Hamd Alemlerin Rabbine, salat ve selam onun Resulünün, ashabının ve onların yollarını sürdürenlerin üzerine olsun…
Bu dersimizde Eşref-i Mahlukat, yani yaratılmışların en şereflisi olan insanı anlatmaya yada tanıtmaya çalışacağız inşaallah.
İslam, insanın kendisini tanımasını özellikle ister. Bunun amacı, onun yaratılmışlar dünyasındaki yerini ve zamanını, üstlenmesi gereken rolünü ortaya koyup bunun bilincine varmasını sağlamaktır. Kur-an’nın insan üzerinde bunca durmasının nedeni de budur. Bu tanıma ve anlamadan amaç, insanın layık olduğu yüce makama kendi gayreti ve imkanlarıyla ulaşmasını sağlamaktır.
Kur-an, insanın kendi özünü tanımasını ister. Bu özden amaç, nüfus kaydındaki isim, ana baba adı, doğum yeri, milliyeti, evli ya da bekar olduğu değildir. Bu öz, ilahi ruh diye adlandırılan şeydir. Bu özü tanımakla insan, şeref, ululuk ve yücelik hisseder ve aşağılık olmaktan kurtulur. Kendi büyüklüğünü ve „Ahseni Takvim“ üzere yaratıldığını anlar.
Kur-an insanın seçilmiş olduğundan bahseder. Bu bahisten kasıt şudur, yani insana der ki; „Sen, atomların tesadüfen bir araya gelmesiyle, tesadüfi olayların yarattığı, tesadüfi bir yaratık değilsin. Bilakis sen seçilmiş, tercih edilmiş ve halife olarak yaratılmış bir yaratıksın. Bu nedenledir ki, sorumluluğun vardır. Sen bu sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorundasın.“
Şüphe yok ki yeryüzünün en zeki ve en güçlü yaratığı insandır. Eğer yeryüzü ve üzerindekileri bir belde olarak kabul edersek, tabiri caiz ise insanda o beldenin belediye reisi mesabesindedir. Fakat, burada şuna dikkat etmemiz gerekir. Bu reis seçilmiş mi ? Yoksa beldeyi zorbalıkla mı ele geçirmiştir ?
İşte islamla beşeri felsefeleri veya ideolojileri birbirinden ayıran ve iki zıt kutup haline getiren birinci neden bu soruda gizlidir. Çünkü, beşeri yada maddeci felsefeler insanın hakimiyet gücünün, kendi öz gücünden ve kuvvetinden kaynaklandığını kabul eder. İnsanın, bir tesadüf sonucu güç sahibi olduğunu iddia eder. Bundan dolayı insanın hiç bir şekilde mesuliyet ve risalet gibi bir derdinin olamayacağını kabul eder. Oysa islam açısından insan, yetki ve layık oluşu nedeniyle yeryüzünün seçilmiş reisidir. Güç ve zorbalıkla bu yere sahip olmuş değildir. Varlığın en yetkili makamı olan yaratan Allah’ın seçtiği ve Kur-an’i tabirle, “Tercih” ettiği bir yaratıktır insan. Bu nedenledir ki, tüm seçilenlerde olduğu gibi risalet ve sorumluluğu vardır. Sorumluluk, Allah’u Tealanın verdiklerinden dolayı, O’na karşı olan sorumluluktur.
İnsanın seçkin bir yaratık olduğunu anlaması, kendisinin yaratılmışlar aleminde gerçek yerinin ne olduğunu anlamasıdır. Sadece saf toprak olmayıp, ilahi ruhtan bir parça taşıdığını bilmesidir. İlahi emaneti üstlendiğini bilmesi, zorbalık kuramayacağını ve herşeyi kendine sahiplenmemesini kavramasıdır.
Kur-an’nın insanın yaradılışı, yaşamı ve sorumluluğuyla ilgili bakış açısından örnekler vermeden önce, bu konuda beşeri ideolojiler ne söylemiş ya da ne yapmış ona bir bakalım.
Bir kere ilk çağlardan günümüze kadar, genel anlamda bilimin konusu hep insan olmuştur. Yani bilim ya hep insan için birşeyler yapmaya çalışmış, ya da insanın bir yönünü ele alarak inceleme yapmıştır.
Bu anlamda insanın gerek yapısıyla gerekse, yaratılışıyla ilgili bir takım tanımlar ortaya konulmuştur. Mesela; Yunan filozofları insanı tanımlarken; “Düşünen hayvan” demişler. Ya da evrim teorisiyle insanın atasının hayvan olduğu, evrimle yani değişim geçirerek bu hale geldiğini ortaya atmışlardır.
Ayrıca ilim yada bilim dallarına bakıldığında, genellikle konusunun insan olduğu görülmektedir. Mesela Anatomi ilmi insanın yapısıyla, Psikoloji ilmi onun psikolojisiyle, Sosyoloji insanın oluşturduğu toplumla ilgilenmiştir. Yani her ilim dalı insanın bir yönünü yada bir özelliğini konu almıştır.
Oysa Kur-an insanı bir bütün olarak ele almış, hiçbir yönünü diğerinden ayırmadan, ihmal etmeden, bunların her biri için özel bir eğitim metodu getirmiştir. Yani islami talimatlar, bu ilahi ve mukaddes okulun, cismi ve ruhi, maddi ve manevi, düşünce ve hissi, kişisel ve sosyal yönleriyle insanın tüm boyutlarına önem vererek derinlemesine eğildiğini göstermiştir.
Kur-an önce insanın yaratılışını anlatmıştır: “Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargahta nutfe haline getirdik. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratılışla insan haline getirdik. Yapıp-yapanların en güzeli Allah pek yücedir. Sonra, muhakak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz” (Müminun 12-16)
Daha sonra ise fertten başlayarak, topluma geçişin basamağı olan aileyi, toplumu ve kavimleri anlatmıştır. Bunları anlatırken iyinin ve kötünün tanımını yapmış ve yollarını göstermiştir. Yani Ahsen-i Takvim üzere yaratılan insana, Ahsen-i Takvimin kıymetini nasıl bilineceğini, aksi takdirde Esfele Safiline düşüleceğini bildirmiştir.
Yine Kur-an insanın, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu ve bu yüzden büyük bir sorumluluğu olduğunu anlatmıştır: “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzap 72) Bu şekilde insana akıl, ilim ve iradeyle, beden ve ruhtan ibaret olma bir varlık olduğunu ve bundan dolayı yaratılışının bir gayesi olduğunu belirtir.
Kur-an insanı, bedeni olarak maddi tarafını, ruhi yönüyle de maneviyatını eşit tutacak bir yaşantı içerisinde olması gerektiğini anlatır.
Yine Kur-an da sosyal açıdan ise, insanın ailesi ile olan ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini, toplumdaki hal ve hareketini, ebeveynleri ile olan münasebetini, toplum içindeki değişik kesimlere, mesela zalimlere yada mazlumlara karşı tutumlarını örneklerle izah edilmiştir.
Kısacası Kur-an, ilk emir olan “Oku” emriyle muhatap aldığı insana “Bu gün sizin dininizi kemale erdirdim...” (Maide 3) ifadesi olan son ayetine kadar sürekli, insanı, insana anlatmış yada tanıtmıştır.
Kur-an’daki bu anlatımı yada tanıtımı sıralayacak olursak;
1. İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. “Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi…” (Bakara 30)
2. İnsan, yaratılmışların en fazla bilenidir. “ Allah Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi. Melekler: Ya Rab, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bildiğimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan sensin, dediler. (Bunun üzerine) Ey Adem, eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca:…” (Bakara 31-33)
3. İnsan Allah’ı tanıma, O’nun Rabliğini bilme yaratılışına sahiptir. “Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahid tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahid olduk dediler.“ (Araf 172)
4. İnsanın yaratılışında, maddi unsurlara ilaveten ilahi ve manevi unsurlarda vardır. “O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonra onun zürriyetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz.” (Secde 7-9)
5. İnsanın yaratılışı tesadüfi değildir, bilakis seçilmiştir.”Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.” ((Taha 122)
6. İnsan manevi rahatsızlık duyabilecek bir yaratılıştadır. Bu rahatsızlığı gidermenin yolu ise Allah’ı anmaktır. “Bunlar, imam edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sukünete erenlerdir. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad 28)
7. Yeryüzünün nimetleri insan için yaratılmıştır. “ O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara 29)
8. O sadece kulluk için yaratılmıştır. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)
Son olarak bir alimin dediği gibi; “İnsan tabiat ağacının meyvesidir. Bizim için mevcut olan tüm imkanlar, bu dünya da mevcuttur. İyi olmamız bu dünyada mümkündür. Kötü ve daha kötü olmakta bu dünyada mümkündür. Biz bu dünyada olduğumuz müddetçe tabiat ağacının meyvesiyiz. Bu tabiat ağacının üzerinde olduğumuz sürece tüm imkanlara sahibiz. Eğer ibadet edersek ( yada Kur-an’ı anlarsak) yetişmekte olan bir meyve gibi olgunlaşırız. Eğer günah işlersek, afete uğramış bir meyve gibi bedbaht oluruz. Tevbe (etmek te) de bu imkanlardan biridir.” diyoruz.
Allah bizleri Kur-an’ı anlayan ve Kur-an’ın tarif ettiği insan tarifine uyanlardan eylesin inşaallah…
İrşad Ormaktır Muradimiz...Makam Şan Şöhret deil amacımız