Erol GÖKA
“Otantik olmak”tan kastettiğimiz halislik, hasbilik ve sahiciliktir. Ne zaman geleceği meçhul ama kaçınılmaz olan ölümü aklında tutan, ona hazırlanandır otantik insan.
Hepimizin bildiği Nasreddin Hoca fıkralarındandır: Hoca kadı olarak görev yapmaktadır. Duruşmada davacı öyle ikna edici konuşur ki Hoca “Haklısın” demek zorunda kalır. Zabıt kâtibi, davacıdan sonra davalıyı içeri alır. Hoca, davalının etkileyici ve güzel konuşmasıyla adeta kendinden geçer, adam hikâyesini bitirir bitirmez “Haklısın” der. Zabıt kâtibi itiraz eder: “Muhterem kadı, ikisi de haklı olamaz!” “Sen de haklısın” der Nasreddin Hoca.
Bu fıkrada yalnızca mahkemede değil, her durumda herkesin kendini haklı gören bir haletiruhiye içinde yaşadığı anlatılmaya çalışılır ve yüzlerce yıl evvelden pragmatizm felsefesinin sonuçları öncelenir aslında. Sahiden de hepimiz her düşüncemizde, yaptığımız her işte kendimizi haklı görüyoruz, başka türlü olsaydı adım bile atmaya mecal bulmazdık. Herkesin kendine göre bir yaşama tarzı var; itiraf etmesek de içten içe hepimiz en doğru hayatın kendimizinki olduğuna inanıyoruz. Arada, yoksul olup da zenginlere özenenlerimizle, “Ah keşke imkân olsaydı da ben de okusaydım” diye okumuşlara serzenişte bulunan okumamışlarımıza, yöneticilere, güç sahiplerine tamah eden, onlardan yardım isteyen çaresizlerimizle derinlemesine bir görüşme yapma fırsatı bulsaydınız, onların da en iyi hayatı kendilerinin sürdürdükleri fikrinde olduklarını görürdünüz.
“İyi hayat nedir?”, bizim ezeli ve ebedi sorularımızdan biridir; kâh hayatın anlamını kâh iyi hayatı merak eder dururuz. Birine verdiğimiz cevabı, diğer sorunun kopyası olarak kullandığımız da çok olur. Ama şurası bir gerçek ki; bir sızlanma ve feryat konumunda değilsek, kimselere hatta kendimize bile söyleyemesek de iki soruya da şöyle veya böyle bir cevabımız vardır. Uzun zamandan beri ilahiyatçılar, felsefeciler ve biz psikoloji profesyonelleri, “otantik olmak” başlığı altında, yolların sonunda iyi hayat sorununa çıktığı değişik fikirler üretmeye çalışıyoruz. “Otantik olmak” konusunda yazılanlardan, tartışmalardan çıkardığımız kendi düşüncelerimizi burada aktarmaya çalışalım.
“Otantik olmak”tan kastettiğimiz halislik, hasbilik, sahicilik. İnsanın, yeryüzünde kendisinden başka bir tane daha olmadığını, bu biricik oluşun ona kendisi olma sorumluluğu yüklediğini bilmektir hasbi, sahici olmak, halis bir hayat sürmek. Biricikliğini fark eden insanın varoluşuyla yüzleşmekten kaçınmadığı, kendi kendinin farkında olarak yaşamayı seçtiği tarza “otantik olma” diyoruz. “Otantik bir insan” dediğimizde hayatı, insan olarak biricikliğini, var olmanın ona yüklediği tüm çelişki ve çatışmaları kabul ederek, yani değiştiremeyeceği kaderine rıza göstererek, onların beraberlerinde getirdiği endişeye katlanarak, insan olma potansiyellerine en uygun biçimde, kimseyi taklit etmeden, kimseye yaranmadan, cesaret, azim ve kararlılıkla yaşamayı göze alabilen kimseleri anlatmaya çalışıyoruz. Ne zaman geleceği meçhul ama kaçınılmaz olan ölümü aklında tutan, ona hazırlanan otantik insan, fanilik bilinci sayesinde, önemsiz meşguliyetlerden uzak durmayı başarabilir. Yapılması gerekenleri uygun zamanda yapar, gereksiz ertelemelerden kurtulur; hayatına derinlik ve lezzet katar. Otantik kimse, hayatı ve dünyayı anlamış, kendisini kendi seçtiği görev ve sorumluluklara, kendi belirlediği ideallere adamış, varoluşundan razı, olgun bir insandır.
Bazı özelliklerini daha öne çıkarmamız sizi yanıltmasın, dik başlı, bencil, kimseyle uzlaşmayan biri değildir otantik insan. İlişkilerine de azami ölçüde özen gösterir. Kendini, nefsini daha iyi tanıyan otantik insan, bunu asla bencillik şekline dönüştürmez, tam tersine, toplumsal sorumluluklarının daha çok farkına varır. Bilinçli tercihinin sonucunda ömrünü neye vereceğini bilen insan, hem yaşadığı anın hem hayatın karşısına çıkardığı insanların değerini bilir
erol göka