You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ

İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ

Profesör
İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
[Resim: 24202382.jpg]


İbn Arabî Hz.leri sevginin üç türünden bahseder; İlahi sevgi, Ruhani sevgi ve Tabiî sevgi olarak. Ve İlahi sevgi hususunda der ki: “Allah’ın bize duyduğu sevgidir. Ayrıca bizim Allah’a duyduğumuz sevginin de ilahi sevgi olduğu kabul edilir.”



Ruhani sevgiden ise İbn Arabî şöyle bahseder: “Sevenin sevgilisini razı ve hoşnut etmeye çalıştığı sevgidir. Sevgilisine karşıt olabilecek hiçbir şey kalmaz onda, ne garaz ne de irade. Dahası, seven, bütünüyle sevgilinin iradesine bağlı kalır.


Sevginin üç türünden bahseden İbn-i Arabi, bunlardan üçüncüsünü Tabiî Sevgi olarak adlandırır ve onu da şöyle açılar: “Tabiî sevgi ise, tamamen bütün arzularını tatmin etme yolunu arayanların sevgisidir. Onun bu çabası, sevgilisinin hoşuna gitsin ya da gitmesin, hiç önemli değildir. Bugün insanların çoğu bu sevgi üzerinedir.”



İbn-i Arabî’ye göre aşk kelimesi, “gündüzsefası” veya “çitsarmaşığı” anlamına gelen aşaka adlı otun isminden gelmektedir Arapça’da. Bu ot, yakınındaki bir cismi (ağaç, sırık, artık ne olursa), dört bir yandan kuşatacak kadar sararmış. Aşk da bir sevgilinin, kendisine dayanan aşığın bütün dünyasını sarıp sarmalaması anlamına gelmektedir bu yüzden. Seven kişinin gözü sevgilisinden başkasını görmez bu yüzden; tıpkı bir ağacı boydan boya kaplayan sarmaşık gibi sarmıştır onun varlığını çünkü.

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
.....İbni Arabi’ye göre aşk, tecelli ölçüsündedir, tecelli ise marifet ölçüsünde. Böylece aşkın içinde basamaklar oluşur. En üstte, en büyük “zevk” olan İlahi aşk vardır. En altta ise seven kişinin bir varlığı, onda kendi nefsi için bulduğu mutluluk ve zevkten dolayı sevmesini gerektiren Tabiî aşk vardır. Burada sevenle sevilen, ayrı durmaktadır hâlâ. Sevgiliyi sevgili için sevme yoktur. Burada sevenin kendisi ön plandadır. Onun içindir ki bu sevgi, tabiîdir. Başka bir deyişle tabiattaki pek çok başka varlıkla paylaşırız bu özelliği.



Bencillik ve egonun ön planda tutulması ve sevenin kendi benlik kafesinden kurtulamaması gibi özelliklerle tanımlarız bu sevgiyi. İbn Arabî, aşkın bu ilkel veya başlangıç mertebesini “hissî” diye niteler. Gayesi sevgiliye kavuşmaktır. Gerçi her türlü sevginin ortak gayesi sevgiliye kavuşmaktır ama burada kavuşmak, ikiliği aşmaya yetmez. Sevgilide bir sevgi husûle getirip getirmemesi önemli değildir ilk planda. Olabilir de olamayabilir de. Kısacası, bir “sahip olma” ilişkisi söz konusudur burada. Ve tek taraflılık.




[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
İbn-i Arabî’nin bu aşkı diğerlerinden ayırmak için koyduğu ölçü ise şudur: Bir üçüncü kişinin aşkla ilgili sözleri, âşık üzerinde hiçbir etki uyandırmıyorsa, o aşk tabii bir aşktır. Çünkü insanın sadece tabii yönü, değişimi ve etkilenmeyi tepki göstermeden kabul eder.



Yani İbn-i Arabî’ye göre, aşk hakkındaki sözler, sözün büyüleyici gücünü kazandığı için ve insan da ruh tarafıyla İlahi bir öze, beden tarafıyla da cismani ve tabii bir özelliğe sahip olduğu için onun ruhani ve İlahi yönünde mutlaka bir tesir meydana getirecektir. Etkisiz kalması mümkün değildir insan üzerinde; ama eğer aşkı sadece tabiî aşk değilse. Sadece tabiî ve cismanî bir aşksa, en derin aşk hikmetleri bile değmeden geçecektir onların kulağına. Bir ürperti bir heyecan uyandırmaz onda. Bu ise onun hala hakiki aşkın kapısından içeriye giremediğini gösteren en keskin belirtisidir.



Aşıklardan birinin başına gelen çok ince ve çok manidar bir hal şu şekilde anlatılır: Bir gün bir âşık bir kamil bir insanın evine gider. Kamil insan ona sevgiden bahsetmeye başlar. Bunun üzerine âşık erimeye ve incelmeye, hatta ipince bir su gibi akmaya başlar. Öyle olur ki bütün cismi kamil insanın önünde çözülür, erir ve küçük bir su damlası haline gelir. O sırada kamil insanın bir arkadaşı oraya gelir ve yanında hiç kimseyi göremeyince, “Buraya gelen adam nerede?” diye sorar. O da suyu göstererek: “O adam işte şu su!” der ve âşığın başına gelen olayı arkadaşına anlatır.



Bu garip erimenin “insan”ı hayrete düşürücü ve şaşkına çevirici olduğunu belirttikten sonra İbn Arabi, bu rivayetin üzerine bütün bir aşk felsefesinin özünü giydirir ve şöyle yorumlar bu durumu:



“O adam “kesafet”ini öylesine kaybetmiş ki sonunda bir su damlası olmuş, yani aslına, ilk şekline dönmüş. İlk önce o su ile diri bir varlık olmuştu. Şimdi de tıpkı Allah’ın “Biz her canlı şeyi sudan yarattık.” buyurması gibi her şeyi dirilten su şekline dönmüş oluyordu. Öyleyse buradan şu sonuç çıkmaktadır: “Âşık, her şeyin kendisiyle dirildiği, canlandığı bir varlıktır.”

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
Aşkından eriyip su olan aşık hakkında ileri sürülebilmek katî delil şudur: Eğer o aşıkta böyle bir aşk olmasaydı, durumu öyle olmazdı o zaten önceden aşıktı ve kamil insanın aşka dair sözlerini duyar duymaz erimeye başladı. Onun sözleri kendisindeki aşkın gizli gücünü harekete geçirmiş oldu. Neticede olan oldu. Bu kişiden, kendisinde daha önceden bulunan imkanların gerçekleşmesini elde etmiş oldu. Bir üçüncü kişinin, aşkla ilgili sözleri, âşık üzerinde hiç bir etki uyandırmıyorsa, o aşk tabiî aşktır. Çünkü insanın sadece tabii yönünü, değişimi ve etkilenmeyi tepki göstermeden kabul eder. Öyleyse, o kamil insanın sözlerinden önce de o aşık, aşkla zaten sıfatlanmıştı. O olaydan önce et ve kemikten, onu bir suya çeviren bu erime işi onun vücudu üzerinde oldu. Eğer onun sevgisi ilâhî sevgi olsaydı, o kişinin harflerden oluşan kelimeleri onun üzerinde böyle bir etki yapmazdı. O sözlerin bu ince anlamaları onun ruhaniyetini coşturmazdı. Dolayısıyla o aşık, aşk konusundaki davasından haya etti ve kalbinde haya ateşi yandı ve öyküde anlatıldığı gibi, su oluncaya kadar bu, onu eritmeye devam etti.







Bu değişim ancak varlıklarda yani bireylere gerçekleşir. Onların yalnızca bazıları, tabiî sevgi sahibidirler. Bu ise, ruhani sevgi, ilahi sevgi ve tabiî sevgi arasındaki farkı oluşturur. Ruhani sevgi, ilahi sevgiyle tabiî sevgi arasında bir ara noktadır. İlahi sevgi, varlıkta değişmez olarak kalır, fakat aşıktaki tabii sevgiden dolayı, bu durum onun üzerinde değişikliğe neden olabilir; böyle olmakla birlikte onu “fena” haline ulaştıramaz, çünkü “fena” hali daima tabii sevgi yönünden gelir. Varlığın “beka” hali ise ilahi sevgi yönünden gelir.



Örneğin Cebrâil (a.s) bir ruh olduğu için, aşkı da ruhani aşktı. Bununla birlikte, bir cisme büründüğü için, aşkının tabii bir yönü de vardı. Çünkü temel unsurlara bağlı olmayan tabii cisimler, temel unsurlara bağlı olan tabii cisimlerin tersine, durum değişikliğine maruz kalmazlar. Yalnızca temel unsurlara bağlı olanlar durum değişikliğine uğrarlar, çünkü onlar temel olarak değişen özlerden meydana gelmişlerdir. Tabiata gelince, tabiatın kendi içinde, kendiliğinden bir değişikliğe uğrama gücü yoktur, çünkü hakikatlerden çıkan somut özler, varlıklar değişikliğe uğramazlar.



Buna göre, Cebrâil (a.s) aşka tutuldu, fakat anlatılan öyküde aşığın eridiği gibi, cismî varlığının özü erimedi. Bu nedenle, kendisinde bulunan tabiî aşkın etkisi altına girdi. Fakat kendisindeki ilahi aşk nedeniyle varlığı bâkî kalmaya devam etti.

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
Öyleyse buradan şu sonuca varabiliriz: İlahi sevgiye tutulan âşık cisimsiz bir ruhtur; Tabii sevgiye tutulan aşık ruhsuz bir cisimdir. Ruhani sevgiye tutulan aşık ise hem cismi hem de ruhu olan bir varlıktır. Öyleyse, tabii aşka tutulan aşık, kendisini değişikliğe uğramaktan koruyacak bir ruha sahip değildir. Bu nedenle; sevgiye dair sözler, tabii aşka tutulan birini etkileyecektir, fakat ilahi aşka tutula aşığı etkilemeyecektir; ruhani aşka tutulan aşığı ise, biraz etkileyecektir.



Fakat İbn-i Arabî’ye göre aşk basit değildir. Aşkın tabakaları ve makamları vardır. Halleri, sıfatları, belirtileri, vasıfları vardır. Üç aşk çeşidini saymasına rağmen bunları birbirinden kopuk olarak da ele almaz; birbirinin içine sızmış, nefesleri birbirine değmiş, birbirini etkilemişlerdir ve bir kere ulaşılınca ebediyen oraya çakılmak gibi bir sabitliği de söz konusu değildir. Hepsi birbiri içinde erir, dozajı yükselir veya düşer.



İbn-i Arabî’nin dünyası, görüldüğü gibi son derece dinamik bir dünyadır. Arayışın sonu, ucu ve sabitliği yoktur. Her şey Merkezin incizabına katılmıştır; yükselmek ister ama istidadınca yükselebilir ancak. Yerinde kalanlar ile yükselmeye, kendini gerçekleştirmeye ve varlığının gereğini yerine getirmek isteyene açık bir süreçtir bu.



İbn Arabî’nin aşk doktrininde üst ve alt varlık tabakaları, aşkla ilişkileri bakımından bir çekim ilişkisi içinde değerlendirilir. Bu noktada tabii aşk, cismani varlık tabakasında da olsa, bir hareket demektir ve hiç âşık olmayanlara kıyasla, yükselme arzusu ve iştiyakının bir belirtisi olarak karşımıza çıkar. En azından bir kıpırtı. Kendisinden başkasına açılmayı, onun varlığını tanımayı ve onun varlığında kendisinde mevcut olmayan bir zenginliğe erişmeyi amaçlaması bakımından tabiî de olsa aşkın bu ilk basamağı makbul sayılır.

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
Ne var ki İbn Arabî, en üst basamağa ulaşmış, İlahi aşkı tatmış birisi sıfatıyla konuşur ve bu aşk düzeyini olumlu bulmakla birlikte yeterli görmez. O, Allah’ın kendisine “sevgiden büyük bir pay” verdiğini söyler. Bu payın büyüklüğünü, aynı zamanda akıcı ve buharlaşıcı bir şey olan “aşkı tutabilme gücü”nün de kendisine verildiğinden çıkartılabilir. İlahi aşkın kaybolmaması, kendi varlığında mahfuz tutulabilmesi, en büyük mazhariyetlerden biri olmalıdır.



İbn Arabî, eriştiği aşk düzeyini bize şu sözlerle tasvir edecektir: “Vallahi sevgide öyle bir şey buluyorum ki, hayalimdeki o sevgi gökyüzünde olsaydı hiç kuşkusuz gökyüzü çatır çatır çatlardı. Eğer bu aşk yıldızlarda olsaydı yıldızlar parçalanır, parça parça yere düşerdi. Eğer bu aşk dağlarda olsaydı dağlar yerinden kalkar yürürdü. İşte ben böyle bir sevgiyi yaşadım. Allah o sevgiyi miras alanlardan bana öyle bir güç, öyle bir kuvvet verdi ki, o, aşıkların özüdür. Ben o güç içinde, kendimde öyle şaşırtıcı haller gördüm ki hiçbir kelime onu tasvir edemez.”



Fakat aşkın bu çetin zirvesine ulaşabilenler nadir insanlar olmalıdır, çünkü insanın kendisini fani yapan unsurların bütün özelliklerinden tecerrüd edebilmesi gereklidir buna ulaşabilmek için. Bu noktaya varmadan, yani İlahi aşkı, başka deyişle “aşkın özü”nü tatmadan, tatmaktan da öte, onun vücudunu kendi vücudunda taşımaya kadir olmadan önce geçilmesi gereken bir başka aşama vardır. İbn Arabî, buna “ruhani aşk” adını vermektedir. Zira sözlerin, aşk sözlerinin insana tesir edebilmesi için eser miktarda da olsa tabiî unsurun bulunması lazımdır. Bu ise insanda hâlâ yükselme ihtiyacının bulunduğunun delilidir.



İbn Arabî’ye göre ruhani sevgi, ilahi sevgiyle tabiî sevgi arasında bir ara noktadır. İlahi sevgi, varlıkta değişmez olarak kalırsa da o varlık bir yanıyla tabii sevgiye de bağlı olduğu için onun üzerinde değişikliğe sebep olabilir. Fakat yine de onu fena, fâni olma haline ulaştırmaz, çünkü fena yani fani olma hali tabii sevgi alanından gelen bir özelliktir. Varlığın bekâ, bâki olma hali ise öbür kutuptan, yani İlahi sevgi yönünden gelir.

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
Bütün bunları açıkladıktan sonra Hazretin ulaştığı sonuç ise şudur: İlahi sevgiye tutulan âşık cisimsiz bir ruhtur; tabii sevgiye tutulan âşık ise ruhsuz bir cisimdir. Ruhani sevgiye tutulan âşık ise hem cismi, hem de ruhu olan bir varlıktır. Böylece ruhani sevgi, iki kutba da açılan bir pencere gibidir.



Tabii aşkta âşık, sevgilisini sadece kendisi, kendi nefsi için seviyordu. İlahi aşkta ise kendisi yoktur artık, sadece O vardır. Onun dışındakiler silinmiştir. Ruhani sevgi ise sevgilisini hem onun için, hem kendi nefsi için sevme durumunu seven kişide bir araya getirdiği için karmaşık bir yapı arz eder.



İbn Arabî’ye göre bir sürü seven vardır, hatta bütün yaratıklar bile sevmekte fakat sevgilerinin kime yönelik olduğunu bilemektedirler. Sevgilerinin yöneldiğini olduğunu düşündükleri varlıkla aralarında karşılıklı bir ilişki olduğunu düşünürler ama bu bir vehimdir. Bu kişiler ve varlıklar aslında kendi nefisleri için sevmektedirler.









Ruhani sevgi, tabii sevgi ile İlahi sevginin arasını birleştirir. Kendi nefsi için olan sevgi ile sevgiliye hasredilmiş sevginin arasını da birleştirir. Bu ise ruhani sevginin köprü kurma özelliğini verir bize.



Hazret, tabii ve ruhani aşamalarda seven insanların, âşıkların sevginin gerçek adresini bilemeyecekleri kanaatindedir. “İnsanlar neyi sevdiklerini ve sevdikleri varlığın hangi varlıkta bulunduğunu bilmezler” der. Onlar bir varlığı sevdiklerini sanmaktadırlar. Oysa bu bir zandan başka bir şey değildir. Bütün bunların sebebi de sevgi açlığının nerede ve nasıl giderileceğinin bilinmemesinden kaynaklanır. İşte bu yüzden onu yanlış adreslerde aramak durumunda kalınır.



Bu, aşkın büyük serüveni için iyi bir kalkış noktasıdır haddizatında. Hararetin hissedildiği noktadır. Yanma başlamıştır ama gerçekte hangi yangının başlangıcı olduğunu bilmek ancak ruhani aşkta parça parça zevkine varılan ama İlahi aşkta doya doya yaşanan büyük harfle Aşk’ın içinde mümkündür. Yani ariflerin aşkında.

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
Mevlânâ Divân’ında şöyle diyor: “Aşk nedir? Sonsuz susama. Öyleyse gel de sana (Âb-ı Hayât) Hayat suyunun ne olduğunu anlatayım.” Birbirine “Seni Seviyorum” diyen dudaklar, aslında bu sonsuz susuzlukların farkına varmış ama gürül gürül akan bir pınarın yanında terkos suyunu içmeye çalışanların halini hatırlatmaktadır İbn Arabî’ye, Mevlânâ’ya ve diğer aşk yolunu ciddiye alanlara…



“Aşkın tuzağına düşmemiş birine sorma” diyor Mevlânâ. “O kanatsız bir kuş gibidir. Ne bilir kainatta olan biteni? Zira o, bunu Bilenlerin ne bildiğini de bilmez ki!”

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.
.
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
“"Aşkın tuzağına düşmemiş birine sorma” diyor Mevlânâ. “O kanatsız bir kuş gibidir. Ne bilir kainatta olan biteni? Zira o, bunu Bilenlerin ne bildiğini de bilmez ki!”"


Şeytanın tuzağınada düşmemek gerek Wink
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İBN ARABÎ’DEN SEVGİ VE AŞK GÜNCESİ
elbette Şeytanın tuzağından Allah'ın sonsuz rahmetine sığınırız. lakin konunun bütününü okumak, derun-i ilme mensup uzman,ehil insanların söylediklerinede itibar etmek, onları yabana atmamak lazımdır diyede düşünüyorum..gülücük

[Resim: avatar_1657.gif]

Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.