You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İnsan önce kendini sever!

İnsan önce kendini sever!

Profesör
İnsan önce kendini sever!
İslam büyüklerinin üzerinde çok durdukları konulardan biri de sevgi konusudur. Gerçek sevgi, sevginin kaynağı, sevginin çeşitleri, sebepleri üzerine çok yazılar, kitaplar yazmışlardır.
İmam-ı Gazali hazretleri insanın neyi, niçin sevdiğini şöyle izah etmektedir: İnsanın birinci olarak ilk sevdiği şey kendisidir. İnsan varlığının devamını sever. Ölümü sevmez. Bunu sadece ölümden sonraki korku ve azabdan değil, ölümünün zorluklarından sakındığı için de değil, elemsiz, aniden öldürülse, sevapsız ve ikapsız öldürülse yine ölümü istemez.
Varlığın devamı sevimli olunca, varlığın kemâli de sevimli olur; zira eksiklik, kemâli engeller. İnsan, helâk ve yokluk, sıfatlarda ve vücudun kemâlinde nefret edilen bir şeydir; varlık esasının devamının güzel olduğu gibi, kemâl sıfatının varlığı da güzeldir.
İnsan zatından sonra azalarını, sonra malını, evladını, ailesini ve dostlarını sever. Organlarının sağlam olmasını istemesi de kendisini sevmesindendir. Bu bakımdan azalar sevimlidir. Selâmetli olmaları da sevimlidir. Çünkü varlığın kemâl ve devamı azaların sağlamlığına bağlıdır. Mal sevimlidir, çünkü mal da varlık ve kemâlin devamında alettir. Diğer sebepler de böyledir.
İnsan, bu şeyleri var olmalarından dolayı değil, kendisinin varlık ve kemâlinin bunlara bağlı olduğundan dolayı sever. Hatta insan çocuğundan bir fayda görmediği, onun için meşakkatlere girdiği halde onu sever. Çünkü o yok olduktan sonra çocuk, kendisinin halefi olur. Bu bakımdan çocuğun yaşamasında bir nevi kendisinin devamı vardır.
İşte nefsinin kalıcı olmasını sevdiğinden dolayı yerine geçecek olan bir kimsenin kalıcı olmasını sever. Sanki o, onun bir parçasıdır. Akrabalarını ve ailesini sevmesi de nefsinin kemâlini sevmesine dönüşür. Çünkü o, nefsini onlarla çok, onlar sebebiyle kuvvetli ve onların kemâliyle güzelleşmiş görür; zira aşiret, mal ve haricî sebepler insanı kemâle doğru götüren kanat gibidir. Öyleyse ilk sevilen şey, her dirinin yanında kendisinin zati ve zatının kemâli ve kendisinin hayatta kalmasını sağlayan şeylerdir.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İnsan önce kendini sever!
İyilik eden sevilir...
İmam-ı Gazali hazretleri, insan kendisinden sonra, kendisine ihsanda bulunanları sever, buyuruyor. Zira insan, ihsanın kulcağızıdır. Kalpler kendilerine ihsan edeni sevmek üzere, kendilerine kötülük yapandan da nefret etmek üzere yaratılmıştır. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ya Rabbi, facir (fasık, kâfir) bir kimsenin iyiliğini boynumda bırakma ki kalbim onu sevmiş olmasın!”
Bu hadîs-i şerif işaret eder ki kalbin iyilik yapanı sevmesi zorunludur. Defetmesi güç yetmez bir durumdur. Bu bir tabiat ve fıtrattır. Bunu değiştirmeye yol yoktur. Bu sebepten ötürü insan bazen akrabası olmayan ve ilişkisi bulunmayan bir yabancıyı sever. Bu tetkik edilirse, birinci sebebe dönüştüğü görülür; zira ihsan eden odur ki mal, yardım ve varlığın devamına erdiren sebeplerle imdada yetişir. Böylece dolaylı olarak onun hayatta kalmasına ve rahat etmesine yardımcı olmuş olur.
Fakat bu doğrudan bir yardım olmadığı için bunu sevmesi kendi zatını ve organlarını sevmesi gibi olamaz. Çünkü, insanların azaları vücudunun kemâlinde rol oynadığından dolayı sevilir, kişinin hayatta kalması için desteğin bizzat kendileridir. İhsan eden bir kimse ise, o istenilen desteğin bizzat kendisi değildir. Ancak onun sebebidir. Örneğin, azaların sağlığının devamlılığında sebep olan doktor gibi. Bu bakımdan sağlıklı olmanın sevgisi ile sağlık sebebi olan doktorun sevgisi arasında fark vardır. İlki arzu edilen şeyin bizzat kendisi, diğeri ise buna sebep olandır.
İnsanın kendisine ilim öğreten hocasını sevmesi de böyledir. Çünkü esas olan ilimdir, hoca ise, güzel olan ilmin sebebi olduğu için sevilir. Yemek, içmek, para da sevilir. Fakat yemek arzu edilen şeyin bizzat kendisi, para ise yemeğin vesilesi oldukları için sevilir.
Bu bakımdan kim ihsan ettiğinden dolayı ihsan edeni severse, o hakikatte ihsan edenin zatını, kendisini sevmiş değildir. Aksine ihsanını sevmiştir. İhsan ise, ihsan sahibinin verdiğidir. Eğer ihsan ortadan kalkarsa, sevgi de kalkar. İhsan, sahibine sevgi ihsan etmesinin devamına bağlıdır. Eğer eksilirse, sevgi eksilir, artarsa artar. İhsan ve ihsanın artış ve eksikliği nispetinde artış ve eksiklik meydana gelir...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İnsan önce kendini sever!
Her sevmeden nefis pay alır!

İmam-ı Gazali hazretleri, üçüncü olarak insanın güzel olan şeyi sevmesidir. O şeyin kendisinde bir güzellik görüp bundan dolayı onu sevmesidir, buyurur. Buna güzellik sevgisi diyebiliriz. Güzelliği idrâk edenin nezdinde sevilir. Bu da güzelliğin bizzat kendisi içindir. Çünkü güzelliği idrâk etmekte zevkin bizzat kendisi vardır. O, başkası için değil zatı için sevilir.
Zannedilmesin ki güzel suretlerin sevgisi, ancak onlarla şehvetin bertaraf edilmesi için düşünülebilir; zira şehvetin bertaraf edilmesi başka bir zevktir. Bazen güzel suretler onun için sevilir. Güzelliğin bizzat kendisini idrâk etmek ise başka bir lezzettir! Bu bakımdan güzelliğin sevilmesi insanın tabiatında vardır. Bu inkâr edilemez.
Mesela, yeşillik ve akarsu sevilir. Bu, suyun içildiği, yeşilliğin yenildiği için olmaz. Veya sudan ve yeşillikten başka bir fayda elde etmek için de sevmez. Yeşillik ve akarsu, Resulullah efendimizin hoşuna giderdi. Sağlam tabiatlı kimseler ışığa, çiçeklere, rengârenk kuşlara, şekli benekleri uygun olan hayvanlara bakmaktan lezzet alır.
Hatta insanoğlu bu şeylere bakmakla üzüntü ve gamdan kurtulur. Bu da bakıştan ışığa bir faydanın oluşundan kaynaklanmaz. İşte bu sebepler lezzet verirler. Her lezzet veren şey sevilir. Her güzelliğin idrâk edilmesi lezzetten uzak değildir. Güzelliğin tabiaten güzel olduğunu inkâr eden hiç kimse yoktur.
Bu üç çeşit sevgide de, kişinin kendisini, nefsini sevmesine yol vardır. Bu da, “Kalplerinde hastalık vardır” mealindeki ayet-i kerimede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olmaktandır.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kalbin hastalığı, Hak tealadan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Yani, kendisine, nefsine bağlanmasıdır. Çünkü herkes, her şeyi kendi için ister. Çocuğunu sevmesi, kendini sevdiği içindir. Malı, mevkiyi, rütbeyi hep kendi için ister. Onun mabudu, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmaktadır. Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadıkça, insanın kurtulması çok güç olur...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İnsan önce kendini sever!
Sevilmeye tek layık olan...

İmâm-ı Gazali hazretleri, insanın sevdiği şeylerin hepsinin yaratanı, onlara o güzelliği, sevimliliği verenin Allahü teala olduğu için, hakiki sevgiye, sevilmeye tek layık olan O’dur, buyurmaktadır. Sonra bunu şöyle izah etmektedir:
Bunu düşünmeden, bunun şuuruna varmadan başkasını seven bir kimsenin sevgisi cehaletinden ve Allahü tealayı tanımamaktaki eksikliğinden ileri gelir.
Resulullahı sevmenin kaynağı Allah sevgisidir. Âlimleri ve velileri sevmenin kaynağı da böyledir. Çünkü sevenin sevdiği de sevilir. Dost güzel olduğu gibi dostun dostu da güzeldir.
Bu bakımdan hakîkatte, basiret sahipleri nezdinde Allah’tan başka sevilen ve sevgiye müstahak olan yoktur.
Çünkü, Allah’tan başka varlıklar vehim ve hayaldir ve tam bir mecazdır. Asla hakikati yoktur. İnsan kendi nefsini, geleceğini, kemâlini ve varlığının devamını sever; bunu sağlayacak tek güç Allahü tealadır. Bunun için, insan arzularına kavuşmak için O’nu sevmeye mecburdur. Çünkü, kesinlikle varlığının kendi zatından olmadığını bilir. Zatının varlığını, varlığının devamını ve varlığının kemâlini sadece Allah’tan olduğunu bilir. Bu bakımdan kulu yoktan var eden, hayatta bırakan ve onun kemâl sıfatlarını yaratmak suretiyle varlığını ikmâl eden ve buna götüren sebepleri yaratan sebepleri kullanma imkanını yaratan ancak Allah’tır.
Kul, kendinden, zatından gelen bir varlığa sahip değildir. Aksine kul eğer Allah kendisine lütfetmezse tam bir hiçtir. Eğer hayatta bırakmak suretiyle Allah’ın onun üzerindeki ihsanı olmazsa, hiçbir şey değildir.
Varlığını kendi kendine sürdüren, nefsiyle kâim olan hiçbir şey yoktur. Sadece Hayy ve Kayyum olan Allah, öyle Allah ki zatıyla kâim olduğu gibi yarattıkları da onunla kâimdir. İnsan, varlığının başkasına sebep olan ana babasını nasıl severse, ister istemez onları ve kendisini yaratan ve devam ettiren Cenab-ı hakkı da sevmek zorundadır.
Hasan-ı Basrî hazretleri şöyle demiştir: “Rabbini tanıyan bir kimse, O’nu sever. Dünyayı tanıyan dünyada zâhid olur. İnsanın kendi nefsini sevip de nefsinin varlığı kendisine bağlı bulunan Rabbini sevmemesi nasıl düşünülebilir?!.”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.