Üzerimizde ölümsüzlük elbisesi ile aynaya bakıp kariyer için şık durmaya çalışırken; anlık kalp krizi ile çekip alabilirsin bizi; almadan önce aklımızı vahye aç; etrafını itip-kakan koşuşturmazlarımızdaki körlüğü soldur!
Yarınlarımız için güç ve imkan biriktirmenin gururu ile şehirler arası seyrederken; ansızın çarpıp geçen kaderin ecelimizi takdir etmesiyle geride sevdiklerimiz ağlaşıp dururken; yola çıkmadan önce küçük de olsa işaretler bırak yolumuza ki, gönül penceremiz açılsın; cenazemiz kapıdan çıkmadan önce yalanlarımız solsun.
Tenimizde sönmeyen ateşte kanatlandırdığımız zevk çiçeklerini toplarken; beklenmedik ölüm haberi ile bir parçamız kopup giderken; bunca şehir, onca insan, sayısız eşya, sonsuz kokusu taşıyan hayallerimiz ışığını alıp giderken; düşünen ve mücadele eden sorumluluk bilincimizi aç; çıkar beşiğinde uyuttuğumuz şehvet güzelini soldur.
Teknolojinin başdöndürücü "Tanrı var mı ki!" fısıltılarında dalgın gezen yaratılmış olma ahlakını; para-güç-kariyer üçgeninde fiyatlandıran kişilikler, uyuşturucu olarak ego'sını çekerken; Yüzümüzde yaşlanan yaşam arzusunun aldatıcı eğlencesinde kendimizden geçerken; anlık nefes bitişinin eşğinde; sana duacıyız; kulluğumuzu aç; içimizde inleyen ve inleten zevkperest bahçeyi soldur.
İlahi!... Bunca ev, onca otobüs durağı, sayamadığım tanımadık yüzler, parmak uçlarıyla hareketlendirdiğimiz dünya kadar telefon, unuttuğum yemeler, gezmeler, uyumalar, hatırlamak istemediğim kadar çetelesiz günahlar....buruk sevinçle kalkılan ibadetler... hepsi çıkıp gelip son nefesimde dururkan; Seçtiğin Nebilerin arkadaşı olmaya hüküm giymiş dava ufkunu aç; Devletini, Şeyhini, Kendisini "saçları jöleli put" kılan dindarlık kültürünü soldur.
İlahi...Göklerin kapısını aç; bizi bu toprağa şehvetle çeken "nefs çekimini" yolunda mücadele ederken soldur!
s.hocaoğulları