Gıybet, Hucurat Suresi 12. ayetinde açıkça ifade edildiği gibi müminlere yasaklanan bir amel. "Birbirinizin gıybetini etmeyin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir." Yukarıda da ifade ettiğim gibi gıybeti yapmama adına inanan bu insana bu ayetin yetmesi lazım. İlave bir beyana, acaba hadis ne diyor bu konuda, müfessirler bu ayeti nasıl yorumlamış, fıkıhçıların kanaatleri ne ve benzeri soruları sormanın ayetin açıklığı karşısında gerek olmadığı kanaatindeyim. Kaldı ki bu soruların cevaplarını hadiste, tefsirde, fıkıhta aradığınızda da karşımıza çıkan hüküm bellidir: Haram.
Pekâlâ, buna rağmen neden gıybet ediyoruz? Niçin hâlâ tesirli, vurucu sözler, beyanlar peşindeyiz? Biliyoruz, hatta inanıyoruz ama yapmıyoruz. Neden? Çünkü öncelikle bilgiyi içselleştirememişiz. Bizim yapmamışız. Bir örnek vereyim: Bıçak keser, ateş yakar! Bunlar tecrübî âlemde kesin ve kati bilgilerdir. Belki de çoklarımız elini bıçakla kesmiş, ateşte yanmıştır. Onun için akıllı olan hiç kimse usturaya kafa sallar gibi bıçakla oynamaz, dikkatli olur; ateşe elini uzatmaz, maşa kullanır.
Ama aynı katiyet ve kesinlik gıybet ve gıybetin sonuçları adına görülmüş, duyulmuş, yaşanmış değildir. Biz gıybetin sonucu ve cezası ile alakalı ne kadar bilgiye sahip olursak olalım, bunları bıçak ve ateş misalinde olduğu gibi tecrübe etmiş değilizdir. Başkasından duyduğumuz, velev ki Kur'an ve hadis bile olsa kitaptan okuduğumuz bilgilerdir bunlar. Bizim oluncaya kadar da böyle devam eder.
Fakat burada bir soru ve sorun var. Gıybetin neticesi ile alakalı bilgi sıradan falanın, filanın dediği, yorumladığı, ürettiği bilgi değil, Allah'ın beyanı, Rasulullah'ın tavzihi. Amenna. İşte bu da meselenin diğer yönünü oluşturuyor; iman ve imanın derecesi. İmtihan, imtihanın bir başka boyutu. Engel de diyebilirsiniz ve bu engel ancak imanla aşılabilir. Nitekim içki haram ve mümin içki içmiyor. Ama gıybet haram ve aynı mümin gıybet ediyor. Neden? Çünkü içkinin haram oluşuna imanı ile gıybetin haram oluşuna imanı arasında fark var. İşte bu fark içkide engelleyici bir esas olurken, gıybette olmuyor ve olamıyor. Çünkü inanmak ve bilmek her zaman yapma neticesini sağlamıyor. Bir başka anlatımla iman ve imanın yaptırım gücü, zamana, mekâna, insana göre değişkenlik gösteriyor.
Yazıya son verirken Kur'an, insanı amele götürmeyen bilgiyi Cuma Suresi 5. ayette bir tesbihle anlatır. Tesbih, İsrailloğulları örneği üzerine kuruludur: "Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini inkâr eden topluluğun hali ne kötüdür? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." Burada ifade edilen hakikat, Müslümanlar başta olmak üzere bütün inanç grupları için de geçerlidir.
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...