Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmetiyle bütün varlıkları kuşatmış olan Mevlâ’mız, birbirlerine karşı merhametli
olan mü'minleri övmüş ve onları sevdiğini bildirmiştir. Sevgili Peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.v.)’in şahsında mü'minlere şöyle emir buyurmuştur: “Mü'minlere (merhamet)
kanadını ger.” (Hicr:88, Şuara:215).
Tebliğ ettiği rahmet kitabı Kur'an ile ve rahmet yüklü şanlı hayatıyla alemlere rahmet
olmuş aziz Peygamberimiz de merhameti şöyle ilkeleştirmiştir: “İnsanlara merhamet
etmeyene Allah merhamet etmez. Can taşıyan her bir varlığa büyük sevaplar, armağanlar
vardır.” (Buhari, Müslim).
İslâm dininin emir buyurduğu ve vasıflanılması gereğini duyurduğu merhamet,
yaratılış çizgisini korumuş, insanların duymaları tabii olan tek boyutlu bir kalp sızısı ve
üzüntüsü değildir. ‘Bağışı ve lütfu gerektiren bir acıma’ şeklindeki sözlük anlamından
hareketle, İslâmî merhameti ‘Ahlâkî görevler manzumesi’ olarak tanımlayabiliriz. İslâmî
anlamıyla merhamet, Kur'an-ı Kerim’de ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadis-i şeriflerinde,
mü'minlerin birbirine karşı yapmaları emrolunan veya öğütlenen maddî ve manevî bütün
görevleri ve yardımlaşma türlerini içine alan ahlâkî yükümlülüktür. Merhametin gereği olarak
yapılması zaruri olan vazifelerimizi şöylece özetleyebiliriz:
* Mü'minleri kardeş ve dost bilmek.
* Kültürel, siyasî, iktisadî her alanda ve düzeyde yardımlaşmak.
* Onları İslâm dininin olgun, aklın ve bilimin verilerine özel ifadeyle ‘marufa
çağırma’, İslâm’ın aklın ve tecrübenin sakındırdıklarından yani ‘Münkerden’ sakındırmak.
* Maddî sıkıntılarını gidermeye, manevî meselelerini çözmeye yardımcı olmak.
* Nefislerimiz için sevdiklerimizi onlar için de sevmek.
* Yöneticileri dahil, mü'minlere duâcı olmak.
* Mütevazı, barışsever ve güleç yüzlü olmak.
* Onları korkutmamak, zarar vermemek, sırt çevirmemek ve kin duymamak.
* Veremeyenlerine verici, gelmeyenlere gidici ve intikam almaya imkanı varken
bağışlamak, haksızlık edenleri affetmek.
* Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakları olan şu altı görevi yapmak: – Selâm
vermek. – Davete icabet etmek. – Hastalıkta ziyaret etmek. – Danıştığı zaman doğru olanı
söylemek. – Aksırdığı ve Elhamdülillah dediği zaman ‘Allah sana merhamet etsin’ demek.
– Ölünce cenâze namazına katılmak.
Her biri bir âyet veya bir hadis-i şerif hükmüne dayanan ve de güç ölçüsünde
yapılması gereken bütün bu ahlâkî görevler, merhametli olmanın gerekleridir. Mesela, dost
bilmeden, yardımlaşmadan, duâcı ve affedici olmadan, sevdiklerimizi mü'minler için de
sevmeden nasıl merhametli olunabilir? Zarar verirken, kin tutarken, yardımsız ve korumasız
bırakırken merhamet gerçekleşebilir mi?
Kişi belirtilen merhamet görevlerini yalnız sürekli münasebetler içinde bulunduğu
veya bağlı olduğu cemâatin mensuplarına tashih etmemelidir. Çünkü Rabbimiz; “Mü'minler
kardeştir” buyuruyor. Ne kadar günahkar olursa olsun, kalbinde iman taşıyan bütün
Müslümanlara karşı merhametli olunmalıdır.
2
Hatta Yaradan’dan ötürü bütün insanlara karşı merhametli olmalıdır. Çünkü
Peygamberimiz (s.a.v.) merhameti bütün insanlığı kuşatıcı olmasını da şöylece emir buyuruyor:
“Merhametli olunuz. Birbirinize merhamet etmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız.
(İman etmedikçe de cennete giremezsiniz.) İyice biliniz ki, sözünü ettiğim, birinin dostuna
merhamet etmesi değildir. Umumi olarak bütün insanlara merhametli olmaktır.”
Aziz Peygamberimiz (s.a.v.)’in öğütleri doğrultusunda mü'minler birbirlerine karşı
merhametli olmanın yanı sıra, bütün insanlara karşı da merhametli olmalıdırlar. Zira mü'min
olduğumuz için bize düşmanlık yapmayan, inançlarımıza engel olmaya çalışmayan ve bize
egemen olup ezmek amacını gütmeyen insanlara karşı adaletli davranarak merhamet
göstermemizde, Allah (c.c.)’ın sevgisi ve ahiret mükafatı vardır.
Mümtehine Sûresinin sekizinci ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “(Temel hak ve
özgürlüklerinizi çiğneyerek) Sizinle dininiz sebebiyle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan
çıkarmamış olanlara iyilik yapmaktan ve adalet göstermekten Allah sizleri alıkoymaz.
Bilakis O, iyilik yapanları ve adaletli davrananları sever.”
Merhametimiz insanları aşmalı, hayvanları dahi kuşatmalıdır. Zira Peygamberimiz
(s.a.v.)’in müjdelediği gibi, can taşıyan tüm varlıklara merhamette Allah (c.c.)’ın hoşnutluğu ve
ahiret armağanları vardır.
Salât ve Selâm üzerine olsun, O şöyle buyuruyor: “Akrabaları ve Müslümanlara
karşı merhametli ve ince tutumlu olan kişi cennetliktir.” (Müslim).
Merhamet İslâm ahlâkının özüdür. Onu yürekte duyulacak bir sızı değil, bir görevler
dizisi olarak anlamalı ve yaşamalıyız. Yaşamaya çalışırken de, Rahman ve Rahim olan
Rabbimizden bize merhamet etmesini dilemeli, merhamet duygularımızın da gelişmesi için
duâ etmeliyiz.
Mü'minûn Sûresinin 118. âyetinde merhametli Rabbimiz buyuruyor ki: “Rabbine
şöylece yalvar, Rabbim! Bağışla ve merhamet et. Zira Sen, merhamet edicilerin en
hayırlısısın.”
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.