Sürekli olarak iyi olduğunu düşünen ve etrafı suçlayan bir kişi, gün gelir aynaya bakar ve orada gördüğünden hoşlanmayabilir. Gerçekleri fark etmek hayal kırıklığına yol açabilir ve bu da değersizlik duygularını tetikleyebilir. İnsanların kendilerini sürekli olarak kandırıyor olması, duygusal olarak acı çekmelerine neden olmaktadır. Bu durum, kişinin kendisine olan inancını yitirmesine, potansiyeli hakkında şüphe duymasına ve umutsuzluğa kapılmasına neden olabilmektedir. Sürekli yarış halinde, “daha iyi” olma çabasında olan günümüz insanı bu sebepten ötürü güvensizlik, kaygı, depresyon ile uğraşmaktadır. Ve bu uğraşın temelinde de kişinin kendisini başka insanlarla kıyaslaması sonucu oluşan kendini eleştirme/yargılama yer almaktadır. Kendi nefsine karşı aşırı derece kıyıcılaşmış, kendi kendinin celladı haline gelmiş insanlar görürüsünüz. Benim ‘içten sesler radyosu’ adını verdiğim bir radyo sürekli yayındadır ve kabahat türküleri söylemektedir. Peki, bu durumla nasıl başedilir? Kendini yargılamayı ve eleştirmeyi bırakarak. Kendini “iyi, kötü” olarak etiketlemeyerek. Aksine kendine ve ötekine merhamet göstererek, şefkat duyarak. Ruhun ülkesinde zarif ve usulca dolaşarak. Merhamet kendimizden başlar. Yıllar önce Vietnam’da bir uluslar arası toplantıya katılmış, dönüyordum ki havaalanında bir mağazada bambu üzerine işlenmiş bir slogan dikkatimi çekti : ‘Eğer sen kendini sevmiyorsan, bir başkasını nasıl sevebilirsin ki?’ Hemen aldım ve dönüşte, ofisimin mutena bir yerine astım. Aynı şekilde, kendimize merhamet edemiyorsak, bir başkasına nasıl merhamet edebiliriz ki?
kemal sayar