–Dostum, hidayetten değil, kişilikten söz ederken söyledik onu. Hatta ahlak bile değil konu. Kişiliğimiz ve psikolojimiz beynimizin biyolojisinde yıllar içiresinde inşa oluyor. 25 yaşına kadar ana kurulum büyük ölçüde bitiyor. İçine kapanık mı, sosyal mi, konuşkan mı, suskun mu, görsel mi, işitsel mi her ne olacaksan oluyorsun. Ondan sonrası ahlak, dünya görüşü, bunlar başka şeyler.
Çelişkili yaşayan kişi belli bir kişilik geliştiremez, çok kişilikli olur. Kişiliğin gelişimine gelince... Belli yönde tekrarlanan tutarlı davranışlar alışkanlık halini alır ve alışkanlıklar beyinde ana nörotik yapılar halinde organize olur. Her alışkanlığın beyinde biyolojik/nörotik bir karşılığı vardır. Beyni kaldırıp yerine yenisini koyamadığımız sürece o beyinden o kişilik tekrarlanacaktır.
Tabii ki insan azimli çabalarla zayıf yönlerini alternatif yollarla denetim altına alabilir; ama bu yönlerini kökten yok edemez. Kırılan bir kemik yerine ne kadar sağlam kaynarsa, kazanılmış bir alışkanlıktan da ancak o kadar kurtulabiliriz.
Diyelim ki bir insan yalan söylemeye alışmıştır ve beyni o yönde bağlantılar geliştirmiştir. Bu eğilimini denetim altına alıp kendini dürüstlükte sınırlamayı öğrenebilir. Yine de bu zayıf damarına karşı ömür boyu dikkatli davranması gerekir. Huylar üzerinde böyle rötüşler, denetimler, düzeltmeler mümkündür, vakidir ve zaten imtihan ve cennete hazırlık için imtihanlarla eğitilme süreci budur.
Ancak insanın ana özellikleri denetim altına alınsa da değişmez. Mesela içine kapanık mı, sosyal mi, konuşkan mı? Beyin nasıl yapılanmışsa ana hatlarıyla öyle sürer.
Bunun istisnası beyin tahribatında ortaya çıkar: İlerleyen yıllarda beyin alkol, uyuşturucu, kafa travması, uzun süreli stres veya Alzheimer gibi nedenlerle tahrip olursa beyin sistemi bozulur. İnsan düşüncelerine ve duygularına hakim olamaz, öfkeli, telaşlı, takıntılı düşüncesiz veya sorumsuz bir tavır geliştirir ve böylece kişiliği değişmiş olur. Muhammed Bozdağ