Misket yazmıştım. Sıra sıra dizerdik. Elimize bir tane alırdık. Diğer misketleri vurmaya çalışırdık. Hangi misketi vurabilirsek o bizimdi. Kimisi bir vuruşta beş altı tane, ben vursam birkaç tane... Kızdım ya, ben yeteneksizdim. Narindi ellerim, sert vuramazdım. Atışlarım hep zayıftı.
Peki ya şimdi. Durum aynı. Ben değişmedim. Bana hoyratça vurmadılar belki. Peki ya başkası? Acımasızdılar, kimin kırılacağı, üzüleceği umurlarında mı? Kendi çıkarlarını düşünüyorlar, kendilerini üstün görüyorlar. Oyundaki misketler gibi. İsabet etti mi diğerlerini vurup geçiyordu. Ne kadar acımasızdı dimi?
Sevgi kavramını, kavrayamamış insan. İnsanlara hayvan gözüyle bakıyor, hayvana nasıl hoyratça davranılır ya, insana da aynı muameler. Oysa ikisi de canlı!
Rabbim sevmiş ki yaratmış, bizi yaratmayı istemiş ki yaratmış. Biz kıymetini bilememişiz. Rabbim bizleri sevdiği için yaratırken, biz neden sevgisisiz? çünkü, biz insanız! Nankörüz! Kıymet nedir bilmeyiz. Olayımız üstün olmak. Yoksa rezil rüsvayız! Başkaları bana özenmeli, benim gibi olmalı! Ne haddine, o kızın o kıyafeti giymesi? Ben de daha güzel duruyor! Ah seni bencil, seni nankör!
Dert dinlemez olmuşuz. 'Ne anlatıp duruyorsun, benim derdim başımı aşmış. Hadi git başkasına anlat bu safsataları!' Sen anlatmalısın dimi, çünkü sadece seninkisi dert! Ah seni bencil, seni nankör!
İnsanlar düşkün, insanlar aç! Bizim kendini beğenmiş de bulmuş güzelim evi, önünde çeşit çeşit yemekler... Beğenmiyor! Bu ev bana dar, bu yemekler güzel değil! Ulan şükretsene, dışardakileri düşünsene, bir el atsana! Ah seni bencil, seni nankör!
Üç nokta koyuyorum bu yazıya. Ne üç nokta on on beş! Ah azizim az kaldı. Sonsuz nokta lazım bu yazıya. İnsan ya, kim bilir daha neler neler!
Ya Rabbi beni onunla beraber affet!
