Sual: İman nedir?
CEVAP
İman, bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teala tarafından bildirilen, Muhammed aleyhisselamın tebliğ ettiği dine inandığını kalple bilmek ve dil ile de söylemektir.
Amentü şöyledir:
Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmi ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teala vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah'a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah'ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]
İman, Muhammed aleyhisselamın getirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye bakmadan kabul etmek, tasdik etmektir. Akla uygun olduğu için tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, Resulü tasdik etmiş olmaz. Veya Resulü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki o zaman da Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca iman olmaz. Çünkü Allahü teala, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani)
Nazara, göz değmesine inanmayan bir kimse, (Bugün fen, gözle görülemeyen maddelerin iş yaptığını açıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV'yi, radyoyu, arabamızı açıp kapatabiliyoruz. Bu nedenle artık nazara yani döz değmesine inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. Çünkü bu insan dine inanmıyor, kumandaya veya bilime inanıyor. Yani fen kabul ediyor. Bunu gözü ile gördüğü için inanıyor ki bu iman değildir. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, gözün ile göremese de yine inanmak zorundasın. Çünkü sana o gözü veren de Allah'tır ve senden görmeden inanmanı istiyor. Bu nedenle gördükten sonra artık o iman olmaz. Gördüğünü itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3.ayetinde gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. Görmeden inanmazsak, bu imanımız gerçek iman olmuyor. İmanın altı şartına görmeden inanmamız şarttır. Çünkü hiçbirini görmedik.
Peygamber efendimiz, iman ile ilgili ayetleri açıklayarak, imanı şöyle tarif etti:
(İman; Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Asıl iyilik; Allah'a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) [Bekara 177]
(Onlar gayba [Allah'a, meleklere, kıyamete, cennete, cehenneme görmedikleri halde] inanırlar.) [Bekara 3]
(Onlar, sana indirilene, senden önceki kitaplara ve ahirete iman ederler.) [Bekara 4]
Bu üç ayet, Allah'a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve gayba inanmanın gerekliliğinden bahsediyor.
(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255]
(Ölümü Allah'ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran 145]
(Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah'tır.) [Enam 2]
Bu üç ayet de, kadere inanmayı, takdirin Allah tarafından olduğuna inanmamızı emretmektedir.
(Kendilerine bir iyilik dokununca, "Bu Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senin yüzünden" derler. "Küllün min indillah" [Hepsi Allah'tandır] de, bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar.) [Nisa 78]
Bu ayet de, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmayı emretmektedir.
(Muhammed [aleyhisselam], Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]
Bu ayet de, Resulullahın peygamber olduğuna inanmayı emrediyor.
Amentü'nün manası
Allah'a inanmak:
Allahü tealanın var olduğuna, bir olduğuna, Ondan başka ilah olmadığına, her şeyi yoktan var ettiğine, Ondan başka yaratıcı olmadığına kalben inanmak, kabul etmek demektir. Alemlere rahmet olarak gönderdiği son Peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bildirdiği dinin hepsini kabul etmek, beğenmek demektir. Bir ayet-i kerime meali:
(Allah'a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158]
Meleklere inanmak:
Melekler nurani cisimlerdir. Hiçbirinde erkeklik veya dişilik yoktur. Hepsinin günahsız, emin olduğunu kabul etmek, tasdik etmek, yaptıkları işleri beğenmek şarttır. Meleklere iman, ancak bize bildirdiği şekilde olmalıdır. Bir ayet-i kerime meali:
(Asıl iyilik; Allah'a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) [Bekara 177]
Kitaplara inanmak:
Zebur, Tevrat, İncil, Kur'an ve diğer gönderilen bütün kitapların Allahü teala tarafından gönderildiğine, hepsinin hak olduğuna, yüce zatlar olan Peygamberlere indiğine inanmak lazımdır. Ancak, Kur'an-ı kerimden önceki kitapların insanlar tarafından değiştiğini, Allah kelamı olmaktan çıktıklarını bilmek, bunu kabul ve tasdik etmek demektir. Önceki kitaplar değişmemiş bile olsa, Allahü teala tarafından nesh edilip yürürlükten kaldırıldığına iman etmek gerekir. Bir ayet-i kerime meali:
(Onlar, sana indirilene [Kur'an-ı kerime] senden önceki indirilen kitaplara iman ederler.) [Bekara 4]
Peygamberlere inanmak:
Peygamberlerin, hepsinin Allahü teala tarafından gönderildiğini bilmek gerekir. Onlar Allah tarafından seçilmiş, sadık, doğru sözlü, günahtan masum insanlar olduğunu kabul etmek gerekir. Bunu tasdik etmek şarttır. Peygamberlerin ilki Adem aleyhisselam ve sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. Buna iman etmek gerekir. Peygamber efendimizin bildirdiği dini hükümlerin hepsini benimsemek, en güzel ve en eksiksiz şekilde tebliğ ettiğine inanmak, bu emir ve yasakların hepsini beğenip kabul etmek ve tasdik etmek demektir. Peygamberlerin hepsi, Allah'ın bildirdiği gibi sadece vahye dayanan kelimelerle dini tebliğ etmiştir. Onları eşsiz yapan özelliklerden biri de budur. Bir ayet-i kerime meali:
(Bütün Peygamberlere iman edip, hiçbirini diğerinden ayırmayanlar Allah'ın mükafatına kavuşacaktır.) [Nisa 152]
Kaza ve kadere inanmak:
Allahü tealanın insanlara cüzi irade verdiğini, insanların bu cüzi iradeye göre tercih ettiklerini ve yaptıkları her şeyin Allahü tealanın yarattığına inanmak demektir. Hayır ve şer, kulların yaptığı her şeyin Allahü teala tarafından yaratıldığına iman etmek gerekir. Ama şöyle de bir durum var. Aslında insan kader oyuncusu değildir. Kaderini cüzi iradesiyle tamamlamış ve bunu Allah bilmiştir. İşte bu kaderdir. Bir ayet-i kerime meali:
(Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.) [Ahzab 38]
Ahirete inanmak:
İnsanların kıyamet kopunca, dirileceklerine, hesap ve mizandan sonra kafirlerin Cehenneme, Müslümanların Cennete gideceğine ve orada ebedi kalacağına iman etmektir, bunu kabul ve tasdik de etmektir. Bir ayet-i kerime meali:
(Onlar [Müslümanlar], ahiret gününe iman ederler.) [Bekara 4]
Kelime-i şehadete inanmak şöyle olmalıdır:
Ben şehadet ederim ki, yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam, Onun kulu, resulü ve son Peygamberidir. İki ayet-i kerime meali:
(Muhammed [aleyhisselam], Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]
(Allah'a ve resulüne inananlara, rableri katında nurları ve ecirleri vardır.) [Hadid 19]
İnanmak ne demek?
Sual: Müslüman olmak için Amentü'deki altı esasa inanmak şarttır, ama inanmak ne demektir?
CEVAP
İnanmak, görmüş gibi kabul etmek, beğenmek, tasdik etmektir. Bir insanın Müslüman olabilmesi için, iman sahibi olması, dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da kafi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi de şarttır. Bu da bir bilgi işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı iştir. Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgili, inanmak da imanla ilgilidir. İmanın bütün esasları bir bütündür, birini inkar etme şansı yoktur. Ufak bir şüphe götürmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek kafirliktir.
İmanın tarifi nedir?
İmanı şöyle tarif ediyorsunuz:
"İman, Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmek ve inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik ederse, akıl tasdik edilmiş olur, resulü tasdik etmiş olmaz. Veya, Resulü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki o zaman da Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmazsa iman olmaz. Çünkü iyiler övülürken, (Onlar gayba inanır) buyuruluyor."
Bu tarif, Kur'ana zıttır, Bekara suresinin 62.ayetine aykırıdır. İmanın sadece Allah'a ve ahirete olması gerekir. Bu tarifin Muhammedi tavırla hiçbir alakası yoktur.
CEVAP
(Muhammedi) ifadesini kullanmak, doğru olmaz. Bu, Peygamber efendimizin Allah Resulü olduğuna inanmayan kimselerin ve Kur'anı Resulün yazdığına inanan müsteşriklerin ve misyonerlerin ifadesidir. İman edilmesi gereken hususlar sadece Bekara 62'de bildirilmiyor. Diğer ayetleri niye gizliyorsunuz? Güneş balçıkla sıvanmaz. İman sadece Allah'a ve ahirete değil, Amentü'deki altı esasın tümüne inanmaktır. Bekara suresinin 3.ayetinde gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. İmanın altı şartı gayba inanmayı gerektiriyor, çünkü hiçbirini görmedik. Yani, görmeden iman zorunludur. Çünkü imanın altı şartı da görünmemektedir.
Peygamberlerden sonra bütün insanların en üstünü olan Hazret-i Ebu Bekir bu üstünlüğe kavuşup nasıl Sıddık lakabı aldı biliyor musunuz? (Allah ne diyorsa doğrudur, Allah'ın Resulü ne diyorsa doğrudur) demesi yüzünden bu yüksek dereceye yükselmiştir. Öylesine bir iman sahibiydi ki, kafirler, (Muhammed, Ebu Bekir'e galiba sihir yapmış, çünkü görmeden inanıyor, bir anda onun Miraca gidip geldiğini tasdik ediyor) diye hayrette kalmışlardır.
İslamiyet'i beğenmek
Sual: Bir kimse, Amentü'nün altı şartına inansa, fakat Allah'ın emir ve yasaklarından birini beğenmese, mesela (Cehennem lüzumsuzdur) veya (Şarabın haram edilmesi manasızdır) dese, bu kimse, imanın şartlarının hepsini kabul ettiği için imanlı sayılmaz mı?
CEVAP
Sayılmaz. Çünkü Amentü'nün içinde Allah'a iman vardır. Allah'a imanı tarif ederken bahsetmiştik. Allah'a iman, bütün sıfatlarıyla ona imandır. Böyle inanmayan iman etmiş olmaz. Demek ki, Amentü'ye inanan kimsenin İslamiyet'i beğenmesi ve sevmesi şarttır, çünkü İslamiyet, Allahü tealanın emir ve yasaklarının bütünüdür. Emir ve yasakların birini bile beğenmemek küfürdür.
Bunun için, Hubb-i fillah ve buğd-i fillah sahibi de olmalıyız. Çünkü bunlar da imanın esaslarıdır. Allahü tealayı sevmek, emir ve yasaklarını sevmekle mümkün olur. Allah'ı ve onun dostlarını sevmek, sevmediklerini sevmemek lazımdır. Bir hadis-i şerif meali:
(Allah için seven, Allah için buğzeden, Allah için veren, Allah için yasaklayan, gerçek iman sahibidir.) [Ebu Davud]
İman herkese lazım
Sual: İman etmek akıl icabı değil midir?
CEVAP
İmanı olmayan kimsenin sonsuz olarak Cehennemde kalacağını, Peygamber efendimiz haber verdi. Bunu Peygamber efendimiz bildirdiği için bu haber kesin doğrudur. Buna inanmak, Allahü tealanın var ve bir olduğuna inanmak gibi lazımdır. Sonsuz olarak ateşte yanmak ne demektir? Herhangi bir insan, sonsuz felaketten kurtulmak çaresini arar. Bunun ne kadar kötü bir felaket olduğunu düşünür. Ki bunun çözümü de çok kolaydır. (Allahü tealanın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselamın Onun son Peygamberi olduğuna ve Onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak ve beğenmek) insanı bu sonsuz felaketten kurtaracaktır.
Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun için böyle bir felaketten korkmuyorum, bu felaketten kurtulmak çaresini aramıyorum derse, bu kişiye, (İnanmamak için elinde senedin, vesikan var mı? Hangi ilim, hangi fen inanmana engel oluyor?) diye sorulsa nasıl cevap verecektir? Elbette hiçbir cevap veremeyecektir. Bu senedi ve vesikası olmayan sözlere ilim ya da fen denir mi? Buna zan ve ihtimal denir ki bunun da ilim ve fenle hiçbir ilgisi yoktur. Azıcık da olsa, aklı olan bir kimsenin, ihtimali ne olursa olsun bu korkunç felaketten kurtulma yolunu aramaz mı bir insan? Gördüğümüz gibi her akıl sahibi iman etmeye muhtaçtır. Çünkü akıllı bir insan, kendisinin sonsuz bir felakette yanmasını istemez.
İman etmek için herhangi bir vergi, bir vesika vermeye lüzum yoktur. Sadece inanmak, kalblen ve ihlas ile iman etmek yeterlidir. Bu inancını da inanmayanlara söylemesi şart değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, (Sonsuz ateşte yanmaya inanmayanın, buna çok az da olsa bir ihtimal vermesi, akıl icabıdır). Sonsuz olarak ateşte yanma felaketinden kurtulmanın tek yolu olan imanı terk etmek, sizce de akıl icabı mıdır?
İmandan mahrum olan
Sual: (İman edenin, neyi yok; imandan mahrum olanın neyi var ki?) sözü, ne demektir?
CEVAP
Hüküm neticeye göre verilir. Bunu cevaplamadan önce ebedi kar ve zarara bakacak olursak, bu kimsenin kamil, mükemmel bir kimse olması lazımdır. Bunun yolu ise Müslüman olmaktır. Bu hazineye sahip olan herkes, büyük bir zenginliğe sahiptir. Hadi, bir örnek verelim. Dünyada çok fakir bir Müslüman olsun, bu Müslümana (Dünyada bütün servetini, her şeyin tapusunu sana vereceğiz, dünyanın lideri de, sen olacaksın, ama; imanını bırak) deseler. O, çok fakir olan Müslüman bunu kabul etmez. Bundan ne anlıyoruz, iman, hiçbir hazinenin, hiçbir altın veya paranın erişemediği çok yüksek bir makamdır.
Sonuç olarak, Allahü tealaya iman eden kimse, çok zengin bir kimsedir ve ebedi Cennetliktir, ama imanı olmayan bir kimse ne kadar zenginmiş gibi görünürse görünsün, imanı olmadığı sürece gerçek huzura, gerçek zenginliğe ulaşamaz. Çünkü bu amelini Allah beğenmiyor. Bir işi, her şeyin Yaratıcısı Allah beğenmezse bunun ne faydası olur? Eğer Allah her işini beğeniyorsa, paranın ne değeri var? Bu nedenle her ölçümüzde, ne yapacaksak, bu iş Allah'ın hoşuna gider mi diye yapmak zorundayız.
Dil ile ikrar
Sual: Bir ingiliz arkadaşım var. Müslüman olmuş, namaz kılıyormuş ama, hiç kimseye söylememiş. İngilizler Müslüman olduğunu duyarsa, iyi gözle bakmayacaklarını söylüyor. Kitaplarda okumuş, kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmesi gerekiyor, şimdi benim kaç kişinin yanında Müslümanlığımı ikrar etmem gerekir diyor. İkrar etmeden veya edemeden ölsem Müslüman sayılır mıyım diyor?
CEVAP
Evet imanın iki yolu vardır, o da kalb ile tasdik, dil ile de ikrardır. Ancak, onun o kişilere bunu demesi gerekmez. İslam ülkesinde ikrar etmesi gerekir, çünkü böyle yaparsa Müslüman olarak bilinir ve Müslümanlara yapılan muamele ona yapılır. Ayrıca Müslüman mezarlığına defnedilir.
İnanmak ve beğenmek
Sual:Cennete, Cehenneme ve Allah'a inanan herkes mümindir ve Cennete girer deniyor. Böyle bir şey var mıdır?
CEVAP
Bu çok yanlıştır! Şeytan da Allah'a inanıyor, Cennete ve Cehenneme inanıyor. Hatta Amentü'nün diğer tüm şartlarına dahi inanıyor. Ahirete inanıyor, meleklere inanıyor, peygamberlere inanıyor... Demek ki sadece inanmakla Müslüman olunmuyor. Gerçek iman sahibi olabilmemiz için, Allahü teala tarafından emredilen tüm emir ve yasakları beğenmemiz gerekir. Ayrıca, hubb-i fillah, buğd-i fillah ile gayba inanmak vardır. Yani Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmektir. Tersini yapan, Allah düşmanlarını dost gören veya dostlarını düşman gören de mümin olmaz.
Demek ki, Amentü'ye şeytan da inanıyor. Ama gerçek iman sahibi olabilmesi için, bu emirleri bilmesi gerekiyor. Sonuç olarak, gerçek iman hem inanmak hem de beğenmektir.
En faziletli iman
Sual: En faziletli iman nedir?
CEVAP
İmanın altı şartına inanıp, hubb-i fillah ve buğd-i fillah ile gayba inandıktan sonra, hep Allahü tealayı hatırlamak, yaptığı her işi dine uygun olarak yapmaktır. Bir hadis-i şerif meali:
(En faziletli iman, nerede olursan ol, Allahü tealanın seninle beraber olduğunu bilmendir.) [Taberani]
İman mahluk mudur?
Sual: İman mahluk mudur, yani sonradan mı yaratılmıştır?
CEVAP
İslam alimleri buyuruyor ki: İman, Allahü tealanın hidayeti olması bakımından mahluk değildir; fakat kulun tasdik ve ikrar etmesi bakımından mahluktur. İş sahibi, işi yaratan değil, bu işi yapandır. İnsan, mahluk olduğu gibi, insanın küfrü de imanı da mahluktur. (Milel ve Nihal)
Müslüman olmak için
Sual: S. Ebediyye'de, (Müslüman olmak için, hiçbir formaliteye, müftüye, imama gitmeye lüzum yoktur) denildikten sonra, Makamat-ı Mazheriyye'den, (Allahü tealaya, Resulüne ve Onun Allahü tealadan getirdiklerinin hepsine inandım. Beğendim, kabul ettim. Allahü tealanın ve Resulünün dostlarını severim ve düşmanlarını sevmem demek kafidir) diye naklediliyor. Sanki buradan, (Müslüman olmak için imanın altı esasına inanmaya gerek yok) gibi anlaşılıyor. İmanın altı esasına inanmayan nasıl Müslüman olur?
CEVAP
O ifade eksik değil, veciz olarak yani birleştirilerek anlatılmıştır. (Resulullah'ın bildirdiği her şeye, onun bildirdiği şekilde inandım, kabul ettim hepsini beğendim) denince özet olarak zaten imanın tarifi yapılmış oluyor.
Bir insan, Amentü'yü okuduktan sonra imanın altı esasına inansa da Müslüman olmayabilir. Bunlar yetmez. Her birine örnek verelim:
1-Allah'a inanmak: (Allah'a inandım) demek yetmez. Bir kimse, (Allah kutuplardadır) veya (Merih gezegenindedir) ya da (Arş'tadır) dese kafir olur. Çünkü Allah mekandan münezzehtir. (Allah'ın her şeye gücü yetmez) diye inanırsa, küfür olur. Demek ki, sadece (Allah'a inandım) demek yetmez. Bildirilen şekilde ve onun sıfatlarıyla inanmak gerekir.
2-Meleklere inanmak: (Meleklere inandım) demek yetmez, Hristiyanlar gibi (Melekler Allah'ın kızlarıdır) diye inansa kafir olur, bu nedenle meleklere bildirilen şekilde inanmak lazımdır.
3-Kitaplara inanmak: (Kitaplara inandım) demek yetmez. Bozuk kitaplardaki yanlış dini bilgilere inanırsa kafir olur. Bu nedenle dinimizin bildirdiği şekilde inanmak en doğrusudur.
4-Peygamberlere inanmak: (Peygamberlere inandım) demek yetmez. Haşa, (Yalancı, cahil kimselerdir) diye inansa kafir olur. Demek ki, Peygamberlere iman ederken, dinimiz bunu nasıl bildiriyorsa, öyle inanmak zorundayız.
5-Ahirete inanmak: (Ahirete inandım) demek yetmez. (Ahirette Cennet ve Cehennem diye bir şey yok) veya, (Cennet ve Cehennem var ama ebedi değil) şeklinde inansa kafir olur. Yani dinimiz bize nasıl bildirdiyse ahirete de öyle inanmakla yükümlüyüz.
6-Hayır ve şer Allah'tandır: (Hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inandım) demek yetmez. Mesela birisi, (Şer, kötülüktür, günahtır. Allah, bize kötülüğü zorla işletiyor) diye inansa kafir olur. Demek ki dinimiz bize nasıl emrettiyse, kadere de öyle inanmak zorundayız.
Kalble inanmak yeter mi?
Sual: Din kitaplarında, (Muhammed aleyhisselamın, Allahü tealadan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalble inanıp, dille de ikrar etmeye, yani söylemeye (İman) denir) buyuruluyor. Bir gayrimüslim, bizim dinimiz nasıl emrettiyse öyle inansa, ama Müslüman olduğu duyulursa, başına kötü bir olay gelmesinden korksa, yani dille ikrar etmeyip imanını gizlese, iman etmiş sayılır mı?
CEVAP
Evet Müslüman sayılır. Çünkü kitaplarda, (Söylemeye mani bulunduğu zaman, söylememek affolur) buyuruluyor.
Dille ikrarın faydalarından biri, o kimseye Müslüman muamelesi yapılır, ölünce cenaze namazı kılınır ve Müslüman mezarlığına konur. Müslümanlar da ona dua eder. Dille ikrar etmezse, tüm bu nimetlerden mahrum kalır. Bunun için bir mani yoksa, (Elhamdülillah, ben Müslümanım) demelidir. Amentü'yü sonuna kadar okumalıdır.
İman; tasdik ve ikrardır
Sual: Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarında, imanın tarifi yapılırken, (Muhammed aleyhisselamın, Allahü tealadan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalble inanıp, dille ikrar etmek yani söylemektir) deniyor. Bir gayrimüslim iman etse, fakat herhangi bir sebepten dolayı bunu söylemese, yine iman etmiş sayılır mı?
CEVAP
İman ettiğini dil ile söylemeye mani bulunduğu zaman, söylememek affolur. Mesela korkutulunca, [zarar görme durumu varsa], hasta, dilsiz veya söyleyecek durumda değilse, söylemek icap etmez. (İslam Ahlakı)
Hanefi mezhebindeki alimlerin çoğuna göre, iman; dille ikrar, kalble tasdiktir. Muhakkik zatlara göre, ikrar etmek yani dil ile de söylemek, dünyada İslam ahkamının icrası için şarttır. Bu alimlere göre, imanı kalbiyle tasdik eden kimseden, her ne zaman diliyle söylemesi istenir de, bir mani olmadan söylemezse, bu inat küfürdür, ve kalbindeki tasdik fayda vermez. (Dürr-ül muhtar)
Sualin cevabı şudur: Çevresinden zarar görme veya bir mani olduğu zaman söyleyemeyen, imanla ölmüş olur.