Bugün yeryüzünü saran ve baştan başa hakimiyeti altına alan cahiliyet nizamından
İslâm’a geçiş son derece zor ve uzak bir geçiştir. Çünkü İslâm’ın hayat tarzı tüm cahiliyenin
hayat tarzına tamamen karşıdır. Bugün insanlığın karşı karşıya geldiği cahilî sistemleri basit
değişikliklerle, ufak tefek düzenlemelerle geçiştirmek mümkün değildir.
Ve insanlar o uzak ve geniş değişiklik olmadan asla bu cahilî sistemlerden kurtulamayacaktır.
Kulların nizamından Yaradan’ın nizamına geçiş, kulların hükmünden kulların
terbiyecisinin hükmüne geçiş, şüphesiz ki başarılması zor ve meşakkatli bir yoldur. Yalnız
şunu da unutmayalım ki, o ilk devirlerinde de bu dava bugünkünden daha kuvvetli veya daha
üstün bir durumda değildi. Kimse tarafından da bilinmiyordu. Cahiliye toplumunun devamlı
olarak tepkisini alıyordu.
Maddeten de, manen de saldırılara uğruyor, zulüm görüyordu. Mekke vadisinde
sıkışıp kalmıştı. Davanın bütün prensip ve gayelerini kökten reddeden, zulüm ve diktatörlüğün
hakim olduğu büyük imparatorluklar sarmıştı etrafını. Ama o bütün bunlara rağmen
güçlüydü. Tıpkı bugün olduğu gibi son derece kuvvetliydi. Yarın da aynı şekilde kuvvetli
olarak kalacaktır. Çünkü gerçek kuvvet kaynağı bu akîdenin kendi tabiatında gizlidir. O en
zor şartlar altında da, en sıkı baskı rejimleri altında da hayatiyetini ve faaliyetlerini yürütecek
güce sahiptir. Zira bu dava çok açık olarak hakka dayanmakta ve gücünü haktan almaktadır.
İnsanlığı yükseltecek, ileri atılımları gerçekleştirecek, toplumları kumanda etme
kudretine sahiptir. İnsanlık hangi aşamada olursa olsun ister aklî, ilmî, sosyal ve ekonomik
ilerleme ve gerileme olsun fark etmez. Hem bu gerçek onun cahiliyetle yüz yüze gelirken,
cahiliyetin korkunç maddî gücüyle karşılaşırken kendi temel prensiplerinden hiçbir taviz
vermeyerek, cahiliyet toplumunun arzularına alkış tutmayarak, onlara hoş görünmek için çaba
sarf etmeyerek son derece açık konuşmasında gizlidir onun kuvveti… Yine bu kuvvet, hakkı
açıkça haykırıp, insanlara bu hakkın hayır, rahmet ve bereket getirmesinde gizlidir.
İnsanları yaratan Allah (c.c.) onların yapılarının tabiatını, gönüllerinin giriş çıkış
noktasını çok iyi bilir. İnsan gönlüne gerçekler ulaştırıldığı zaman insanların nasıl
etkileneceğini nasıl tepki göstereceğini de gayet iyi bilir. Yeter ki gerçekler açıkça ve kuvvetli
olarak ortaya konsun, kekemeliğe ve tereddüde yer verilmesin…
İnsan ruhunun tamamen bir yaşamdan başka bir yaşama geçme kabiliyeti vardır. Hatta
bu geçişler çok kere basit değişikliklerden daha kolay olur. Bir hayat nizamından tamamen
üstün ve temiz başka bir hayat nizamına geçişin insan psikolojisinde ve mantığında kuvvetli
dayanak noktaları vardır. İnsanlar derler ki, öyleyse İslâm nizamı şurada burada basit
değişikliklerle yetinecekse hangi sebebe dayanarak cahiliyet nizamından İslâm nizamına
geçirmek ister insanları? Ve bu geçişin bir köklü esasa dayanması nasıl mümkün olur?
Alışılan bir nizamı devam ettirmek elbette ki insan mantığına daha yakın ve kolay
gelir. Şu halde yürürlükteki nizamın atılması zorunlu hiçbir sebep yoktur. Madem ki ona
benzer ve bir çok özellikler bakımından aynı olan bir nizama geçilecektir, niçin öyleyse
mevcut olmayan ve alışılmamış olan nizama geçilsin?
Bunun karşısında İslâm’dan söz eden bazı kimselerin sanki İslâm’ın üzerinde bir itham,
bir suçlama varmış da onu bu suçlamalardan kurtarmak istiyorlarmış gibi davranmakta
olduğunu görüyoruz. Savundukları şeyler arasında modern sistemlerin yaptıkları bir takım
şeylerin İslâm’da bulunduğunu ve İslâm’ın bu gibi hususlarda modern medeniyetlerinin bin
dört yüz sene sonra yapabildikleri şeyleri, ondan çok evvel yaptığını ve başardığını iddia
ediyorlar.
2
Bu hem kolay bir müdafaa tarzı, hem de çirkin… İslâm cahiliyet sistemlerinde ve bu
cahiliyet sistemlerinden doğan düşüncelerden doğan kendi prensip ve sistemlerini almaz. Bir
çok kişinin gözünü boyayan, ruhlarını yenilgiye mahkum eden bu parlak görünen
medeniyetse, esas yapısı itibariyle cahiliyet nizamlarından ayrı bir şey değildir. İslâm’la
kıyaslandığı zaman çok aşağılık, basit ve gülünç sistemler olduğu görülür. Bir de şöyle bir
iddia ve düşünceleri var. İslam dışı medeniyet sahiplerinin hayat ve yaşayış tarzlarının
İslâm’ın geçerli olduğu ülkede yaşayanlardan ve oturanlardan veya İslâm alemindeki
haklardan daha iyi bir seviyede olmasına gelince bu esas itibariyle bir değerlendirme
hatasıdır.
İslâm dünyasında yaşayan Müslümanlar bu kötü duruma gelmişlerse bunun sebebi
Müslüman olmaları değil, inandıklarını hayata geçirmediklerinden, İslâm’dan uzaklaşmalarındandır.
İslâm’ın insanlara sunduğu esas ise şudur: İslâm, hiçbir medeni sistemlerle kıyas
edilemez. Çünkü o ilâhi ve üstün bir sistemdir. İslâm diğer sistemleri taklit etmek için değil,
değiştirmek için gelmiştir. İslâm insanlığı düştüğü pislikten, bataklıktan çıkartmak ve
yükseltmek için gelmiştir.
İslâm ile geçmişteki ve günümüzdeki bir takım beşerî sistemler, bazı ekoller ve fikir
akımları arasında bir benzerliğin bulunmasını araştırmamız, bizi son derece büyük bir
hezimete ve manevi yenilgiye uğratır. Biz gerek doğuda ve gerek batıda geçerli olan bu
sistemlerin hepsini temelden reddediyoruz… Reddediyoruz çünkü İslâm’ın insanlık için
istediği üstün seviye ve düşünceye nispetle bunlar geri, düşük ve ilkeldir.
Biz insanlara bu gerçeklerle hitap ederken ve İslâm’ın evrensel itikad ülküsünü, yüce
dileğini takdim ederken, içinde bulundukları düşünce sisteminden bizim düşünce sistemimize
davet ederken, onların fıtratlarının derinliklerinde deliller buluruz. Ama onlara, geliniz fiilen
yaşadığınız sistemi bırakınız da hiç uygulanmayan bizim sistemimizi kabul ediniz, zaten bu
bizim sistemimiz de sizin yaşadığınız hayat sisteminden çok basit değişikliklere sahiptir
diyerek hitap ettiğimiz zaman onları ikna edici bir temele dayandırmış olmayız. Veyahut siz
şöyle hareket ediyorsunuz, bizim nizamımız da onun aynısını yapıyor, size sadece adet ve
gelenekleriniz, arzu ve isteklerinizle ilgili basit yükler yüklüyor, sizin üzerinizde durduğunuz
hususların hepsini bizim sistemimiz de kabulleniyor, ama az çok değişiklikler yapmak istiyor
diye çağırdığınız, davet ettiğiniz zaman hiçbir köklü sisteme dayandırmış olmayız davamızı…
Gerek odur ki İslâm, sistemleri değiştirdiği gibi düşünce ve duyguları da değiştirir.
İnsanlığın yaşadığı cahiliyet hayatının hiçbir kuralıyla ilgi ve ilişkisini bırakmaz, koparır atar.
İnsanları sadece geniş manada kullara kul olmaktan kurtarıp yalnız başına Allah (c.c.)’a kul
etmek amacını güder.
“Şu halde dileyen inansın, dileyen de küfretsin… Kim de küfretmişse şüphesiz ki
Allah alemlerden ganidir.”
Hakikat itibari ile mesele küfür ve iman meselesidir. Şirk ve tevhid meselesidir.
Cahiliyet ve İslâm meselesidir. Ve işte bu noktalar da en çok açık davranılması gereken
noktalardır. Bir takım kimselerin iddia ettikleri gibi cahiliyet hayatı yaşayanlar hiçbir zaman
Müslüman olamazlar. Kim de kendi kendisini veya başkalarının gözünü boyayarak İslâm
akîdesinin, içinde bulunduğu cahiliyet hayatı ile uyuşabileceğine inanırsa, onun safdilliği de
kendisine aittir.
Ne var ki bu kendisini aldatması gerçek hayattan hiçbir şeyi değiştirmez. İyi bilmek
gerekir ki bu söylenen şey İslâm değildir ve buna inananlar da Müslüman olamazlar. Ve işte
bugün ortaya konacak davet, bu cahiliyet ehlini yeniden İslâm’a döndürmek ve onları yeniden
İslâm’a kavuşturmak davetidir.
3
İSLÂM BÂTIL SİSTEMLERLE KIYASLANAMAZ -IIBiz
insanları İslâm’a çağırırken onlardan bir mükafat beklemiyoruz. Veya bir ücret
alacağımız için çağırmıyoruz. Yeryüzünde üstünlük taslamıyor, fesat çıkarmak istemiyoruz.
Ne kendimiz için, ne de başkaları için özel haklar peşinde değiliz. Biz hesabımızı ve
mükafatımızı insanlardan beklemiyoruz. Biz insanları İslâm’a çağırırken onların hayrını
istediğimiz için çağırıyoruz. Bize ne kadar eziyet ederlerse etsinler, biz yine de onları
kendilerini yaratan Allah (c.c.)’a boyun eğmeye davet ediyoruz. Çünkü onların ebedî kurtuluşu
Allah (c.c.)’a imanda, O’nun emirlerine itaat etmededir. İşte İslâm davasına gönül bağlayanların
ve bu davanın tabiatı budur. Ve onlar bizim cahiliyet hakkındaki gerçek görüşümüzün ne
olduğunu da bilmelidirler. Çünkü cahiliyet ile İslâm arasında bir ilgi ve ilişki söz konusu
olamaz. Cahiliyet madem ki Allah (c.c.)’ın şeriatına uymuyor, o doğrudan doğruya insanların
heva ve heveslerinin ifadesidir ve sapıklıktır.
Madem ki hakkı ifade etmemektedir, doğrudan doğruya delaletten başka ne vardır?
Bizim inandığımız İslâm’da bizi insanlara küçük düşürecek ve İslâm’ı savunma
zorunda kalacağımız hiçbir şey yoktur. Bizim savunduğumuz İslâm’da insanlara oyun ve hile
yapacak yada gerçeklerini açıklamayıp gevelemeyi icap ettirecek hiçbir nokta mevcut
değildir. Ne var ki gerek batının karşısında, gerek doğunun karşısında uğranılan ruhî hezimet
ve mağlubiyet, batı kafalı Müslümanları, beşerî cahilî nizamlardan İslâm’la uyuşan bazı
benzerlikler aramaya sevk etmekte, İslâm’ın dayandığı bazı hükümleri cahiliyet medeniyetinin
dayandığı bazı hükümler arasında bir benzerlik bulmaya sevk etmektedir.
Şurası bir gerçektir ki, İslâm’ı müdafaa etmek ve başka nizamlarla karşılaştırarak
deliller getirmek, özürler beyan etme ihtiyacında olanlar, İslâm’ı insanlara takdim etme
gücünü gösteremezler ve bunlar İslâm davetçisi olamazlar. Bunlar sadece içinde yaşadıkları
sapık, çelişkilerle dolu, ayıplar ve eksikliklerle sarmaş dolaş olmuş cahiliye hayatını normal
göstererek deliller arayan ve kendi yaşantısını İslâmî bir yaşantı gibi takdim etmek için
bocalayan kimselerdir.
Bunlar cahiliyenin sapık ve sarsılmış dini inançlarını, baskı yapan ahlâkî, ekonomik
durumlarını, faizcileri, tefecileri, kapitalizmin içinde bulunduğu öldürücü iğrençliklerini,
egoizmin, bencilliğin ve rencide ettiği insan yığınlarını, kadın erkek karışık yaşama hürriyeti
diye adlandırdıkları hayvani hürriyetini, kadın hürriyeti diye savundukları kadın pazarlarını,
son haddine kadar çirkinleşen ırk ayrımını ve bütün bunların akla, vicdana aykırı şeyler
olduğunu düşünmezler.
Sonra İslâm’ın insana verdiği değeri, mantıkî hareketi ve insanı yücelten ufukları,
İslâm’ın bir hayat düzeni olduğunu, insanın fıtratına uygun kaideler koyduğunu ve bütün
bunların yanılmaz ve şaşmaz Allah (c.c.)’ın hükümleri olduğunu akıllarına bile getirmezler.
Bütün bunların karşısında bizim birinci vazifemiz, İslâm düşüncesini ve İslâm
geleneğini cahiliyetin yerine yerleştirmektir. Bu ise yolun başlangıcında cahiliyetle beraber
adım atmaya başlamakla, kesin olarak tahakkuk etmez. Nitekim içimizden bazı kimseler
böyle hayal ediyorlar. Aslında bunun manası daha yolun başlangıcında yenilgiyi kabul
etmektir.
Yaygın olan sosyal geleneklerin ve hakim olan toplumsal düşüncelerin baskısı
gerçekten çok çirkin ve etkili bir baskıdır. Hele bu kadınlar dünyasında daha çok hissedilir.
Nitekim günümüzdeki İslâm kadını bu cahiliyenin baskısıyla korkunç ve çirkin bir şekilde
yeryüzüne gelmektedir. Ne var ki mutlaka olması gereken olacaktır. Önce kendi durumumuzu
düzeltmek, sonra da cahiliye hayatının üstünde kalmayı başarmak zorundayız. Cahiliye
hayatını bizim sahip olduğumuz parlak ve ilâhî İslâm hayatının yüce ufuklarından gözetleyerek
kritik etmek zorundayız.
4
Bunu yaparken de bazı adımlarımızda cahiliyetle birlikte yürümek zorunda değiliz. Bu
arada hemen onlardan alakamızı kesip, bir inzivaya çekilmek (köşeye çekilmek, alakayı
kesmek) ve uzlet hayatı yaşamak zorunda da değiliz. Asla… Biz sadece onların içerisine
karışarak onlardan ayrı bir hayat sürdürmek, onlarla alış-veriş yaparak onlardan üstün hareket
etmek ve yumuşaklıkla gerçekleri açıklamak, tevazu ile imanî üstünlüğü sağlamak ve
göstermek durumundayız.
Bütün bunlardan sonra da pratik gerçeği iyi kavramak ve onlarla iç içe girmek
zorundayız. Ve bizim tuttuğumuz yol bu cahiliyet ehlinin tuttuğu yoldan çok daha ayrı bir
yoldur. Cahiliyetle birleşme veya uzlaşma noktaları aramak mümkün değildir. Dinler arası
diyalog ancak insanların küfrünü artırır.
Zira Allah (c.c.) indinde İslâm’dan başka bir DİN yoktur ki anlaşma ve uzlaşma olsun.
Onları karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak, içinde bulundukları tehlike ve bahtsız
hayattan kurtarmak bizim, yani İslâm’ı tanıyan ve İslâmî hayatı yaşamak için çırpınanların
görevidir.
Ve yine bizim ilk vazifelerimizden birisi de düşünce ve pratikte (uygulamada) İslâmî
hayatı meydana getirmek ve yeryüzünde Allah (c.c.)’ın seçtiği Rabbani nizama uygun bir düzen
kurmak ve bu düzenin temsilcisi olan bir İslâm ümmeti meydana getirmektir.
“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder;
kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız: Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri
için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.”
(Âl-i İmran:110).
“Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar,
zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler…” (Hacc:41).
Şu halde İslâm’ın vazifesi yeryüzünde hakim olan cahiliyet ideolojileri ve sistemleriyle
anlaşmak değildir. Geldiği günden beri İslâm asla böyle bir vazifeyle zorunlu
kılınmamıştır. Ve bugün de O’na böyle bir vazife yüklenemeyeceği gibi, gelecekte de O’ndan
böyle bir şey istenemez. Çünkü cahiliyet aynı cahiliyettir. Cahiliyet tek başına Allah (c.c.)’a
kulluktan sapmak, ilâhî hayat çizgisinden uzaklaşmak, nizam ve şeriatları, adet ve gelenekleri,
değer ve ölçüleri ilâhî kaynağın dışında başka kaynaklarda aramaktadır.
İslâm da yine aynı İslâm’dır ve O’nun vazifesi insanları her türlü cahiliyetten kurtarıp
Allah (c.c.)’a kul etmektir.
Cahiliyet bir takım kimselerin başka kimselere Allah (c.c.)’ın izin vermediği kanunlarda
hükümler koyarak insanların insanlara kulluğu esasına dayanır.
İslâm ise insanların yalnız Allah (c.c.)’a kulluk etmeleridir. Düşünce ve inançlarını,
prensip ve hükümlerini, değer ve ölçülerini yalnız Allah (c.c.)’tan alarak kullara kul olmaktan
kurtarmaktır. İşte İslâm’ın tabiatından doğan bir gerçek… İslâm’ın yeryüzündeki fonksiyonunun
tabiatı, bizim İslâm’ı bütün insanlara takdim etmemizi, inanan-inanmayan farkı
gözetmeksizin sunmamızı gerektirmektedir.
Tekrar ediyoruz… Gerçek odur ki, İslâm cahiliyetle uyuşma çareleri, yolları aramayı
kabul etmez. Ne düşünce sistemi yönünden ne de bu düşünce sisteminin doğduğu idare
tarzları bakımından… Meydanda yarısı İslâm adını taşıyan, yarısı da cahiliyet adını taşıyan ve
İslâm tarafından hoş görülen bir nizam yoktur…
“Yani ya İslâm, ya cahiliyet.”
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.