.s.) dilinden şöyle buyurulur: “Müslümanlardan olmakla emrolundum.” (Neml:91).
Hz. İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.)’ın dilinden: “Ey Rabbimiz bizi Sana Müslüman (samimiyetle
teslim olan) olanlardan kıl.” (Bakara:128). Hz. Yakup (a.s.)’un çocuklarına vasiyetinden: “Şüphe
yok ki Allah, razı olduğu İslâm dinini sizin için seçti. O halde siz ancak Müslüman olarak
can verin.” (Bakara:132). Hz. Musa (a.s.)’nın dilinden: “Eğer Müslüman iseniz Allah’a tevekkül
edin.” (Yunus:84). Hz. Musa’ya (a.s.) inanan firavunun sihirbazlarının dilinden: “Ey Rabbimiz
üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür.” (A’raf:126). Hz. İsa (a.s.)’nın
havarilerinin dilinden: “Allah’a iman ettik ve sen şahit ol ki, biz gerçekten Müslümanlarız.”
(Âl-i İmran:52). “Zürriyetim hakkında da benim için salâh hâli nasip eyle. Çünkü ben tövbe
edip Sana döndüm ve ben gerçekten Müslümanlardanım.” (Ahkaf:15). Ayrıca Peygamberimiz
(s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Peygamberler babaları bir, anneleri ayrı olan kardeşlerdir.
Dinleri de birdir.” (Buhari-Müslim-Ebû Davut).
Aslında İslâm’ın manası: Vahiy dili üzere gelen Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına
teslim olmaktır. Kim bütün işlerde yüzünü ve kalbini Allah’a (c.c.) teslim ederse işte Müslüman
olan odur. Nebî ve Resuller diğer insanlardan daha çok Allah’a (c.c.) teslim olduklarından onlar
Müslümanların ilkidirler.
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi
olan Allah içindir.” (En’am:162). Hz. Musa (a.s.) “Allah’ım, Seni tenzih ederim. Tövbe ettim ve
ben inananların ilkiyim.” (Nisa:65). Allah’ın (c.c.) hükümlerine teslim olmadan İslâm yoktur.
“Rabbin hakkı için onlar, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapıp sonra da
verdiğin hükümden nefisleri hiçbir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe,
iman etmiş olmazlar.” Allah’ın hükmü ancak kesin vahyin bulunması ve sadık Peygamberin
haber vermesiyle öğrenilebilir. Durum böyle olunca insan mantığı Allah’ın (c.c.) emrine teslim
olmayı gerektirir. Çünkü insan, Allah’ın (c.c.) yarattığıdır. Allah (c.c.) ilmi ile her şeyi
kuşattığından ve hikmet sahibi olduğundan kulluğun gereği O’na (c.c.) teslim olmaktır. Hayatın
kanunları insanın Allah’a (c.c.) teslim olmasını gerektirir. Çünkü bu konuları da, insanı da en
iyi bilen Allah’tır (c.c.).
İnsanın iyiliği Allah’a teslimiyette olduğundan, Yüce Allah (c.c.) ümmetlerden her
birine Peygamber göndermiştir: “Celâlim hakkı için biz, her ümmete ‘Allah’a ibadet edin ve
putlara tapmaktan sakının’ diye bir Peygamber gönderdik.” “Biz her gönderdiğimiz
Peygamberi, ancak bulunduğu kavmin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın.”
(İbrahim:4). Resûlullah (s.a.v.)’da şöyle buyurdu: “Sizler yetmişinci ümmeti tamamlıyorsunuz.
Allah’ın yanında en hayırlı ve en değerlileri sizsiniz.” Bundan anlıyoruz ki Peygamberler
sadece bazı millet ve bölgelere gönderilmemiştir.
İslâm iki manaya kullanılır:1- Allah’ın (c.c.) dinini açıklamak üzere vahyettiği naslara.
2- İnsanın bu naslara inanma ve onlara teslim olma işine… Dikkat edilecek husus; birinci
manasıyla İslâm’ın temel prensiplerinde birlik olmakla beraber genişlilik ve kapsamlılık
yönünden bir Peygamberden diğerine değişiklik gösterdiğidir. Hz. Musa’ya indirilen İslâm,
Hz. Nuh’a indirilen İslâm’dan daha geniştir. Çünkü Cenab-ı Hak Tevrat’tan bahsederken
şöyle buyuruyor: “Biz Musa için Tevrat’ın levhalarında her şeyden yazdık. Öğütlere ve din
hükümlerine ait her şeyi…” (A’raf:135).
2
Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilene gelince, daha önce gelen her Peygambere indirilen
İslâm’dan daha geniştir. Çünkü daha önce gönderilen Peygamberlerin hepsi sadece kendi
kavimlerine gönderilmişlerdi. Halbuki Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün insanlığa gönderilmiştir. O
halde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği İslâm’ın diğerlerinden daha geniş ve kapsamlı olması
gereklidir. Allah (c.c.) Kur’ân-ı Kerîmi şu şekilde açıklar: “Sana bu kitabı her şeyi beyan
etmek için ve bir hidayet, bir rahmet, Mü’minlere de bir müjde olarak peyderpey indirdik.”
(Nahl:89). Hz. Muhammed (s.a.v.)’ in gelişiyle Nübüvvet ve Resullük binası tamamlandı. Allah (c.c.)
insana Nebî ve Resulleri vasıtasıyla hidayet yolunu gösterdi: “O Peygamberler, Allah’ın
hidayetine eriştirdiği kimselerdir. Sen de onların gittiği yoldan yürü.” (En’am:90). “Allah
sizlere bilmediklerinizi bildirmek ve sizden öncekilerin yollarını size göstermek ister…”
(Nisa:26). Tamamlanması gerekeni bize tamamladı Rabbimiz: “Bugün sizin için dininizi kemâle
erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçtim.” (Maide:3).
Bu tamamlama ve kemâlden dolayı bütün insanlıktan, son risalete uymaları istendi. Bu
risaletle daha önceki şeriatların hepsinin hükmü kaldırıldı ve bundan sonra hiçbir şeriat
gelmeyecektir. Çünkü Peygamberlik Hz. Muhammed (s.a.v.) ile son bulmuştur: “Muhammed
erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, fakat O, Allah’ın Resûlü ve Peygamberlerin
sonuncusudur.” (Ahzab:40). Hz. Muhammed (s.a.v.)’e uymayan helâk olmuştur ve sapıtmıştır. Hz.
Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki: “Her kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra,
Peygambere aykırı harekette bulunur ve Mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse
onu, döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme koyarız ki, o ne kötü bir
dönüş yeridir.” (Nisa:115). Aslında geçmiş Peygamberlerin kendileriyle gönderildikleri İslâm,
unutulmuş, değiştirilmiş ve taşıdığı hakikatler kaybolmuştur. Ona tabi olanların inanç, ibadet
ve hareketlerine bâtıl karışmıştır. Şu anda yeryüzünde Kur’an’dan ve Resûlullah’ın (s.a.v.) sahih
sünnetinden başka senedi bulunan dinî bir kitap yoktur. İnsanlık yaratıcısına teslim olmak
isterse önünde tek bir yol vardır. O da Hz. Muhammed’e (s.a.v.) uymaktır. “Ey ehl-i kitap,
Peygamberlerin arası kesildiği bir boşluk zamanında size İslâm dinini açıklayan
Peygamberimiz (Hz. Muhammed Aleyhisselâm) gelmiştir. Tâ ki bize müjdeleyici ve
korkutucu bir elçi gelmedi demeyesiniz. Gerçekten size, cennet müjdecisi ve cehennem
habercisi gelmiştir. Allah her şeye kâdirdir.” (Maide:19).
Resûlullah (s.a.v.)’ın kendisine çağırdığı İslâm, Kur’an’dan ve sünnetten öğrenilebilir. İşte
bu İslâm, insanlar için tam bir hidayettir. Yüce Allah (c.c.) bu dini her yönden mükemmel ve
şumûllü (kapsamlı) kılmıştır. Öyle ki, varlıkta hükmü açıklanmamış bir mesele kalmamıştır. O
mesele mübah mıdır veya haram mıdır, mekruh mudur veya sünnet midir, vacip midir veya farz
mıdır? İnanç, ibadet, siyaset, sosyal hayat, ekonomi, savaş, barış, hukuk veya insanı ilgilendiren
diğer bir mesele olsun mutlaka onunla ilgili bir hüküm vardır. Rabbimiz buyuruyor: “Sana bu
kitabı (Kur’an’ı) her şeyi beyan etmek için gönderdik…” (Nahl:89). Diğer bir ayette Kur’an için:
“…ve (o) her şeyin beyanıdır.” (Yusuf:111) buyurulur. Kitap ve sünnette hükmü serâheten
belirtilmeyen meseleler hakkındaki hükmü, İslâm ümmetinin müctehidleri kitap ve sünnete
dayanarak çıkarırlar. Kitap ve sünnette, inanç, ibadet, ekonomi, sosyal meseleler, harp ve sulh,
kanun ve uygulaması, ilim ve kültür meseleleriyle hüküm ve idare meseleleri açıklanmıştır.
Resûlullah (s.a.v.) İslâm için bir çok tarifler yapmıştır. Bazen cüz’ün önemini belirtmek
için küllü (tümü), onun cüz’üyle (tümün bir parçasıyla) tarif etmiştir. Meselâ Hac ibadeti
içerisinde Arefe mevkiinde durmanın önemini belirtmek için: “Hac, Arefe de vakfedir.”
buyurmuştur. Şüphesiz ki Arefede durmak, haccın tümü demek değildir. Zira haccın başka
farzları da vardır. Resûlullah bu ifadesiyle Arefede durmanın önemini belirtmek istemiştir.
Bundan anlaşılacağı üzere Resûlullahın (s.a.v.) İslâm’ı bir cüz’üyle tarif etmesinden hareketle,
İslâm’ın o cüzden ibaret olduğunu sanmak hata olur. Meselâ Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“İslâm; Allah’tan başka İlâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve Resûlü olduğuna
şehadet etmen, namaz kılman, zekât vermen, ramazan orucunu tutman ve Ona yol
bulabilirsen Beyt’i haccetmendir.” (Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvut, Nesâî, İbn-i Mâce).
3
İSLÂM NEDİR? -IIBu
hadis, İslâm’ın beş temel üzerinde kurulu olduğunu açıklamaktadır. Bu beş husus,
İslâm’ın temelleridir ama, İslâm’ın tamamı değildir. Kur’an-ı Kerim’i açıp baktığımız zaman
göreceğiz ki bu beş hususun dışında, ahlâktan, ekonomiden, sosyal meselelerden, siyasetten,
barıştan, savaştan, hayırdan, şerden… söz edilmiştir. Ayrıca fıkıh kitaplarını açtığımız zaman,
ibadetlerden, insanların birbiriyle olan ilişkilerinden, hüküm vermekten, hükümleri
uygulamaktan, cihaddan, mirastan, evlenmekten… bahsedilmektedir. Buhari gibi kapsamlı
hadis kitaplarına baktığımız zaman akâid ve ibadetlerle ilgili hükümlerden başka, alış veriş,
akitler, siyaset, toplum ve ahlâkla ilgili meselelerden söz edilmektedir. Netice olarak
diyebiliriz ki; İslâm temel ve binadan meydana gelmiştir. Temel bu beş rükündür. Bina ise,
beşer meseleleriyle ilgili İslâm’ın diğer hükümleridir. İslâm incelendiği zaman görülecektir
ki; İslâm’ın kendisine özel bir siyasi sistemi vardır. Ümmet, vatan, devlet başkanlığı, şûra,
hükümleri uygulama organları, idâri taksimat gibi konularda İslâm’ın görüşü diğer
ideolojilerin görüşlerinden ayrıdır. Sosyal meselelerde; erkek-kadın, aile ilişkileri ve diğer
meselelerde İslâm’ın kendine has görüşleri vardır. Bu sistem, mükemmel, genel, ileriye dönük
ve gerçeklere uygun bir sistemdir. Hayatın hiçbir yönü yoktur ki, bu sistem onunla ilgili en
temiz ve düzenli, insanlığı huzura götürücü yolu seçmiş olmasın. Ve yine İslâm’ın kendine
has (özel) bir öğretim sistemi vardır. Bu sistemde dünya mükemmelleştirildiği gibi, ahirette
unutulmamıştır. Bu sistem, her türlü eğrilikten uzak, eksiksiz ve mükemmel bir sistemdir.
Onda ne fazlalık ne de eksiklik vardır. Onun yine kendisine has bir ekonomi görüşü vardır.
Mülkiyet ve devlet hazinesi meselelerinde diğer ekonomik sistemlerden farklıdır. Sosyal ve
ekonomik problemlerini değişik şekillerde çözümlemiştir.
Beşerle ilgili hiçbir mesele yoktur ki onun hakkında İslâm’ın bir hükmü bulunmasın.
İşte bütün bu hükümlerin toplamı, İslâm’ın rükünleri üzerinde kurulan İslâm binasıdır. Yüce
Allah (c.c.) buyuruyor: “Sana bu kitabı her şeyi beyan etmek için ve bir hidayet, bir rahmet,
Mü’minlere de bir müjde olarak peyderpey indirdik.” (Nahl:89).
Dünya ve ahiret işlerini düzenlemek için Allah’ın (c.c.) insanlığa gönderdiği İslâm işte
budur. Ancak insan yaratılışı icâbı kendisine yararlı olsa da hevâ, şehvet ve hürriyetini
sınırlayan yükümlülük ve sınırlamalardan hoşlanmaz. Onun için Yüce Allah (c.c.) kendisine
inananlara, hükümlerine boyun eğmeleri ve mücadeleyi farz kılmıştır. İşte buna iyiliği emir,
kötülükten sakındırma ve cihad denir. Müslüman, İslâm’ın, İslâm toplumunda tam yerleşmesi
için iyiliği emir ve kötülükten sakındırmakla, İslâm vatanının sınırları dışındaki yerlerde
Allah’ın (c.c.) düzenini hakim kılmak için de cihad ile emredilmiştir. Yüce Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor: “Yeryüzünde fitne kalmayıp din tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar onlarla
savaşın, cihad yapın…” (Enfal:39). “Ey Mü’minler, önce kafirlerden size yakın bulunanlarla
savaşın. Onlar sizde kuvvet ve şiddet bulsunlar…” (Tevbe:123).
Bu üç husus cihad, iyiliği emir ve kötülükten sakındırma, İslâm’ın uygulanması için
beşerî yaptırımlar, uygulamalardır. İslâm’dan sapmaktan dolayı doğan fıtrî cezalarla dünya ve
ahiretteki Rabbanî yaptırımlar bunların dışındadır. Resûlullah’ın (s.a.v.) İslâm için yaptığı bazı
tariflerde bu üç husus önemlerinden dolayı zikredilmişlerdir. Resûlullah’tan (s.a.v.) gelen
rivayette: “İslâm sekiz parçadır. Selâm bir paydır. Namaz bir paydır. Zekât bir paydır. Oruç
bir paydır. Beyti haccetmek bir paydır. İyiliği emretmek bir paydır. Kötülükten sakındırmak
bir paydır. Cihad bir paydır. Ve (bunlardan) payı olmayan kaybetmiştir.” (Bezzar). Yine başka
bir rivayette (Hâkim) Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İslâm, Allah’a bir şeyi ortak
koşmadan ibadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman, hacca
gitmen, marufu emretmen, münkerden sakındırman ve ehline selam vermendir. Kim
bunlardan bir şey terk ederse İslâm’dan bir pay terk etmiştir. Ve kim bunların hepsini terk
4
ederse, İslâm’a sırt çevirmiştir.” Maruf: Şeriatça yapılması istenen veya mübah kılınan her
şeyi kapsayan bir terimdir. Bu şey farz, vacip, sünnet veya mübah olabilir. Münker ise:
Şeriatın caiz görmediği şeylerin hepsini içine alan bir terimdir. Haram ve mekruh buna
girerler.
Maruf, İslâm’ın rükünlerini ve İslâm’ı içine alır. Münker ise, İslâm’ın rükünlerinden
ve binasından sapmayı kapsar.
Müslümanların görevi, İslâm’ı tüm olarak ayakta tutmaktır. Onun için İslâm idaresinin
özelliği şudur: “Muhakkak ki Allah, dinine yardım edene yardım edecek, zafer verecektir.
Şüphe yok ki Allah, çok kuvvetlidir, her şeye galiptir.” (Hacc:40).
O halde şimdiye kadar anlattıklarımızı özetlersek:
1- İslâm, şehadet ve imanın rükünleriyle ortaya çıkan inançtır.
2- İslâm namaz, zekat, oruç ve hac ile ortaya çıkan ibadettir. Bunların ikisi de İslâm’ın
rükünleridir.
3- İslâm’ın geri kalanı ise, bu rükünler üzerine kurulan binadır. Bu binayı meydana
getiren unsurlar, İslâm’ın hayat sistemleridir ki siyasî sistem, ekonomik sistem, askerî sistem,
toplumsal sistem, öğretim sistemi v.s…
4- İslâm’ın hakimiyetini sağlaması için ayrıca yaptırım kuvveti vardır. Bu yaptırımlar,
cihad, marufu emretmek ve münkerden sakındırmakla ortaya çıkarlar.
O halde İslâm, inanç, ibadet, hayat sistemleri ve yaptırımlardır.
Bu rükünlerin her biri İslâm’ın yönlerini gerçekleştirmek için diğer rükünlere hizmet
eder. Hac en önemli ibadetlerden biridir. Oruçta öyledir, zekatta öyledir. Bütün bu ibadetler
Müslümana diğer Müslümanların kardeşliği şuurunu aşılar. Hepsi de nefsi zaptetme ve
Allah’a teslim olmaya hizmet eder. Yine bütün bu ibadetler İslâm binasını her yönden
mükemmelleştirirler. Onun için Müslüman, İslâm’ın rükünleri olmadan kurtulacağını tasavvur
edemez. Bina, kuvvetini temelinin kuvvetinden alır. Temel ne kadar kuvvetli olursa, bina da o
kadar kuvvetli olur. Ve temel ne kadar çürük olursa, binanın yıkılması da o kadar kolay olur.
Onun için İslâm’da terbiye prensibi, rükünleri sağlama bağlamakla başlar. Tâ ki ondan sonra
İslâm binası bu rükünler üzerine kurulabilsin.
Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn.

ALINTI DEGİLDİR
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.