You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM’IN HÜKÜMLERİ VE TEMEL ESASLARI

İSLÂM’IN HÜKÜMLERİ VE TEMEL ESASLARI

Üye
İSLÂM’IN HÜKÜMLERİ VE TEMEL ESASLARI
İslâm’a tabi olmuş ve onunla şereflenmiş bir topluluk olmamızdan dolayı sevinmemizle
birlikte esef ediyor üzülüyoruz ki, İslam’ın önemli hükümlerini bilmiyor ve O’nun temel
esaslarını ihmal ediyoruz.
İslâm’ın hükümleri, Kur’an’la indirilen ve Resûlullah (s.a.v.) tarafından bize getirilen
prensipler ve görüşlerdir. Bu prensip ve görüşlerin tamamı İslâm nizamı diye adlandırdığımız
şeydir. O halde İslâm nizamı, tevhid, iman, ibadetler, kişisel durumlar, suçlar, fert-toplum
ilişkileri, idare, siyaset ve diğer hedeflerle ilgili olarak İslâm’ın koyduğu prensip ve metotların
tümüdür.
İslâm’ın en büyük temel prensibi hükümleriyle amel edilmesidir. İslâm yalnızca
hükümlerinin bilinmesi için değil, nizamının ve hükümlerinin yerine getirilmesidir. İşte bu
nedenle, İslâm nizamıyla amel etmeyi ihmal eden veya terk eden bir kişi İslâm’ı ihmal etmiş
ve onu terk etmiş sayılır.
İslâm’ın hükümleri din ve dünya için konulmuştur. Bu hükümler iki kısımdır. Birinci
kısım; dini oluşturan, inanç ve ibadetlerle ilgili hükümlerdir. İkinci kısım ise; devletin ve
toplumun oluşturulması, kişisel ve toplumsal ilişkilerin düzenlenmesini sağlayacak olan
hükümlerdir. Bunlar muamelat, ukubat (cezalar), kişisel durumlar, anayasa, devlet ve benzeri
konularla ilgili hükümlerdir.
İşte bu nedenle İslâm, din ile dünyanın, hayat ile ibadetin arasını kaynaştırır. O, hem
dünya hem ahiret nizamıdır, hem ibadettir, hem komutadır. İslâm’ın bir parçası din olduğu
gibi ikinci parçası da hayattır. Hatta o daha mühim bir parçasıdır. Osman b. Affan (r.a.) şöyle
demektedir. “Allah (c.c.) Kur’an’la önlemediğini, sultanla (devlet gücüyle) önler.”
Bütün bölümleri ve yönleriyle İslâm’ın hükümleri dünyada ve ahirette insanlığın
saadetini sağlamak için indirilmiştir. İşte bu nedenle dünya ile ilgili her amelin ahiretle ilgili
bir yönü vardır. Dünyada yapılan kulluk, sosyal hayat, yasaklar, anayasa ve devletle ilgili her
işin daha dünyada iken insan üzerine düşen, bir görevin yapılması, bir mülkün veya bir hakkın
kendisine verilmesi yahut ondan alınması, cezaya çarptırılması veya bir sorumluluğun
yüklenmesi gibi bir takım sonuçları vardır. Dünyada karşılığı olan bu işler için ahirette de ayrı
bir karşılığı daha vardır.
İnsanların dünyada ve ahirette mutlu kılınması amacıyla indirilen İslâm nizamı tüm
olarak kabullenilmek şartı üzerine kurulmuştur. Kısımlara ayrılmayı kabul etmez. O bir
bütündür. Parçalanmayı kabul etmez. Çünkü İslâm’ın bir kısmını alıp bir kısmını terk ederek
hedefe varmak asla mümkün değildir. Kur’an’daki ahkâm ayetlerini inceleyenler oradaki her
hükmün, biri dünyada, ötekisi ahirette olmak üzere iki cezayı gerektirdiğini görürler. Meselâ
yol kesmenin dünyadaki cezası öldürülmek, asılmak, yahut bulunduğu yerden sürülmektir.
Ahiretteki cezası ise büyük bir azaptır. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’la ve
O’nun elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası, ya
öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya
bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahirette ise
onlara büyük bir azap vardır.” (Maide: 33)
Fuhşu yaygınlaştırmanın ve namuslu kadınlara iftira etmenin dünyada cezası olduğu
gibi ahirette de cezası vardır. Allahü Teâlâ buyuruyor: “İnsanlar içinde edepsizliğin yayılmasını
isteyenler için dünyada da ahirette de acı bir azap vardır.” (Nur:19).
2
Diğer bir ayette ise: “Namuslu, bir şeyden habersiz ve inanmış kadınlara zina isnat
edenler dünyada da, ahirette de lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır. O gün
ki, dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik edecektir. O gün Allah onlara hak ettikleri
cezayı verir. Ve onlar da bilirler ki Allah apaçık hak üzeredir.” (Nur:23-25).
Kasten adam öldürmenin de iki cezası vardır. Dünyada kısas, ahirette ise azab…
Allahü Teâlâ’nın şu sözünde buyurduğu gibi: “Ey iman edenler, (kasten adam) öldürmede
kısas yapmanız size farz kılındı.” (Bakara:178). Diğer bir ayet-i Kerimede ise: “Her kim bir
mü’mini kasten öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzere gireceği cehennemdir.”
(Nisa:93).
İşte böylece, İslâm’da kendisine karşılık olarak, ahirette azap, dünyada da ceza
olmayan hiçbir hüküm bulamayız. Eğer böyle bir şey bulursak o da Allahü Teâlânın şu
buyruğunun kapsamına girer: “Hiç inanan kimse (imandan uzaklaşan) fasık gibi olur mu?
Bunlar (elbette) bir olmazlar. İnanan ve iyi işler yapanlara yaptıklarına karşı mükâfat
olarak, içine emince sığınacakları cennetler vardır. Yoldan çıkakların barınacakları yer de
ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler, yine oraya geri çevrilirler ve onlara,
yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın denir.” (Secde:18-20). Şu ayet-i Kerime de bu
manadadır: “Bunlar da Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse Allah onu,
altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada ebedi kalırlar. İşte büyük kurtuluş budur.
Kim de Allah’a ve O’nun elçisine karşı gelir, O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu ebedi
kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa:13-14).
İslâm nizamının dünya ve ahiretle ilgili hükümleri boşu boşuna konmamıştır. Bunların
tamamı İslâm nizamının temel mantığını izah ederler. Bu mantık, dünyayı imtihan yeri, gelip
geçici bir yer olarak, ahirette ise yaptıklarına karşılığı verileceği ve sürekli kalınacak bir yer
olarak kabul etmektedir. Muhakkak ki insan dünyadaki yaptığı amellerden sorumludur.
Ahirette de onun karşılığını görecektir. Eğer hayır yapmışsa lehine, bir günah işlemişse
aleyhinedir. Dünyadaki ceza ahiretteki azabı yok etmez. İnsanın tevbe etmesini ve tevbesinin
kabulü dışında hiçbir şey o azabı üzerinden düşürmez.
İslâm nizamını diğer sistemlerden ayıran en mühim özellik, din ile dünyanın arasını
kaynaştırmasıdır. O hem dünya hem de ahiret için konulmuştur. Müslümanların bollukta ve
darlıkta, sevinçte ve kederde ona uymalarının tek sebebi budur.
Çünkü onlar, İslâm nizamının gereği, bu nizama itaat etmenin Allah’a yaklaştıran
ibadetlerden biri olduğuna inanıyorlar. Muhakkak onlar bu itaat üzere devam edeceklerdir.
Onlardan bir kimse bir kötülüğü işlemekle karşı karşıya geldiği zaman azabı hatırlar. Allah’ın
(c.c.) gazabından ve ahiret azabından korktuğu için o kötülüğü işlemez. İşte bütün bunlar
kötülüğün azalmasını ve emniyetin korunmasını sağlar. Toplumun düzenini korur.
Beşeri konularda ise durum bunun aksinedir. Çünkü bu kanunlarda insanları itaate sevk
edecek ve kanunları tatbik ettirebilecek manevi bir güç yoktur. İnsanlar bu kanunlara sadece
yasakları işlemeleri halinde karşılaştıkları cezadan korktukları oranda itaat ederler. Suçu,
kanunların cezasından emin olarak işlemeye gücü yeten kişinin bu kötülüğü yapmasına mani
olacak hiçbir şey, ne bir ahlâk kuralı, ne de bir din gücü vardır. İşte bu nedenle beşerî kanunların
uygulandığı ülkelerde suçlar süratle artar. Ahlâk zayıflar, saf halk tabakalarında ahlâk
bozukluğunun artması ve insanların kanun gücünden kaçabilmeleri oranında suçlar çoğalır.
Unutulmaması lazım gelen bir esasta, İslâm’ın hükümlerinin parçalanmaz, ayrılık
kabul etmez olduğudur. Çünkü bu İslâm nizamının gayesine aykırı düşmesindendir. Ve
İslâm’ın kendi nasları, sadece bir kısmı ile amel etmeyi yasaklar. Bir kısmına iman edip diğer
bir kısmını inkar etmeyi yasakladığı gibi, bir kısmını ihmal etmeyi de yasaklar. Bütün
hükümleri ve İslâm’ın getirdiği her şeyi inançla uygulamak gereklidir. Kim bu şekilde iman
etmez ve böylece amel etmezse Allahü Teâla’nın şu hükmünün altına girer:
3
İSLÂM’IN HÜKÜMLERİ VE TEMEL ESASLARI -II-
“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden
bunu yapanın cezası dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet
gününde de (onlar) azabın en şiddetlisine döndürülürler.” (Bakara:85).
İslâm’ın büyük bir kısmıyla amel etmeyi yasaklayıp sadece bir kısmını serbest
bırakmak Allahü Teâlâ’nın şu ayetinin hükmü altına girer: “İndirdiğimiz açık delilleri ve
hidayeti, biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra, gizleyenler (var ya), işte onlara
hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet edebilenler lanet eder. Ancak tevbe edip
(durumlarını) düzeltenler (gerçeği) açıklayanlar başka. Onları bağışlarım. Çünkü Ben
tevbeyi çok kabul edenim, çok esirgeyenim.” (Bakara:159-160).
Gizlemek, hükümlerin bir kısmını bırakıp diğer bir kısmıyla amel etmek, bir kısmını
kabullenip diğer bir kısmını inkâr etmek anlamında kullanılmıştır. Şu ayet-i Kerimeler de bu
manadadır:
“Allah’ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte
onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah ne onlarla
konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acıklı bir azap vardır. Onlar hidayet
karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azabı satın almışlardır. Onlar, ateşe karşı ne
kadar da dayanıklıdırlar.” (Bakara:174-175). “İnsanlardan korkmayın, benden korkun ve benim
ayetlerimi az bir paraya satmayın! Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar
kafirlerin tâ kendileridir.” (Maide:44).
“Onlar ki, Allah’ı ve elçisini inkâr ederler, Allah ile elçilerinin aralarını ayırmak
isterler. Kimine inanırız, kimine inanmayız derler. Bu ikisinin (inanmakla- inkârın)
arasında bir yol tutmak isterler. İşte onlar gerçek kafirlerdir. Biz de kafirlere alçaltıcı bir
azap hazırlamışızdır.” (Nisa:151-152).
“Sana da kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak
bu kitabı gerçekle indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen
gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma! Ey ümmetler, Sizden her biriniz için bir şeriat
ve bir yol belirledik… Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı. Fakat size verdiğinde
(yol ve şeriatlarda) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın.
Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık sizin üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri (n gerçek
tarafını) O, haber verecektir.” (Maide:48). “Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorlar? İyice bilen
bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Maide:50).
Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.