• “Kıyamet günü, dört şeyden sorulmadıkça kulun ayakları kımıldamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, Gençliğini (kuvvetini) nereye harcadığından, Malını nereden kazanıp neye harcadığından, İlmi ile ne amel işlediğinden.” (Sünen-i Dârimî)
• “Nice câhil âbidler (ibâdet edenler) ve nice fâsık (günahkâr) âlimler vardır. İbadet edenlerin câhillerinden ve âlimlerin günahkârlarından kendinizi sakınınız. Muhakkak bunlar fitnecilerin en tehlikelisidir.” (el-Câmiu’s-Sağîr) İlmihâli
öğrenmemiş bir câhil, yaptığı ibadetle Rabbini gazablandırıp şeytanı güldürür, (farzları ve şartları bilmediği için) hiçbir ameli makbul olmaz. Günahkâr âlimin ilmi ise kendisine vebaldir. Muhakkak bu ikisi, kişinin dinine şeytandan daha çok zarar verir. Şeytan onlar vasıtasıyla insanların kalblerinden imanı çıkarır.
• “Kıyâmet gününde insanlardan azâbı en şiddetli olanı (amel etmediği için) ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.”
• “Bilmeyenlere yazıklar olsun. Bilip de ilmiyle amel etmeyenlere üç defa yazıklar olsun.”
• “Allâhü Teâlâ peygamberlerinden bir peygamberine şöyle vahyetti: ‘Dîn ilmini dînden başka şey için öğrenenlere, ilim öğrenip de amel etmeyenlere ve âhiret ameliyle dünyâyı kazanmaya çalışanlara de ki: Onlar insanlara karşı koyun postuna bürünürler. Kalpleri ise kurtların kalpleri gibidir. Dilleri baldan tatlıdır, kalpleri ise sabır otundan acıdır. Beni mi aldatacaklar, yahut benimle alay mı ediyorlar. Zâtıma yemin ederim ki onlara en sabırlı ve tahammüllü olanlarını bile hayrette bırakacak bir fitne takdîr edeceğim.”
• “İnsanlara hayrı; iyiliği emredip kendisini unutan âlimin misâli insanları aydınlatırken kendisini yakan mum gibidir.”
• “Allâhü Teâlâ kıyâmet gününde âlimleri muâf tutmadığı nice şeyden ümmîleri (okumak yazmak bilmeyenleri) muaf tutar, affeder.”
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.