You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İnsanlardan toplu helâklerin kaldırılması

İnsanlardan toplu helâklerin kaldırılması

Profesör
İnsanlardan toplu helâklerin kaldırılması
Hemen makâlemizin başında belirtelim ki, nice hikmetlere mebnî, Cennet’ten dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk Peygamber Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan itibâren, bu gezegenimize pekçok Peygamber gönderilmiştir. Bazı coğrafî bölgelere, bazı kavimlere, bazı zaman dilimlerine mahsûs, mevziî peygamberler gönderildiği gibi, âlem-şümûl, cihân-şümûl ya’ni evrensel Peygamber de [ya’nî Sevgili Peygamberimiz de] gönderilmiştir.
Bu peygamberler, insanlara, Allahü teâlânın bütün emir ve yasaklarını, eksiksiz bir sûrette teblîğ etmişler, onlara yaratılış gâyelerini, insanlık, ahlâk, fazîlet, ilim, irfân, adâlet, hakkâniyet, insan hakları ve medeniyeti öğretmişlerdir. Asırlar boyunca Peygamberlere inanan, tâbi ve teslîm olan insanlar, dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamışlar, âhirette de ebedî saâdete kavuşacaklardır.

EBEDÎ SAADETİN YOLU
Cenâb-ı Hak, insanlara çok büyük bir ihsân olarak gönderdiği “Peygamber”leri vâsıtasıyla kullarına ebedî saâdet yollarını göstermiş, kendilerine lâzım olan her şeyi öğretmiştir.
Bu Peygamberlerin hepsinin de hedefi, insanların dünyâda huzûr içerisinde yaşamaları, âhirette de seâdet-i ebediyyeye kavuşmaları olduğu gibi, Peygamberlerin vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâmın da hedefleri bu olmuştur. Ya’nî Allahü teâlânın bütün iyi ve temiz kulları, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, iyi âileler ve iyi cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır.
Cenab-ı Hakk, insanlara muhtâc oldukları her türlü ni’meti de lutfetmiştir. Yüce Allah’ın, kullarına verdiği ni’metleri o kadar çoktur ki, hem de sayılamayacak kadar, ya’nî sonsuzdur. İbrâhîm sûresinin 34. âyetinde bu husûs şöyle ifâde edilmektedir:
“Allah, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın bunca ni’met[ler]ini teker teker saymaya kalkışsanız, sayacak olsanız, onu kısım kısım bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zâlim, çok nankördür.“
Bu konuda, İbrâhîm sûre-i celîlesinin 7. âyet-i kerîmesi çok dikkat çekicidir:
“Düşünün ki, Rabbiniz şunu bildirdi: Andolsun, eğer şükrederseniz, elbette size [ni’met(ler)imi] artırırım ve eğer küfrân-ı ni’mette bulunur, nankörlük ederseniz, haberiniz olsun ki, gerçekten azâbım çok şiddetlidir.”
Nisâ sûresinin 147. âyet-i kerîmesinde ise, meâlen şöyle buyurulmuştur:
“Eğer siz, Allah’ın ni’metlerine şükreder ve îmân ederseniz, Allah size niye azâb etsin? Allah, şükredenlerin mükâfâtını verici, yaptıklarını bilicidir.”
Tekâsür sûresinin 8. âyet-i kerîmesinde de, âhırette, kullara ihsân edilen ni’metlerin hesâbının sorulacağı şu şekilde açıklanmaktadır: “Sonra andolsun, o gün (kıyâmette) ni’metin şükründen muhakkak sorulacaksınız.“

“BİLİNMEK İSTEDİM!..”
Bilindiği gibi, yaratılanların en şereflisi olan insanoğlunun dünyâya gönderiliş gâyesi, Allah’ı bilip tanımak, O’na şükretmek ve kulluk yapmaktır. Kur’ân-ı kerîmde Zâriyât sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde: “Ben, cinnîleri ve insanları ancak (beni bilsinler, tanısınlar ve) bana kulluk etsinler diye yarattım” buyurulmaktadır.
Bu husûs, büyük Türk müfessiri, muhaddisi ve mutasavvıfı İsmâîl Hakkı Bursevî’nin “Kenz-i Mahfî“ isimli eserinde yazdığı bir hadîs-i kudsîde ise: “Ben gizli bir hazîne idim; bilinmek istedim, bunun üzerine mahlûkâtı yarattım“ şeklinde ifâde edilmektedir.
Hayât ve ölümün yaratılmasında da imtihân maksadı vardır. Nitekim Mülk sûresinin 2. âyet-i kerîmesinde Allahü teâlâ: “Amelce hanginiz daha güzeldir diye sizi imtihân etmek için hem ölümü, hem de hayâtı yaratan O’dur. O, azîzdir (her şeye gâliptir), gafûrdur (çok bağışlayandır)” buyurmuştur.
Bakara sûresinin 155. âyet-i kerîmesinde de bu imtihân gâyesi şöyle açıklanır:
“(Ey mü’minler, itâatkârı âsî olandan ayırt etmek için) and olsun, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsûllerden yana eksiltme ile imtihân edeceğiz. (Ey habîbim), sabredenlere (lütûf ve ihsânlarımı) müjdele.”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İnsanlardan toplu helâklerin kaldırılması
Geçmişteki insanlık târihine, özellikle Peygamberler târihine bir göz atılacak olursa, muhtelif kavimlerin başlarına gelen hâdiseler olarak şunlar görülür:
Ankebût sûresinin 39-40. âyet-i kerîmelerinde buyurulmuştur ki:
“Kârûn’u da, Fir’avun’u da, (onun vezîri) Hâmân’ı da helâk ettik. Gerçekten Mûsâ, onlara apaçık delîller getirmişti de, onlar yeryüzünde kibirlenip başkaldırmışlardı (îmân etmediler). Halbuki (azâptan) kurtulacak değillerdi. Biz de, her birini günâh[lar]ıyla yakaladık. Kiminin üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Kimini korkunç gürültü yakalayıverdi. Kimini yere batırdık. Kimini de suda boğduk. [Lût aleyhisselâmın kavmi taş yağmuruna tutuldu; Şuayb aleyhisselâm ile Sâlih aleyhisselâmın kavimleri korkunç gürültü ile helâk edildi; Kârûn ve beraberindekiler yere geçirildi; Firavun ve kavmi suda boğuldu.] Allah onlara zulmetmiyordu; fakat onlar kendi nefislerine zulmediyordu.”
En’âm sûresinin 65. âyet-i kerîmesinde de şöyle buyurulmaktadır:
“De ki; Allah size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azâb göndermeye yahut sizi birbirinize katıp bazılarınıza diğerlerinizin acısını tattırmaya da kâdirdir. Bak onlar anlasınlar diye âyetleri nasıl açıklıyoruz?”
İmam Suyûti’nin “Keşfü’s-Salsale an Vasfi’z-Zelzele” isimli eserinde, bu âyet-i kerîme açıklanırken, “ayakları altından gönderilecek azâb“ın “zelzele” olduğu beyân edilmektedir.
Makâlemizin burasında şunu belirtelim ki:
Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek te’sîr, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabîat kuvvetleri, fizik, kimyâ ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lâzımdır.

HANGİ DERSLERİ ALMALIYIZ?
Allahü teâlânın “Cemâl” sıfatının yanında, “Celâl” sıfatı da mevcuttur. İnsanlara karşı, zaman zaman ba’zı îkâzları olabilir. Bunlar aslında, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına olan merhametinden, acımasından ve onların âhirette ebedî saâdete kavuşmalarını istemesinden dolayıdır.
Bilindiği üzere, târih boyunca, Allah’ın Peygamberlerini ve kitaplarını inkâr eden, çeşitli ni’metlerine nankörlük eden kavimler, muhtelif şekillerde helâk edilmişlerdir. Fakat, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimizin yüzü suyu hürmetine, O’nun ümmetinden toplu helâkler kaldırılmıştır... Biz, bunları belirttikten sonra, önemli bir konuya daha temâs etmek istiyoruz:
Bir şâir diyor ki:
“Ne kahrı dest-i a’dâdan, ne lutfu âşinâdan bil,/Umûrun Hakk’a tefvîz et, Cenâb-ı Kibriyâ’dan bil.”
Ya’ni kahrı düşmân elinden, lutfu da dost elinden bilme. İşlerini Cenâb-ı Hakk’a ısmarla, olanları O’ndan bil.
Başka bir beyit de şöyledir:
“Hakk’a tefvîz-i umûr et, ne elem çek, ne keder,/Elbette zuhûra gelir, ne ise hükm-i kader.”
Ya’nî, işleri Cenâb-ı Hakk’a havâle et, elem ve keder çekme. Kaderde ne yazılmışsa, elbette o meydâna gelecektir.
Burada hemen, mü’min olmak için inanılması gereken “Âmentü” esâslarındaki “Îmânın 6 şartı”ndan “kader”e ya’ni hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmak konusuna, bir nebze de olsa, temâs etmemiz uygun olacaktır.
Kitaplarda: “Hayır ve şer, olmuş ve olacak şeylerin cümlesinin, Allahü azîmüşşân’ın takdîri ile ya’nî ezelde bilmesi, dilemesi, levh-i mahfûza yazması ve vakitleri gelince yaratmasıyla olduğuna inandım, îmân eyledim, kalbimde aslâ şek ve şüphe yoktur” demek lâzım geldiği belirtilmektedir.
Burada bir noktayı daha nazar-ı dikkatten uzak tutmamak lâzımdır. O da Erzurumlu İbrâhîm Hakkî hazretlerinin bir sözüdür:
“Hak şerleri hayr eyler, zannetme ki gayr eyler, ârif ânı seyr eyler,/Mevlâ görelim neyler, neylerse, güzel eyler.”
Bilindiği gibi, Allahü teâlâ, insanları çeşitli şekillerde imtihâna tâbi tutmakta, ba’zen belâ ve musîbetler vererek onları îkâz etmekte, ba’zen de sabırlarını ölçmekte, sıkıntı hallerinde de şükredip etmeyeceklerini denemektedir...


Ramazan AYVALLI
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.