İslâm devletinin görevi, yeryüzünü Allah (c.c.)’ın hakimiyetine boyun eğdirmek, yeryüzünün
tamamını Dârü’l-İslâm haline getirmek ve burada Allah (c.c.)’ın hükmünün yaşanmasını
sağlamaktır. İslâm devletinin bu iki görevden birini ihmal etmesi haram olduğuna göre, daima
hazırlıklı olması gerekir. Gelecek her türlü saldırıyı ortadan kaldırmak için daima güçlü
olmalıdır. “Ey iman edenler, kafirlerden size yakın olanlarla muharebe edin. Onlar sizde
büyük bir azm-ü şiddet bulsunlar..” (Tevbe:123).
Bu ise ancak yetişmiş uzman, eğitim, hazırlık, ihtisas (uzmanlık) alanlarını genişletme,
sağlam ve düzenli bir çalışma, içte ve dışta düşmanı tanıma ve ince, üstün bir ahlâkla
gerçekleşebilir. Bunun genel çizgilerini Allah (c.c.)’ın kitabı, Resûlünün (s.a.v.) sünneti, imamlarının
fiil ve içtihatlarında görüyoruz. Şöyle özetlersek:
1- Silah, 2- Uzman, 3- Askerî gücü kullanmanın yolu, 4- Özel bir eğitim, 5- Düşmanı
tanıma ve ona karşı sağlam tedbir. Bunları açıklarsak:
1- Silah: Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz
yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın
düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği
(düşman) kimseleri korkutursunuz.” (Enfal:60).
Âyet, savaş için akla gelebilecek her türlü hazırlığı yapmayı kapsıyor. Onunla atış
yapabilen her türlü silahları hazırlamamızı istiyor. Bütün bunlar âyette geçen “Min”
kelimesinin manasında, kapsamındadır. Resûlüllah (s.a.v.)’ın atışla tefsir ettiği kuvvet, okun
kullanıldığı yerde oku içine aldığı gibi, günümüzde kullanılan havan topu, füze, bomba ve
nükleer silahları da içine alır. Ayrıca savaş için bağlanan (yetiştirilen yahut imâl edilen)
şeylerin cinsinin hazırlanmasını istiyor. Bunun kapsamına atlar girdiği gibi, savaşta binilen
her türlü şey de buna girer. Gemiler, denizaltılar, uçaklar, tanklar, zırhlı araçlar gibi… O halde
âyet savaş için her türlü araç ve gereçleri hazırlamamızı emrediyor. Gücümüz yettiğince
hazırlık yapmamız istendiğine göre bütün yeteneklerimizi askerî imkanlara sahip olmak için
harekete geçirmek zorundayız.
Ayrıca dikkat edilecek bir husus âyetin bunu düşmanı korkutmak için yapılmasını
istemesidir. Bu ise askerî yönden Allah düşmanlarının hepsinden üstün olmamızla sağlanır.
En büyük güce İslâm ümmeti sahip olmalı ki düşmanları ondan korksun. Ve elbetteki kendi
silah sanayimizi kendimiz kurmadıkça bundan söz etmek mümkün değildir. O halde âyet-i
kerime mana ve sözleriyle Müslümanlara şunu emrediyor:
a) İmkan nispetince askerî üstünlük; silahta, hazırlıkta ve araç-gereçte.
b) Bu üstünlüğü gerçekleştireceğimiz sanayimizin bulunması.
c) Ümmetin bütün güç kaynaklarının bu meseleye yöneltilmesi.
Âyette başka manalar da vardır. Bunlardan biri, barış için kuvvetli olunması… Çünkü
kuvvetli olmadıkça başkalarıyla barış içinde olunmaz. Bu bir gerçektir… Âyette geçen
“Onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz,
Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz.” (Enfal:60) sözüyle buna işaret ediyor.
Çünkü bu korku olmazsa bize hücum ederler. Ancak şunu gözden kaçırmayalım ki, biz savaş
hazırlığına halkın anladığı barış için değil, bütün insanlığın nihaî barışı için yapıyoruz. Ve bu
ancak yeryüzünün Allah (c.c.)’ın hakimiyetine boyun eğmesiyle gerçekleşir.
2
2- Uzman: Askerî üstünlük araç-gereçle sağlansın veya başka şeylerle sağlansın,
mutlaka eğitim görmüş ve yetişmiş uzmanlara ihtiyaç vardır. Hem karada, hem havada ve
hem de denizde… Böyle olmadıkça üstünlük sağlanamaz. Onun için Rabbimiz mü'minlere
şöyle hitap ediyor: “Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut
(gerektiğinde) topyekün savaşın.” (Nisa:71). “Müşrikler sizinle toptan harp ettikleri gibi, siz de
onlarla toptan harp edin.” (Tevbe:36). “(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa
çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için
daha hayırlıdır.” (Tevbe:41).
Bu âyetlerin gereği olarak bütün Müslümanların, erkek, kadın ve çocukların savaşçı
olmaları lazımdır. Çocuklarımıza atıcılık, yüzücülük ve ata binmeyi öğretmemizin sünnet
oluşu bu sebeptendir. Kadın, ülkeye bir baskın olduğu zaman, kocasından izin almaksızın
dışarı çıkıp savaşabilir. Bu İslâm’ın hükümlerindendir.
Ancak kişi savaşmasını bilmezse nasıl savaşacaktır? Bununla Yüce Rabbimizin bütün
Müslümanlara savaşçı olmalarını emrettiğini anlıyoruz. Tabii silah, araç-gereç ve strateji
alanında uzmanlar olmadan üstün bir savaş gücüne sahip olmamız mümkün değildir. O halde
savaşın her çeşidinde uzmanlarımızın olması ve bunların her an savaşa hazır olmaları
gereklidir.
Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey İsmail oğulları (ok) atın, babanız atıcı idi…”
“Ok atın ve ata binin. Ok atmanız ata binmenizden bana daha sevimlidir…” (Ebû Davud).
Bütün bunlardan şunu anlıyoruz:
a) Büyük-küçük, kadın-erkek bütün Müslümanların savaşçı olmaları gerekir.
b) Askerî alanların hepsinde uzmanlarımızın olması lazımdır.
c) Askerî yetenekleri zayıflatacak her türlü tembellik doğru değildir.
3- Askerî Gücü Kullanmanın Yolu: Askerî gücü Allah (c.c.)’ın izni olmadığı yerde
kullanmak caiz değildir. Allah (c.c.) biz Müslümanların kuvvetimizi kullanacağımız yerlerin
sınırlarını çizmiştir. Bu sınırlar ise şöyledir:
a) Müslümanlar arasında meydana gelecek bir iç savaş için yüce Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor: “Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin.
Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın.
Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki
Allah, âdil davrananları sever.” (Hucurat:9).
b) Haricilerle savaş: Haricilerden maksat ve kastımız, hakla başa geçmiş bir devlet
başkanının itaatinden haksız yere çıkanlardır. Bir şehir, bölge, parti veya cemâat devlet
başkanına karşı gelir veya ona karşı bir darbe yapmak ister, yahut idaresini kabul etmediğini
ilân ederse, devlet başkanı ile Müslümanların isyancıları hakka çağırmaları ve kabul
etmedikleri takdirde isyancılara karşı savaş açmaları vacip olur.
c) Mürtedlerle savaş: Dinden dönenler bir kuvvet meydana getirir de, bir bölgeye
hakim olmaya kalkışırlarsa, mutlak onlarla savaşılır. Ayrıca her ne durumda olursa olsun,
İslâm dininden dönen hakkında verilecek hüküm, ölümdür.
d) Emniyeti bozan yol kesici ve yağmacılarla savaş: Yine askerî güçle bu fesad ve
anarşi önlenir.
e) İslâm’dan sapanlarla savaş: İslâm hukukçuları bu konuda şöyle der: “Bir şehir ezan
sünnetini terk ederse, bu hareketinden dönünceye kadar, o şehir halkıyla savaşılır. İslâm
memleketlerinden herhangi biri, Allah (c.c.)’ın hadlerini veya hükümlerini uygulamaz, yahut o
memlekette kötülük yayılırsa, onlarla savaşmak vacip olur.”
3
İSLÂM’DA ASKERÎ SİYASET -IIf)
Antlaşmalı olanlar: Şayet Müslümanlar bir yeri alır ve oranın halkı Müslüman
olmazsa, zımmî olmak üzere antlaşma yapılır. Burası İslâm yurdundan sayılır. Zımmîliği
kabul edenler sonradan antlaşmayı bozarlarsa askerî güç kullanılır.
g) Savunma savaşı: İslâm topraklarının bir karışına bile saldırı olunca, saldırıyı
önlemek Müslümanlara vacip olur. Mesela Yahudilerin Filistin’i istilâ ettiği zaman,
Müslüman ülkelerin Filistin’i Yahudilerden kurtarmak için savaşa girmeleri farzdır.
h) Allah (c.c.)’ın dininin yeryüzüne hakim olması için savaş: Rabbimiz buyuruyor:
“Fitneden eser kalmayıncaya ve din yalnız Allah (c.c.)’ın oluncaya kadar o müşriklerle
savaşın…” (Bakara:193).
Buraya kadar edindiğimiz bilgiye göre Müslümanlar, kendi istek ve arzuları
doğrultusunda kimseye harp açamaz, ilâhi emirlerin dışına çıkamaz.
İslâm’da savaşın hedefi, bütün beşerî sistemlerden farklıdır. Beşerî sistemlerde
insanlar şöhret, millet, vatan, ırk, üstün gelme, soy, mal, menfaat gibi şeyler için savaşır.
İslâmî sistemde ise ancak Allah (c.c.)’ın sözü üstün olsun diye savaşılır. Vatanını koruyor ise,
Allah (c.c.) kendisine vatanını korumasını emrettiği için korur. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor
ki: “Kim Allah’ın sözü (Tevhid) üstün olsun diye savaşırsa, işte bu Allah yolundadır.”
4- Özel Bir Eğitim: İslâm’da savaş eğitimi, İslâm’ın hedefine uygun bir şekilde
olacaktır. Müslüman askerin üzerinde eğitildiği terbiyenin ana çizgileri şöyledir:
a) Hak çerçevesinde itaat, kendine hakim olma ve eylemde bulunma: Bu itaat hem
açık ve hem de gizli işlerde olacaktır. Ancak, itaatin iyi işlerde olma şartı vardır.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslüman’ın sevdiği ve sevmediği şeylerde
dinleyip itaat etmesi gerekir. Ancak bir ma’siyetle emrolununca ne dinlemek vardır ve ne
de itaat etmek.” (Bu hadisi beş hadis kitabı rivayet etmiştir).
İslâm fakihleri, iyi şeylerde devlet başkanına itaat etmenin farz olduğunu söylerler. İtaat
etmeyenler, ihtilaf çıkaranlar, cemâati dağıtmak, bölmek isteyenler ise öldürülür.
Peygamberimiz (s.a.v.): “Hepiniz bir kimse üzerinde ittifak ettiğiniz halde biri gelir de aranızda
ihtilaf çıkarmak veya cemâatinizi dağıtmak isterse, onu öldürün.” (Müslim) buyurmuştur.
b) Ecelin zamanı bellidir: Savaş veya barış onu ne öne alır ve ne de geriletir. Allah
(c.c.)’ın insana verdiği ömür ne ise insan mutlaka onu yaşar. Müslüman asker bu inanç üzere
eğitilir. “(Evlerinde) oturup da (Uhud günü savaşta ölen) kardeşleri hakkında: "Bize
uysalardı öldürülmezlerdi" diyenlere, "Eğer doğru sözlü insanlar iseniz, canlarınızı
ölümden kurtarın bakalım!" de.” (Âl-i İmran:168). “Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve
yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında: "Eğer bizim yanımızda
kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaati onların
kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu. Canı
veren de alan da Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Âl-i İmran:156).
c) Zafer, sayı ve araç-gerecin çokluğundan değil, Allah (c.c.)’tandır. Müslüman asker
bunun üzerine eğitilir: “Allah’ın izniyle nice az bir topluluk, daha çok bir topluluğa üstün
gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara:249). Bu, hiç hazırlık yapmayacağız, silah
sanayimizi kurmayacağız demek değildir. Allah (c.c.)’ın yardımının bir takım sebeplerinin
olduğunu ve yardımın ancak bu sebeplerle gerçekleşebileceğini bilmeliyiz. “Allah, kendisine
(kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah,
güçlüdür, galiptir. Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek
namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a
varır.” (Hacc:40-41).
4
d) Müslüman asker ölümü sevmek üzere eğitilir: Çünkü ahiret dünyadan daha
hayırlıdır. Allah (c.c.) yolunda ölmek ise hayattır: “Allah yolunda öldürülmüş olanlar için
“ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlamazsınız.” (Bakara:154).
e) Her zaman için düşmana karşı tedbirli olmak ve düşmandan korkmamak üzere
eğitilir. Düşmanın araç-gereç üstünlüğünü fazla önemsemez: “Müminler ise, düşman
birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Resûlü'nün bize vâdettiği! Allah ve Resûlü doğru
söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah'a
bağlılıklarını arttırdı.” (Ahzab:22). “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları
cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini
ferahlatsın.” (Tevbe:14).
f) Müslüman asker, savaşta niyetinin sadece Allah (c.c.)’ın rızası olması üzerine eğitilir:
“O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim
Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat
vereceğiz.” (Nisa:74).
g) Dedikoduları ve yalan haberleri reddetme ve onları çıkaranları üstlerine bildirme
üzerine eğitilir: “Andolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar (fuhuş düşüncesi
taşıyanlar), şehirde kötü haber yayanlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara
musallat ederiz (onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz);
sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Hepsi de lânetlenmiş olarak
nerede ele geçirilirlerse, yakalanır ve mutlaka öldürülürler.” (Ahzab:60-61). “Onlara güven
veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl'e veya
aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar,
onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna,
şeytana uyup giderdiniz.” (Nisa:83).
h) Mü'mini öldürmekten sakınma ve kafiri öldürme üzere eğitilir. Ancak mü'min isyan
ederse o başka: “Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp
dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek "Sen mümin
değilsin" demeyin. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler vardır. Önceden siz de
böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp dinleyin. Şüphesiz Allah bütün
yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa:94). “Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini
kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını
istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür (dostlarını
düşmanları üzerine galip kılandır), hikmet sahibidir (her hâle layık olan hakkıyla ve
hikmetiyle bilendir).” (Enfal:67).
ı) Savaş için sürekli hazırlık yaptırılır, gevşekliğe meydan verilmemek üzere eğitilir:
“O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar
da, sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah'tan, onların ümit etmedikleri
şeyleri umuyorsunuz. Allah ilim ve hikmet sahibidir.” (Nisa:104). “Onun için (düşmana karşı)
gevşek davranmayın. Siz daha galip ve kâhir durumda iken (düşmanları zillet göstererek)
barışa davet etmeyin.” (Muhammed:35).
i) Savaştan kaçmama ve sonuna kadar sebat etme, dayanma üzere eğitilir: “Ey
müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup
kaçmayın). Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma
durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını
hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!”
(Enfal:15-16).
İSLÂM’DA ASKERÎ SİYASET -III-
“Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve
Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz. Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle
çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah
sabredenlerle beraberdir.” (Enfal:45-46).
j) Cihad sevgisi üzerine eğitilir: Öyle ki cihad onun için mal, çocuk ve eşten daha
sevimli olacaktır: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım
akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız
meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise,
artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete
erdirmez.” (Tevbe:24).
k) Mala düşkünlükten sakınma üzere eğitilir. Ancak Allah (c.c.)’ın kendisine meşrû
kıldığı ve devlet başkanının izin verdiği hariç: “(Resûlüm) Sana savaş ganimetlerini
soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler
iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.” (Enfal:1).
“Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet
ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese
-asla haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tastamam verilir.” (Âl-i İmran:161).
İslâm askerinin üzerinde yetiştirileceği genel ve önemli temeller bunlardır. Aslında
bunların manevî eğitimle ilgisi vardır. Kaldı ki, manevî eğitim de askerî eğitimin bir
parçasıdır.
5- Askerî siyasetin beşinci konusu ise düşmanı tanıma ve ona karşı sağlam, kapsamlı
tedbir almaktır: Bu zaman ve mekanın değişmesiyle değişen bir şeydir. Resûlüllah (s.a.v.)
düşmanın durumunu anlamak için keşif mahiyetinde seriyyeler ve müşriklerin arasında
yaşayan, onların durumunu kendisine ileten görevliler göndermiştir. Resûlüllah (s.a.v.) harp
hiledir buyurmuşlardır. Bu meseleler üstün yetenek ve eğitimlere ihtiyaç gösterir. Fırsatların
değerlendirilmesi ve hem başta ve hem de sonda Allah (c.c.)’a dayanmakla beraber, siyasî ve
askerî işlerin mükemmel bir şekilde düzenlenmesi gerekir.
Burada şunu işaret etmekle yetineceğiz: Asrımızda, İslâmî askerî bir hareketin önünde
aşılması güç bir çok engeller vardır. Müslümanların bunları aşması, önce Allah (c.c.)’ın büyük
yardımı, sonra da her alanda eşi görülmemiş bir çalışma, gayret ve sabırla olur.
Vel-hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.