Yaptığımız yemekleri, ( mümkün olduğunca) abdestli olarak, zikirle, duayla yaparsak hem bereketli olacak,
hem de Allah'ın izniyle; bu ihlasla yapılan yemekler, ikram ettiğimiz kişilerde
manevi şifaya sebep olabilecektir.
Bu konuda şöyle örnekler verelim:
Hz. Nesibe (r.a.) yemek yaparken Allah’ı zikrederdi, isterdi ki yaptığı yemeği yiyen evlatları Allah ve resulu yolunda şehit olsun. Yüce Rabbimiz onun niyetlerini gerçekleştirdi. Oğlunun şehit olduğu haberi geldiğinde: “Elhamdülillâh, ben de şehid anası oldum!” diyerek sevinmiştir ve Yüce Rabbimiz ona hem evlatlarının, hem de kendisinin şehitliğini nasip etmiştir.
Yahya Baba, II. Beyazıt Hân zamanında, Edirne Beyazıt Külliyesi'nin baş aşçılarından biridir. Arkadaşları hoşaf, kebap, sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübarek, işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız. Pirinçleri salavat getire ,getire ayıklar yağını tekbirlerle eritir. Tuzunu besmele ile, suyunu Fatihalarla salar. Zaman, zaman gözünü yumar, enbiyayı, evliyayı aracı yapar, Cenab-ı Haktan bereket arzular. Onun pilavı herkese yeter, hatta artar. Ancak o tek pirinç tanesine bile kıyamaz; artanı Tunca nehrine atar. Balıklar onun geleceği saati bilir, köprü başında toplanırlar,
kalan pilavdan onlarda nasiplenirdi.
Muhammed Bakibillah hazretleri (k.s.),
yemek pişirenin abdestli olmasını, yemek pişirirken dünya kelamı söylenmemesini tembih ederdi. "Salih olmayanın yemekleri feyzin gelmesine engel olur." buyururdu.