Tasavvufta semâ bir vasıtadır. Semâdan gaye ise, ondan meşru olarak faydalanmak ve bu vesile ile insanlara Hakkın kelâmını dinletmektir...
İMAM GAZALİ SEMAH'I KABUL EDİYOR VE DELİLLER GETİRİYOR..
"...İslâm mutasavvıfları ve İmam Gazalî gibi SÜNNİ ULEMANIN saygın kabul ettiği büyük zatlar... semâı Peygamberimizin mübarek sözlerinden şevke gelip dönen Sahabîlere kadar dayandırmaktadırlar. Şöyle ki:
Hz. Hamza şehit olunca küçük kızı yetim olarak kalmıştı. SAhabîlerden Hz. Ali, Hz. Cafer ve Zeyd bin Sâbit’ten her üçü de bu yetimi himayeleri altına alıp bakmayı arzu ediyorlardı.
Hepsini de dinleyen Peygamberimiz, Hz. Ali’ye,
“Yâ Ali, sen bendensin, ben de sendenim” buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Ali sevincinden dönmeye başladı.
Hz. Cafer de “Senin sûretin ve sîretin (ahlâkın) bana benziyor” buyurdu.
Bu güzel sözü duyan Hz. Cafer şevkinden dönmeye başladı.
Hz. Zeyd için de, “Sen bizim kardeşimiz ve âzad edilmiş kölemizsin” buyurunca
Hz. Zeyd de heyecanından dönmeye başladı. Daha sonra Peygamberimiz “Teyze anne mesabesindedir” buyurarak, kızı Hz. Cafer’e verdi. Hz. Cafer’in hanımı yetim kızın teyzesi idi....."
Diğer mutasavvıflar gibi, İmam Gazalî de hadisin metninde geçen “hacel” kelimesini “semâ ve raks” mânâsına alarak bu hususta şöyle demektedir:
“...Raks bir sevinme ve sevinçten doğar. Raksın hükmü ise onu tahrik eden sebebe göre hüküm alır. Eğer rakseden adamı şevke getiren HAKK AŞKI gibi , ulvî bir duygu ise, onun raksı o sevgiyi arttırdığı için güzeldir. Şayet mubah ise raksı da mubahtır. Eğer meşru olmayan, harama vasıta olan bir şeye sevinmişse raksı meşru değildir...."
Burada “raks”tan murad “semâ”dır.
İmam Gazalî Kutu’l-Kulûb isimli eserinde
"...Ashab-ı Kiramdan bazılarının semâ yaptıklarını söyler, bunlar arasında Abdullah bin Zübeyr’i, Mugîre bin Şûbe’yi..." zikreder.
Başta Zunnûn el-Mısrî, Cüneyd-i Bağdadî ve Şiblî olmak üzere, meşhur evliya ve İslâm mutasavvıfları Allah’ı ve âhireti hatırlatan bir söz duydukları zaman vecde gelip raksetmişlerdir. Semâ yapmışlar ve semâı öven sözler söylemişlerdir.
“...Semâ zamana, mekâna ve ihvana göre değişir...” diyen Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri semâ edenleri üç gruba ayırır:
avam, zahid ve ârifler.
Semâı ârif ve zahidler için iyi görürken, avam için hoş görmez.
Zunnûn el-Mısrî ise, semâın ilâhî neşveden nasibi olmayan avam için caiz olmadığını söylemekte, riyazet ve mücahedenin meydana gelmesi için zahidlerin yaptıkları semâı mubah görmektedir.
Her iki mutasavvıfın da avam için semâı iyi görmemelerinin sebebi, onların semâı gerçek maksadı olan ilâhî vecd ve şevk karşısında yapmamış olmalarıdır.
İMAM ŞAFİİ SEMAH'I SAVUNUYOR VE YÜCELTİYOR
İmam Şâfiî ise;
"...Semâın sadece avam için mekruh olduğunu beyan eder..."
Ayrıca
MEVLANA CELALEDDİN RUMİ SEMAHI ANLATIYOR.
Mevlâna Celâleddin Rumî;
".. Semâın Hakk âşıklarının gıdası olduğunu, onda Canan ile (hakikî dost ile) buluşup kavuşmanın lâtif bir hayali bulunduğunu söyler. Ve semâın manevî hal sahibi olanların gönülleri için bir döşek olduğunu belirtir..."
Eyvallah, Hu Demine Devranına