Forum Gündemi:

Konu Başlığı : İNSANLIĞIN ÖZ-ELEŞTİRİSİ...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 187 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
17-07-2021, Saat:09:45 AM
Bir insanın prensipleri olmalı yaşama dair ve keskin sözler söylemeli gelişen olaylar muvacehesinde, olgular temelinde yaptığı gözlemler neticesinde, sözlerini söylerken de nesnelliğin kılıcını kuşanmalıdır. Çünkü nesnellik kılıcı eşit keser ve kimsenin incinmesine yol açmaz. Ve ikna etmenin biricik önkoşulu da nesnelliktir. Çünkü nesnellikte torpil yoktur, kayırmaca yoktur, duygusallık yoktur, namusluluk ve dürüstlük vardır. Zira ya namuslu olacaksın ya da namussuzluğun afişe edildiği vakit domuz gibi böğürmeyeceksin, zira nesnellik senin pisliğini gizlemek değildir. Bilakis, böylesi bir şey insanlığa ihanettir. İşte bu sebeple her konuda nesnel olmaya gayret ederim. Öznelliğin kul hakkına tasallut olduğuna inanırım. Bu da bendenize göre değil, başta da dediğim gibi prensiplerime mugayir. Ve kul hakkından ödüm patlar. Dünyada onca nimet var ya, nimetler birilerinin inhisarında ya, o birleri bir şeyler almadan nimete giden yolu açmazlar ya, nimete ulaşamazsan da istediğin gibi yaşayamazsın ya, istediğin yaşamı yaşayamazsan da saygın biri olmazsın ya, işte tüm bu sebeplerle; birileri istiyorlar ki, yağ çek, şarlatanlık yap, dalkavukça hareket et, yaranmak namına yalana başvur ve dünya nimetlerinin denizine kolayca atla ve istediğin şekilde kulaç at o denizde ve ne varsa topla ve kendi havuzuna boşalt. Herkesin böylesi bir karakteri kolayca sindirebileceğini sanıyorlar. Oysa ne özel hayatta ne de toplum hayatında böyle bir şeyi yapamam ve böyle yapılmasına da eyvallah etmem. Her şey dünyalıklar demek değildir ve dünya-dünyalıklar sonsuz değildir. Çünkü birilerini ağlatarak mutlu olmayı prensiplerime ters görürüm ve böylesi bir tavrı da lanetlerim. Birileri üzülecek ben gülecem öyle mi, o gülmek değildir zehrin gülerek boşaltımıdır haddizatında. Zira birileri ağlarken ben gülemem, o gülüş bir gün hayatımı cehenneme çevirir de donar kalırım, elim kolum bağlanır da utanç içinde yaşamaya mahkûm olurum. Sesimi kendim için değil tüm insanlık için söyledim ve yükselttim her daim, çıkarlarımda tüm insanlığın çıkarlarıyla doğru orantılıdır ve çıkarlarımızı da çok iyi biliriz. Ne yalnız kazanmak ve de ne de doymak yalnız olarak. Ya hep birlikte mutlu oluruz ya hiçbir şekilde mutlu olamayız. Bu böyle bilinmelidir, böyle bilinecektir istenemese de. İşte münhasıran bu sebeple bile bu dünyanın Sosyalistleri namuslu olmak ve namuslu hareket etmek zorundadırlar ve ödevlerini de bihakkın ifa etmek zorundadırlar. Zira insanlığın onurlu insanlara ihtiyacı vardır. Sosyalistler asla bireyci olamazlar, bireyci düşünemezler ve bireyci yaşayamazlar. Hayır, başka çare var mıdır? Sosyalistler kapitalizmi yok edecek yegâne insanlarsa (((ki, kesinlikle öyledirler, zira dünyanın yekpare olarak kapitalist olduğu bir yerde ve her şeyin kapitalizmin hadimi konumuna geldiği bir yerde başka türlüsü nasıl olabilecektir? Bugün diliyle kapitalizme hayır dese bile eylemiyle kapitalizme hizmet etmeyen ve her şeyi de kapitalizme hizmetkâr kılmayan hangi zümre vardır, o vakit dünya nasıl kurtulacaktır?))), öyleyse Sosyalistle doğru yaşamak zorundadırlar.
 
ARKEOLOJİK KAZILAR YAPAN MANYAK ADAMLAR:
 
Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu-Murat Ağırel
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
21-07-2021, Saat:10:32 AM
Biz insançocukları ilk evvelde bireysel yaşantılarımızda bir tecdide, sonra da toplum olarak açık ya da kapalı yaşam kurallarında bir tecdide gitmeliyiz. Bireyler olarak gerçekten çok lakayt bir yaşam yaşıyoruz, hiçbir şey umurumuzda değil, başka acılar bizi zerre ırgalamıyor, başka mutsuzluklar umurumuzda değil hatta mutsuzluklardan mutluluk üretmeye çalışıyoruz, bize dokunmayan bin yaşasın diyoruz hatta yaşaması için müzahir oluyoruz. Bireylerin toplamı da toplum oluyor ve birey öyle olunca yansıması olan toplumun da farklı olacak hali yok elbette ve maalesef toplum olarakta aynıyız. Bireyin toplumu, toplumunda bireyi etkilediğini ve karşılıklı etkileşimin değişimin belirleyici ögesi olduğunu unutmayalım. Yani günümüzde bireyleri de, toplumu da anlamak gerçekten kabil değil, gerçi birey var mı orası da başka bir mesele, zira birey demek zaten şikayetçi olduğumuz şeyleri yapmayan demektir, yaptığına göre demek ki henüz birey olamamış ve hala sürünün bir parçası olan asalaklarız. En başta birey demek özgürlükçü olmak demektir, hayatına dair kararları kendi özgür iradesi ile alan veren demektir. Ama burada yani bu ülkede böyle bir şey var mı? Çünkü gerçekten ciddi değişime ihtiyacımız var. Bunun yolu da bireyin topluma etkide bulunması, toplumun da bireye tepkide bulunması ve bu etki tepki neticesinde dönüşümün tahakkuk etmesidir. Ama gerek kişiler olarak, gerekse toplum olarak adeta ölüyüz. Bugün tek tek bireyler olarak yaşamlarımızda ciddi sıkıntıların olduğu muhakkaktır, böyle olunca toplumsal yaşantımız da şirazesinden çıkmış bulunmaktadır yahut toplumsal yaşantımız şirazesinden çıkınca bireysel yaşantılarımızda da başıbozuk davranışlar tezahür etmektedir. Bir yerde bir bozukluk, yanlışlık olduğu kesindir. Bu durumu gözlerimizle görmesekte, gönüllerimizde hissedebilmekteyiz. Bir yerlerde bir adım atmak iktiza ediyor ama nerede? İşte bütün mesele bu; o ilk adımı atabilmek ama nasıl, nerede, kim tarafından? Ve atan da, atmayı düşünen de, atılması gerektiğini ifade eden de yok ve bu gerçekten çok acı. Bizler bitevi kalıba odaklandığımız için, özü, detayı, küçük ve kör noktaları görmekten ya da hissetmekten yoksun kalıyoruz. Böyle olunca da hem bireysel hem de toplumsal yaşantımızın gayet normal olduğunu düşünüyoruz. Zaten ne bireysel ne de toplumsal yaşamlarımızı murakabe etmekten çok uzağız. Belki de fark edemeyişimizin sebebi de budur, çünkü murakabe yapsak fark edebilmemiz kabilken, bunu yapmayınca gözden ırak kalıyor o küçük noktalarda ki büyük yanlışlarımız. İşin en felaket tarafı haddizatında nedir biliyor musunuz? Biz alışkanlıklarımızı yaşam edinmişiz ve alışkanlıklarla örülmüş yaşamlarımızı öyle bir içselleştirmişiz ki, yaşadıklarımızın yanlış, yaşamamız gerekenin doğru olduğunu kesinlikle düşünmüyoruz, aksine yaşadıklarımızın şeksiz ve şüphesiz doğru olduğu ortak noktasında mutabıkız, sanki örtülü bir sözleşme yapmışız gibi. Yani gerçekten bizi öldüren bir yaşamı nasıl oluyor da tolere edebiliyor, kanıksayabiliyoruz anlaşılacak gibi değil. Biz hiçbir şeyi doğru bilmediğimiz için, yanlış yaşadığımızın da farkında değiliz. Mesela; yaşadığımız hayatı öyle bir kanıksamışız ki, hayatımızdaki yanlışlar gözümüzün içine sokulsa da, hayır o yanlış değil doğru diyoruz. Biz öğrenmemişiz, bize öğretilmiş ve biz öğretildiği gibi almışız, sindirmişiz, içselleştirmişiz ve geriye dönüşümüz de bu sebeple kabil olmuyor.
 
EKSTRA NOT:
 
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!

 
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
22-07-2021, Saat:10:16 AM
Mesela; toplum olarak ortak bir vicdan oluşturmuşluğumuz yoktur (((zaten vicdanımız yoktur))),  ortak bir akılla hareket etme gibi huyumuz zaten bulunmamaktadır (((zira aklı olan ya da olan aklını kullanan bir toplum değiliz))), bunu nereden biliyoruz? Çünkü toplum olarak hesap kitap yapmadan, sormadan, sorgulamadan linç etmeye teşne bir toplumuz. Önyargılıyız ve yargılamayı, tanımlamayı, yafta vurmayı çok seviyoruz, bunu marifet sanıyoruz, çünkü basit, seviyesiz, düzeysiz bir toplumuz. Derinden ve detaylı bakınca hakikaten çok sığ, cahil, bön ve alık bir toplumuz. Kalıp olarak baktığımızda maalesef çok büyük olduğumuzu sanıyoruz. Böyle olunca noluyor? Elbette ki bireysel bazda da vicdandan uzak kalmamız gibi bir durum sadır oluyor. Çünkü büyük resim olan toplum olarak vicdandan mahrumuz, bu mahrumiyet bireye sirayet ediyor ve bireyi de etkisi altına alıyor, böyle olunca vicdansız bireyler türüyor, nihayet o vicdansız bireylerden vicdanı olmayan bir toplum teşekkül ediyor, vicdanı olmayan toplum yeniden dönüşümlü olarak vicdansız bireyleri üretiyor. İşte bu böylece sürüp gidiyor yani iflah etmeyen, etmeyecek olan bir sürükleniş. Fertler olarak üstteki tabloya bakıyoruz, aynıyla taklit ediyoruz, taklitlerimiz artık yaşamlarımız oluyor, edindiğimiz yaşamlar bir ömür bizi bırakmıyor, sonra alttan gelenler yine aynı gözlemi yapıyor ve taklide yöneliyor, bu böylece sürüp gidiyor, olağanlaşıyor, sıradanlaşıyor. Yani kimse rahatsızlık duyupta, bi dakika durun ey kalabalıklar bu sokak çıkmaz sokak nereye gidiyorsunuz diye sormuyor. Garip bir dilemma yani anlayacağınız. Filhakika ideolojilerin bile neşet ettiği çıkmaz sokak burası gibi sanki yani bizim derinliklerimizden tevlit oluyorlar, hayat buldukları haliyle toplumda da neşv-ü nema buluyorlar, nihayet hepsi birer dine tedvir olunuyor ve artık her biri birer vazgeçilmez hal alıyor. Bu da ortak aklın ve vicdanın mutlak iflasına ve iptaline yol açıyor. Çünkü artık ortak bir değerimiz kalmıyor, ortak ideallerimiz olmuyor, insanlık ekseninde bile buluşamaz oluyoruz. Oysa insanlık bir hakikat iken, insanın aklından ve gönlünden kopup gelen duygu ve düşünler ferdin kendisine mahsustur bir yerde. Yani bizler insanlığı baz alabiliriz hepimiz ama bize ait olanları genelleştirip genele mutlak doğru olarak sunamayız, işte o zaman herkes benim ki diye bağrışmaya başlayacaktır ve öyledir de zaten ve kopuş noktası tam da burasıdır. Bu kopuşu engellemeliyiz behemehâl. Bilakis tümden çökmek kaderimiz olacaktır, ki, zaten ayakta mıyız, ayakta gibi olmak ayakta olduğumuzu gösterir mi? Akıl, vicdan, insaf, izan! Çocukluk evresinde yaşıyoruz ama kendimizi genç hissediyoruz, hissetmek güzeldir ama hissetmekle de gerçek değişmiyor. Bir an önce çocukluk evresinden çıkmak ve bu evreyi artık geride bırakmak zorundayız.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
23-07-2021, Saat:10:07 AM
Birbirimizi seviyor muyuz? Bence bu ülke de insanlar birbirlerini sevmiyorlar, çünkü böylesi bir şeye dair emare mevcut değil, bilakis tam tersi durum için emareler binlerce. Ki, insan derken de her insan görünümlü insan mıdır orası da ayrı bir durumdur. Saf, samimi, meccani bir sevgiden söz ediyorum. Böyle bir şey maalesef yok. Maalesef her olgu dilimize pelesenk olmuş ama olguların onurlu bir eyleminden yani hayata olduğu gibi yansımasından yana zerre emare yok. Aksine birbirimize karşı gizli nefretlerle doluyuz. Birbirimizin kuyusunu kazma da bir numarayız. Hele bir de menfaatlerimiz çakışmaya görsün, o zaman birbirimizin mezar kazıcıları oluruz. Birbirimizi anlamak gibi bir derdimiz var mı? Evet var, maalesef yanlış anlamakta ve böyle anlamak için müthiş bir mücadele vermekte olabildiğince mahiriz. Haddizatında yanlışta anlamıyoruz ama eylemimizi makul göstermek için yanlış anlıyormuşuz ayaklarına yatıyoruz. Her türlü pisliği yapıyoruz, niye deyince de; yanlış anladım yahut anlaşıldım bahanelerine sığınıyoruz. Birbirimizin yüzümüze gülebiliyoruz rahatlıkla ama birbirimizin ardından kuyularımızı da kazabiliyoruz yine aynı rahatlıkla. İşte küçük ve kör noktalar dediğim yerlerde buralardır. Bizler detaylarda kaybediyoruz, dışa yansıyan somut davranışlarımızda değil. Çünkü dışımızda çok şeyi alenen yapamıyoruz, özelde duymadığımız hicabı dışa yönelik davranışlarımızda duyuyoruz ya da duyuyormuş gibi yapıyoruz yani hicap duymalarımızda bile riyakârız. İşte bu küçük gibi görünen ama eyleme geçtiği vakit çok büyük sorunlara, sıkıntılara vesile olan yerlerde kendimizi murakabe edip, tecdide gidebilsek emin olun böylesi bir şeyin toplumsal yaşamı çok farklı boyutlara taşıyacağı muhakkaktır. Çünkü bireyde ki değişim illaki toplum da ki yaşam düzeyini de olumlu yönde tetikleyecektir. Elbette bulunduğumuz raddede böylesi bir tecdidin hemen oluvermesi muhaldir ama başlamak bile başarmanın yarısı değil midir? Ama başlamaya cesaretimiz, başarmaya isteğimiz var mıdır? İşin gerçeği abuk sabuk bir toplumuz, abuk sabuk kişilerden teşekkül etmiş. Bizler yerimizde mıh gibi çakılıp kalacağımızı, yarınların hiç gelmeyeceğini, hayatlarımızın hiç bozulmayacağını ve aynı yerde, aynı muhteşemlikte, aynı şekilde öylece yaşayacağımızı sanıyoruz. Oysa zaman su gibi akıp gitmektedir, şayet başlamaya ve başaramaya cesaret edemezsek yarınlar da büyük kâbuslar görmemiz kaçınılmazdır. İçeriden dışarıya doğru bir tecdit hareketini isticalen başlatmalıyız. Bilakis içinde bulunduğumuz halle var olmamızın ve yarınlara çıkmamızın imkânı yoktur. Laboratuvarlık bir toplumuz gerçekte ama kabullenmekte zorlanıyoruz. Emile Zola doğru söylemiş; ‘’gerçek, ayrıntıları ile bilenler için bir karabasandır.’’ Bu yüzden gerçekten korkuyoruz ve onunla yüzleşmek istemiyoruz ya. Oysa gerçekle yüzleşmeye cesaretimiz olsa, tecdit hamlesini yapmakta sonsuz kolaylaşacaktır. Elbette kendimiz bileceğiz ama kaderimizi de kendimiz çizeceğiz.
 
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
24-07-2021, Saat:08:25 AM
İşte bizim büyük insanlar olmamızın ve oradan da yüce bir topluma vasıl olmamızın önünde ki en büyük handikap küçük ve kör noktalara takılıp kalıp bunun da büyük başarılara giden yolumuzu tıkamasıdır. Çünkü gerçekten çok basit ve küçük düşünüyoruz, bu yüzden de büyük hamleler yapamıyoruz. Alışmışız bir hayata öylece gidiyoruz, yanlış mı yapıyoruz, doğru mu yapıyoruz hiç düşünmüyoruz, sormuyoruz, sorgulamıyoruz. Oysa çok farklı insanlar, çok farklı bir toplum olabiliriz. Birbirimizi yemekten birbirimize yol açamaya, el vermeye ve birlikte yürümeye vakit bulamıyoruz. Kahrolsun ki öyle bir bireyselleşmişiz ki, gözümüz kendimizden başkasını görmüyor, böyle olunca da hep bencil düşünüyoruz ve her şeyi kendimiz için düşünüyoruz. Zira biz buralara yani öznel dünyamıza dikkatimizi verirken arka planda çok büyük değerler, yaşamlar, başarılar bırakıyoruz, hülasa; hayatı tam anlamıyla ıskalıyoruz. Oysa bizim küçük noktalara takılıp kalacak ve orada yaşayacak ne vaktimiz, ne enerjimiz, ne de lüksümüz yoktur ve olamaz da. Ama işte işin içine dünya menfaatleri girince gözlerimiz kararıyor, basiretimiz bağlanıyor, gönüllerimiz etkisiz kalıyor ve birbirimizden nefret ediyoruz, birbirimizin kuyusunu kazıyoruz, birbirimizi anlamamak adına içimizde derin bir mücadele veriyoruz, birbirimizin önüne barikat oluyor, birbirimize yafta vuruyoruz, birbirimizi düşürmek için çabalıyoruz. Ama zevahire bakınca da bizden daha ala Türk kim vardır, Müslüman kim olabilir diye caka satmaktan da geri durmuyoruz. Ya Türklük ve Müslümanlık böyle bir şey ya da bizden ne Türk olur ne de Müslüman, hatta hiçbir halt olmaz, zaten olmuyor da, bocalayıp duruyoruz bataklığın içinde ve pislik içinde yaşıyoruz. Lafla peynir gemisinin yürüyeceğini, yaşadığımız hayatla tarihin tekerleğinin istediğimiz yönde döneceğini sanıyoruz. Bir türlü katalizör olamıyoruz, bilakis sünger olarak kalmaya eyvallah edebiliyoruz. İşin özü bizler laf cambazıyız ve laf insanıyız, bizden bir halt olmaz, olacağı da yok. Hiçbir zaman sözün ve eylemin insanı olamıyoruz. Boş konuşmaya, eylemsiz dua etmeye, ağır abilik yapmaya teşneyiz. Maddeyle itibar kesbedeceğimizi sanıyoruz ahmakça, ne büyük bir ahmaklık. Ama böyle yaparak ne kadar yol kat ettiğimizi ya da kat ettiğimiz yolun bizi nereye ulaştırdığını kim söyleyebilir? Biz akıllanır mıyız? Valla hiç sanmıyorum. Âlem gidiyor Mersin’e biz gidiyoruz tersine. Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur; işte bizim halimiz budur. Bizden gerçekten hiçbir şey olmaz, köle olur ama kabul eden olursa oluruz onu da. Bizlerin büyük insanlar olmaya ne isteğimiz var ne de buna matuf bir çabamız ve böyle bir şeye de sonsuz uzağız. Biz görüntü insanlarıyız, özümüzde hiçbir şey yok. Tabir caizse ve sert olmazsa; giydirilmiş odun kütüklerinden bir gram farkımız yoktur, dışımız görkemli ama içimiz kof! Ve bundan da gayet memnunuz, veyl olsun varlığımıza!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
25-07-2021, Saat:03:18 AM
Biz neyin peşindeyiz? Derdimiz nedir bizim? Bunu gerçekten biliyor muyuz? Biz birbirimizi sevdikte, birbirimize karşı düşmanlığı bıraktıkta, düşmanlar mı gelipte bizi birbirimizden nefret eder hale getirdi, bizi birbirimize düşman kıldı? Düşmanı ve şeytanı suçlamak en kolay yol olsa gerek. Her türlü pisliği yaparız, başımız belaya girer, sonra gideriz tüm suçu düşman dediklerimize hamlederiz, ne iğrenç bir riyakârlık. Çünkü bu yoldan yürüdüğümüz zaman artık tertemiz oluveriyoruz bir anda ve tüm sorumluluklardan kurtulup çıkıyoruz, yunmuş yıkanmış arınmış oluyoruz. Ne zaman insanca yaşadık, sözlerin en güzelini ve en güzel sözleri en güzel şekilde söyledik mi hiç? Şeytan bizi bu hale getirdi öyle mi? Vallahi, sizler, zaten çağırdığım şeye teşne olup çağırır çağırmaz koşup gelmeseydiniz benim size bir şey yapacak halim, gücüm yoktu ama çağırdım ve koşarak geldiniz diyecek olan kimdir? Şeytanı aptal zannediyoruz. Yani kendimizi uyanık sanıyoruz ve herkesi aldatabileceğimizi sanıyoruz. Oysa bir ömür şeytan bizi aldatıyor ama biz onu aldattığımızı sanıyoruz. O kadar sığ yaşıyoruz ki, yaşadığımız sığlıkta boğuluyoruz bir de yani beceriksiziz de aynı zamanda. O kadar aptalız ki, malik olduğumuz dünyalıklarımızla varolma yolunu intihap eyliyoruz. Dünya malları (((servet, şöhret, kuvvet, mevkii vb.))) elimizden çıksa yemin ediyorum hiçiz, sefiliz, zavallıyız, işte şurası da artım diyebileceğimiz hiçbir şeyimiz yoktur. Gerçekten yoktur, zaten dünyayla itibar kesbettiğimizi sanan mallarız. Öyle değil miyiz, ne kadar dünyalığa maliksek o kadar kendimizi insandan saymıyor muyuz ve saydırmaya çalışmıyor muyuz? Dünyalığımız olmasa bizi kim insan yerine koyar? Görüntülerimizle idare ediyoruz işte. Dünya da zaten aynı görüntülerden ibaret olunca, görüntümüz işe yarıyor. Çünkü herkes aynı ise orada herkesin varolduğu aynı şeylerle varolmak en basit ve en ucuz yoldur. Nedenler ve sonuçlar üzerinde hiçte düşünmüyoruz. Vallahi, oturup konuştuğumuz da, her birimiz mutlak suçsuzuz ama bizden gayrısı hiçbir zaman suçsuz olmamışlardır. Yani biz temiziz ama kirli olanların kurbanlarıyız. Oysa bir deşiversek sağlam gibi görülen yerlerimizi, irin fışkıracak, pislik nehir gibi akacak. Akleden bir topluluk değiliz! Akletmeyi seven bir toplulukta değiliz. Biz gerçekten neyiz? Hiçbir halt değiliz. Hiçbir işi beceremeyiz. Hiçbir hayali olmayanlarız. Hiçbir rüyası olmayanlarız. Hiçbir projesi olmayanlarız. Beton gibiyiz, beton ruhluyuz, beton kafalıyız, giydirilmiş odun kütükleriyiz.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
26-07-2021, Saat:10:14 AM
Biz neyimize güveniyoruz, neyimizle övünüyoruz? Gerçekten övünebileceğim, güvenebileceğimiz bir markamız, değerimiz var mı? Bedeviler gibiyiz, cahil bir topluluğuz. Vallahi bedevilerden farkımız yok. Giyimlerimiz, davranışlarımızın çağla mütenasip olması, sahip olduğumuz dünyalıklar bizlerin bedevi olmadığımıza delalet etmez, ki, bedevilikte zaten kalıpla, görüntüyle, dünyalıklarla tanımını bulmuş bir şey değildir. Bedevileşmek, haddizatında özle ilgili bir durumdur yani hal ve tavırlarımızla. Şöyle bakıyorsunuz, servet var, kuvvet var, şöhret var, mevki var ama tam bir bedevi, çünkü henüz öz olarak terakki kaydedememiş, beşerliğin çukurunda debeleniyor, bataklıkta can çekişiyor ama kendisini insan olarak satmayı da gayet iyi becerdiğini sanıyor. Dıştan bakınca görkemli ama giydirilmiş odun kütüğünden farksız. Biz filhakika aptalız ama aptal olduğumuz kadar karşımızdakileri aptal sanacak kadar da aptalız yine. Yani mutlak ve safi aptalız, zır zır cahil gibi. Yahudileşmek nasıl görüntüyle ilgili değilse, Bedevileşmekte görüntüyle ilgili değildir. Biz gerçekten neyimize güvenerek böyle yaşıyoruz? Yoksa bize gizlice sizler kurtulanlardansınız ve size yaşadığınız müddetçe ne bir kötülük erişecek ne de size ateş dokunmayacak mı dendi? Hakikaten böyle bir şey var mı, dendi mi, bizim mi haberimiz yok sadece? Yaptığınız baştan savma ibadetler sizleri cennete ulaştıracak mı dendi? Hakikaten böyle bir inanış içinde miyiz, gerçekten olabilir mi böyle bir şey? Görüntümüz bizi kurtarabilir mi? İnanın böyle bir inanış içinde olmadığımızı sanmıyorum. Böyle düşünüyor olabiliriz ve kuvvetle muhtemel kahir ekseriyetin de böyle düşündüğüne inanıyorum. Hatta gerçekten böyle düşünüyoruz. Merhametle yaşadığımızın farkında değiliz, kimlere merhametin sayesinde merhamete mazhar oluyoruz biliyor muyuz? Gerçekten kimler merhamete seza da, o merhameti hak edenler sayesinde yaşıyoruz, o kişileri merak ediyorum. Oysa adalet iniverse üzerimize, kaçımız ayakta kalabilir? Peki, böylesi bir durum gerçekten fevkalade bir durum mudur? Oysa bilsek, anlasak, hissetsek azaplardan azap beğendirecek bir durumdur! Kim bilir belki, dilsiz, akılsız, günahsız, suçsuz hayvanlara olan merhamet sayesinde ayaktayızdır.
 
EKSTRA:
 
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!

 
Ahhh benim vergilerim!
 
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!

 
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!

 
Bunu yapan pisliklerle aynı havayı soluyoruz ve oy değerimizde aynı maalesef.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...
Çevrimdışı
General
*
4,980
mesajlar
2,268
konular
1,326
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
Dün, Saat:08:12 AM
Oysa uyuduk uyanmadık olacak, yaşadık yaşamadık olacak, şu fani dünyada üç beş günlük bir saltanatımız olacak, dünya mülkü kime ve neye yaradı, yarayacak? Her şey boş, her şey. Hem de bomboş. En büyük zenginlik ve saf özgürlük, sahipsizliktir, dolayısıyla hep birlikte sahip olmaktır. Ne kazanma derdi olacak ne de kaybetme, bu yüzden de stres, sıkıntı, hırs olmayacak. Kendimizi yiyip bitirmeyeceğiz aptalca, bilakis yaşamdan tat almaya bakacağız her durumda. Keşke bunun lezzetini bir idrak edebilsek! O kadar sığız ve sığ bakıp, sığ yaşıyoruz ki, böylesi bir yaşamı öcü gibi algılıyoruz ve hemen amansız muhalefete yöneliyoruz. Bunu idrak edemediğimiz için mevcut halimizin en iyi hal olduğunu sanıyoruz yani asırlarca alıştığımız halimizin. Oysa asırlarca alıştığımız halimiz bize bir şey kazandırmadı ama hep kaybettirdi, fakat farkında değiliz, kendimizi kaybetmişiz de haberimiz yok. Filozofun dediği gibi insan kendisini sessizce kaybedermiş, bizde asırlar içinde sessizce kaybolmuşuz. Kuvvet, kudret, servet, şöhret, makam, mansıp, mevki ve ne varsa dünyaya dair hepsi boş, hepsi muvakkat, hepsi fani, hiçbirisinin hiçbir anlamı ve kıymeti yok. Yemin ederim ki yok ama var sanıyoruz ve var sanmamızla boş şeyler uğrunda sürünürken yok olup gidiyoruz. Ve ne hikmetse sahip olmak için çıldırıyoruz, deliriyoruz, kafayı yiyoruz. Her türlü namussuzluğu, kahpeliği yapmaktan, hile ve desiseye başvurmaktan hazer etmiyor, hicap duymuyoruz. Şerefimizi, namusumuzu dahi peşkeş çekiyoruz alacaklarımız uğrunda. Niye böyleyiz? Kendi ellerimizle kendimizi bağlıyoruz ve tutsak kılıyoruz. Bizi var eden, varlığımızın sigortası olan hürriyetimizden dahi feragat ediyoruz. Ne gereği var beş para etmez şeyler uğrunda kafayı yemeye, oysa hiçbir bağlantın olmadan, yere yapışmadan, kuşlar gibi yaşamak varken, nedir bu esarete tutkunluk? Tüm dünyaya sahip olsak ne olacak? Her şey bizim olsa ne olacak? Devasa bir midemiz mi var, bir milyon insanın midesine girecek olanı bir anda yutacak? Bindiğimiz araba, yaşadığımız şato bizi ölümün elinden çekip alabilecek mi? Ecel gelince zırhın faydası mı olacak? Nedir böylesi bir dünya umuru uğruna düşmanlık etmek, hırs yapmak, nefret duymak, kıskanmak? Nefret ve kinde boğulmak, iftiralar, kıskançlıklar nedendir? Kardeşçe, adil ve eşit olarak yaşamak varken, cömertçe paylaşmak varken, sahip olma hayalleri görmektense hep birlikte sahip olmak mücadelesi vermek varken nedendir bunca nankörlük, bunca kan kusmak, canı pahasına teraküme tevessül etmek? Sahi ne kadarını kendimizle birlikte götürmeyi düşünüyoruz? Birbirimizin elindekine saldırıyoruz, göz dikiyoruz, almak için her türlü hileye başvuruyoruz, mala mülke rezil bir bağlılığımız, inhimakimiz olunca çok mu iyi oluyor her şey? Sonra da aklımız varmış gibi, gönlümüz yüceymiş gibi, insanmışız gibi yeryüzünde dolaşıyoruz! Oysa bizden insan falan olmaz, yemin ediyorum olmaz. İnsan insanın canına kıyar mı? İnsan insanın kuyusunu kazar mı? İnsan insana iftira atar mı? İnsan insanın hakkını yer mi? İnsan sahip olmak için kendinden feragat eder mi? İnsan daha fazla kazanmak ve başkalarına hükmetmek uğruna haydutluk, hırsızlık, gasp yapar mı? İnsan üzerinde yaşadığı toprağı, içinde yüzdüğü denizi, içtiği suyu, soluduğu havayı kirletir mi? İnsan kibirlenir mi, başkalarına tepeden bakar mı? İnsan başka insanların haklarını başkalarına peşkeş çeker mi gücüm var diyerek, var olan gücünü kullanarak? Biz insanız ha? Bizden insan falan olmaz ama ne olur onu da ben söylemeyeyim?
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.

CUMHURİYET-DEVRİM...


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi