You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ

İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ

Forumcu
İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ N

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

Bilindiği gibi yüce İslam dininin temel kaidesi ve ilk öğretisi birlemek manasına gelen tevhid akidesidir.

Esasen sonradan tahrif edilmiş bütün vahye dayalı dinlerin temelinde de tevhid yatmaktadır.

TEVHİDİN LUGAT VE ISTILAHİ MANASI

Lugavi olarak : TEVHİD : Tef’il vezninde bir nesneyi bir kılmak manasındadır”

Istılahi olarak : TEVHİD : Allah’u Azze ve Celle’yi Rububiyetinde, isim ve sıfat-larında ve Uluhiyetinde birlemek manasınadır.”

Bu yazımızda ise, tevhidin ikinci bölümü olan isim ve sıfatlar tevhidi üzerinde durmaya çalışacağız.

Değerli kardeşlerim ! Tevhidin bu bölümü, - isminden de anlaşıldığı gibi - yüce Rabbimizin isim ve sıfatları ile alakalı bir bölümdür.

Yani, Allah’u taala’nın gerek kerim kitabında ve gerekse Nebisi Muhammed s.a.v’in tertemiz sünnetinde kendisine mahsus zikretmiş olduğu isimleri ve sıfatları ile alakalı bir bölümdür.

Tevhidin bu bölümünde takip edilmesi gereken yol, Allah’ın yüce kitabı Kur’an’da ve Resulü’nün temiz sünneti seniyesinde bizzat kendisini isimlendirdiği isimlerle isimlemek, fasıflandırdığı sıfatlarla da vasıflamaktır.

Başka bir ifadeyle ; Yüce Rabbimizin - bu konuda - kendisi hakkında isbat ettiği şeyleri kabul etmek nefyettiği şeyleri de reddetmektir…

Değerli kardeşlerim ! Unutmayınız ki bu ümmetin selefi ve önde gelen güzide imamları, O’nu başka şeye benzetmekten kaçınarak, tahrif ve ta’tile sapmadan Allah’ın kendisi için isbat ettiği isim ve sıfatları olduğu gibi kabul etmişler, kendisi hakkında nefyettiği şeyleri de inkara sapmadan reddetmiş-lerdir.

Çünkü yüce Allah kendisinin gereği gibi tanınmasını emretmiş, - ki bu ancak isim ve sıfatlarını bilmekle olur - İsim ve sıfatları hakkında eğriliğe sapanları da kınayarak şöyle buyurmuştur :

وَلِلّهِ الأَسْمَاء الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُواْ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَآئِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُو

“ En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na onlarla dua edin ve O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. ”

A’RAF : 180.AY.

وَ مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“ Onlar Allah’ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer tamamen O’nun avucu içindedir. Göklerde sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir. ”

ZÜMER : 67.AY.

Görüldüğü gibi burada, Allah’ı gereği gibi tanıyamama, O’nun kadrini kıymetini bilememe, Allah’a ortak koşanların vasfı olduğu anlatıldığı gibi, Allah’ın isim ve sıfatları hakkında ilhad’a - yani eğriliğe - sapanlar da kınanmış ve bunun cezasını çekecekleri bildirilmiştir.

Ey Müslüman ! Unutmaki Tevhid ehli kimselerin yolu, isim ve sıfatları olduğu gibi kabul etmek, bu konularda yaratılmışlara benzerliği ise reddetmektedir.. Bu tavır ; teşbihi bulunmayan bir isbat ve ta’tili bulunmayan bir tenzihtir. Yüce Allah’ın kerim kitabında buyurduğu gibi ;

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“……O’nun mislisi gibi hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”

ŞURA : 11.AY.

“ O’na benzer hiçbir şey yoktur ” sözünde teşbih ve benzerliği reddetme, ” O işitendir, görendir ” sözünde ise ilhad ve ta’tili reddetme vardır.

Bu konuda söylenmesi gereken en güzel söz şudur : “…. Allah’ın İsim ve Sıfatları hakkındaki söylenmesi gereken söz, Zatı hakkındaki söylenmesi gereken söz’ün fer’idir “

Yani, Allah’u Teala’nın mukaddes zatı nasıl diğer varlıkların zatlarına benzemiyor ise, O’nun isim ve sıfatları da diğer varlıkların isim ve sıfatlarına benzemez.

ALLAH’U AZZE VE CELLE’NİN BAZI SIFATLARI


Allah’ın hayat sıfatı :

“ Allah ki O’ndan başka ilah yoktur, daima diri ve yaratıklarını koruyup yöneticidir……… “

ALİ İMRAN : 2

Allah’ın nefis sıfatı :

“ Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem. Çünkü gaybı bilen yalnız Sensin. “

MAİDE : 116

“ Seni kendi nefsim için seçtim. “

TAHA : 41

Allah’ın vecih ( yüz ) sıfatı :

“ Yalnız Rabb’inin celal ve ikranı sahibi yüzü baki kalacaktır. “

RAHMAN : 27

Allah’ın irade sıfatı :

“ O’nun işi, bir şeyin olmasını istedimi ona sadece “ ol “ der, o da hemen oluverir. “

YASİN : 82

Allah’ın ayn ( göz ) sıfatı :

“ Ey Musa gözümün önümde büyüyesin diye senin üzerine benden sevgi koydum............. “

TAHA : 38

“ Daveti reddedilmiş olan Nuh’a bir mükafat olmak üzere verdiğimiz gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu. “

KAMER : 14

“ Rabb’inin hükmüne sabret, çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kaiktığın zamanda Rabb’ini övgüyle an. ve yerin gaybı Onundur. 0 ne güzel görendir. “

KEHF : 26

Allah’ın kelam ( konuşma ) sıfatı :

“ ….. Allah Musa ile konuşmuştu. “

NİSA : 196

“ Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelince, Rabbi onunla konuştu ……. “

A’RAF : 143

Allah’ın semi ( işitme ) sıfatı :

“ Ona benzer hiçbir şey yoktur. 0 işitendir görendir. “

ŞURA : 11

“ Doğrusu Allah işiticidir...... “

HACC : 61

“ Allah fakir, biz ise zenginiz,diyenlerin sözlerini and olsun ki Allah işitti…….“

ALİ İMRAN : 181

Allah’ın Hubb ( sevme ) sıfatı :

“ …. O onları sever, onlar da O Allah’ı severler…… “

MAİDE : 54

Allah’ın yed ( el ) sıfatı :

“ Rabb’in ona dedi ki : “ Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir. Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldu ? “

SA’D : 75

“ Yahudiler : “ Allah’ın eli bağlıdır “ dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır Allah’ın iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. “

MAİDE : 64

Allah’ın kadem ( ayak ) sıfatı :

“ …Fakat cehennem dolmak bilmez. Nihayet Allah ayağını onun üze-rine kor, o da yetişir, yetişir der. İşte o zaman cehennem dolar ve bazısı bazısına büzülür…“

Buhari : 4849 – 4785 - Müslim : 2846 / 35-36-37-38
Allah’ın meci ( geliş ) sıfatı :

“ Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar ? “

BAKARA : 210

“ İman etmek için meleklerin gelmesini, ya da Rabb’inin gelmesini, ya da Rabb’inin bazı Ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar ? ………“

EN’AM : 158

“ Hayır, yer tümüyle parça parça olduğu ve meleklerin saf saf dizilip Rabb’in geldiği zaman ; o gün cehennem getirilir ve insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası olur ki “

FECR : 21 – 22 – 23

Allah’ın nuzul ( iniş ) sıfatı :

“ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : Gecenin son üçte biri kaldığı zaman Rabbimiz tebareke ve teala, her gece dünya semasına iner ve : Kim bana dua ederse onun duasına icabet ederim... Benden kim bir hacetini isterse onun hacetini veririm... Benden kim mağfiret dilerse onu mağfiret ederim, buyurur. “

Buhari : 1145 –Ter :1094 - Müslim : 758 / 168 - Malik : 1 / 214 - Ahmed : 2 / 487 - Ebu Davud : 1315 – İbn Ebi Asım : 492 - es-Sünne - Beyhaki : 3 / 2 - Nesei : 480 - Amelil-Yevm - İbni Mace : 1366 - Tirmizi : 446 - İbni Hibban : 920

Allah’ın arşı istiva ( yani oraya oturma, kurulma, yerleşme ) sıfatı :

“ Rahman arşa istiva etti. “

Taha : 5 – A’raf : 54 – Yunus : 3 - Ra’d : 2 – Furkan : 59 – Secde : 4 – Hadid : 4


{ … Ebu Hureyre r.a dan. şöyle dedi : Nebiyyu s.a.v şöyle dedi : Allah'u Azze ve Celle mahlukâtı yarattıktan sonra, yanında bulunan kitaba şöyle yazdı : rahmetim gadabımı geçmiştir. Bu kitap arşın üstünde Allah’ın yanındadır. }

Buhari : 6.c.2985.s - 16.c.7425 - 7426.s - Ahmed : 2 / 258

{ … Ebu Zerr r.a dan, şöyle dedi : Bir gün tam güneşin batacağı esnada Resulullah s.a.v ile beraber mescid'de bulunuyordum. Bana hitaben : Biliyormusun bu güneş nereye gidiyor, Ya Eba Zerr, dedi : Ben : Allah ve Resulü en iyi bilendir Ya Rasulallah, dedim : Devam ederek dedi ki : Muhakkak ki o Arşın altında Rabbisinin önünde secde etmeye gidiyor. }

Buhari : 4802 – Müslim : 1.C.159.N – İbnu Mende : 1012 – Ahmed : 5 / 152

İSİM İLE MÜSEMMA FARKI

Bu konuda meseleyi anlamaktan aciz kalan kimselerin içerisine düştüğü hataların en büyüğü, Allah ile kulları arasındaki isim benzerliğinin, müsemmada da benzerlik kabul edileceğinden dolayı bazı sıfatları kabule yanaşmamalarıdır. Böylece yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmuşlardır.

Yani ; “ eğer zikredilen bu sıfatları Allah için var sayarsak, O’nu mahlukata benzetmiş oluruz ” mantığından hareketle, Allah için isbat edilmiş bir çok sıfatı ya inkar yada te’vil etmişlerdir.

Halbu ki “ isimlerdeki müştereklik, müsemmadaki müşterekliği gerektirmez ”

Biz Allah’u Azze ve Celle’nin “ ALİM ” sıfatını kabul ettiğimiz gibi kullarından da alim olanların varlığını kabul ediyoruz.

Çünkü Rabbimiz bu sıfatı kendisi için zikrettiği gibi, kulları için de zikreder.

وهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ “ “ O, her şeyi bilendir “

EN’AM : 101

ayetiyle kendi “ ALİM ” sıfatını zikretmiş…

“….. Biz onu alim bir erkek evlatla müjdeledik ”

ZARİYAT : 28.AY.

Ayetiyle de kullarının da “ ALİM ” sıfatı olduğunu zikretmiştir.

Ama hiç şüphe yok ki, Allah’u Teala’nın Alimliği ile İbrahim peygambere müjdelenen İshak a.s.’ın alim’liği bir değildir. Allah’u Azze ve Celle’nin ilmi bütün noksanlıklardan münezzeh bir ilim, İshak’ın ilmi ise bir çok noksanlıklarla dolu olan bir ilimdir.

Ve yine, Allah’u Teala’nın şevkat ve merhamet sıfatının olduğuna inandığımız gibi, kullarının da şevkat ve merhamet sıfatının olduğunu kabul ederiz. Rabbimiz yine :

إِنَّهُ بِهِمْ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ ………………………. “

“ ……… O, onlara karşı çok şevkatli, çok merhametlidir. ”

TEVBE : 117.AY.
Ayetiyle kendi şevkat ve merhamet sıfatını zikretmiştir.

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

“ Andolsunki, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğra-manız ona ağır gelir ; size düşkün, mü’minlere karşı şevkatli ve merha-metlidir. ”

TEVBE : 128.AY.

Ayetiyle de, kullarının şevkat ve merhamet sıfatlarının olduğunu zikretmiştir.

Şimdi burada da elbetteki şuurlu ve basiretli bir inananın anlaması gereken ; Yüce yaratıcının şevkat ve merhametiyle, O’nun kullarının şevkat ve merhametinin aynı olmadığıdır.

Allah resulü s.a.v’in bir hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi :

“ Allah’u teala rahmetini yüz parçaya böldü ve doksan dokuzsunu yanında tutup, bir parçasının yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça sebebiyle bütün yaratıklar birbirine merhamet ederler…….”

Buhari : 13.C.5997.S

Bu açık delil gösteriyor ki, Allah’ın sıfatları ile kullarının sıfatları birbirinden çok farklıdır. Müşterek olan, sadece isimlerdir.

Rabbimiz yine kerim kitabında kendi nefsini işitir ve görür sıfatlarıyla vasıflandırmıştır :

إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

“……… Şüphesiz ki Allah, işitendir. Görendir ”

LOKMAN : 28.AY.

Bununla beraber, kullarının da işitir ve görür olduklarını zikreder :

“ Biz insanı, halden hale geçirdiğimiz karışık bir nutfeden yarattık ve onu şitici ve görücü yaptık ”

İNSAN : 2
Allah’u Teala kendi nefsini “ HAYAT ” sıfatıyla vasıflandırarak ;

“ Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur, daima diri ve kendi zatıyla her şeyi ayakta tutandır ”

ALİ İMRAN : 2

buyurmuş ve kulları hakkında da :

“ Her hayat sahibi şeyi sudan yarattık ….”

ENBİYA : 30.AY.

buyurarak, onların da “ HAYAT ” sahibi olduklarını bildirmiştir.

Rabbimiz yine ; “ إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ “

“ Şüphesiz ki Rabbin daima gözetleme yerindedir ”

FECR : 14.AY.

ifadesiyle kendisinin bir yerde olduğunu zikretmiş ve bu yerin de neresi olduğunu belirtmek için ;

الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَ

“ Rahman - olan Allah - Arş’a istiva etmiştir.”

TAHA : 5.AY.

ayetiyle Arşının üzerinde olduğunu açıklamıştır.

Dolayısıyla Allah’u Teala, kendisinin istiva sıfatını zikretmiş ve bunun yanı sıra mahlukatı için de :

وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ ……….”

“ …… gemi cudi üzerine oturdu …”

HUD : 44.AY.

“ ……………… لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِهِ

“ …. Hayvanlar yarattı ki Sırtlarına oturasınız diye ……… ”

ZUHRUF : 12 - 13.AY.


ifadeleri ile onlarında istiva sıfatlarının olduğunu bildirmiştir.

Hulasa, Rabbimizin - burada zikretmediğimiz - daha bir çok isim ve sıfatları var ki, bunlar kendisi için isbat edildiği gibi, kulları içinde zikredilmiştir.

Ama biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bu benzerlik sadece ve sadece isim yönüyledir, müsemma yönüyle değildir. Çünkü müsemma yönüyle kulların sıfatları, Allah’ın sıfatlarından çok çok başkadır.

Daha doğrusu, Allah’u Teala’nın sıfatlarının eşi ve benzeri olmadığı gibi, bütün kusur ve noksanlıklardan da beridir. Ama kulların ki öyle değildir.

Öyleyse isim ve sıfatlar konusunda en son söylenmesi gereken söz ;

“ Eğer bir kul bu konuda tevhidin gerçekleştirilmesi isteniyor ise, Şanı yüce Rabbimizin gerek Kur’an’da ve gerekse sahih Sünnet’te zikredilen isim ve sıfatlarının olduğuna iman edip, onları tahrif’ten, te’vilden, ta’til’den, teşbih’ten, tekyif’ten ve temsil’den uzak bir anlayışla kabul etmesi gerekir “

taki, bu konuda Allah’ın üzerindeki hakkını yerine getirebilsin.

BU KONUDA ZİKREDİLEN KELİMELERİN MANASI

TE’VİL : Sözü çevirme, söze ayrı mana vermeye kalkışma, yorumlama ve Ayet’i zahiri manasından çıkarma.
TEŞBİH : Benzetmek,benzetilmek, bir vasıfta saymak.
TAHRİF : Harflerin yerini değiştirmek, bozmak, ibarenin manasını değiştirmek, başka tarafa meylettirmek.
TA’TİL : Bir şeyin veya kavramın içerisini boşaltmak ve terk etmek demektir.
TEKYİF : Keyfiyetini belirtmek, niteliğini ve niceliğini anlatmak.
İSTİVA : Oturma, yerleşme, kurulma, karar kılma.
İLHAD : Eğilme, eğriliğe sapma.
İSBAT : Olumlu, anlatılanı olduğu gibi kabul etme.
NEFY : Olumsuz, reddetmek, kabul etmemek.
MÜSEMMA : İsimlendirilen şey.
TEMSİL : Bir şeye örnek.

TACUDDİN EL BAYBURDİ
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 16-07-2014, Saat:03:53 PM, Düzenleyen: eşşafii.
Uzman
RE: İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
[font=Times New Roman]وَفِي الْجُمْلَةِ يَجِبُ أَنْ يُعْلَمَ أَنَّ اسْتِوَاءَ اللَّهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى لَيْسَ بِاسْتِوَاءِ اعْتِدَالٍ عَنِ اعْوِجَاجٍ وَلَا اسْتِقْرَارٍ فِي مَكَانٍ، وَلَا مُمَّاسَّةٍ لِشَيْءٍ مِنْ خَلْقِهِ

İmam Beyhakî anlatıyor: Bu cümlede (İstiva konusunda) şu hususun bilinmesi gerekir.

Yüce Allah'ın istiva etmesi , eğrilikten i'tidal (keyfiyyyet ve kemmiyet) manasında değildir.Bir mekana İstikrar (oturma,yerleşme) manasında da değildir.Yarattıklarından birine değme manasında da değildir.


لَكِنَّهُ مُسْتَوٍ عَلَى عَرْشِهِ كَمَا أَخْبَرَ بِلَا كَيْفٍ بِلَا أَيْنَ، بَائِنٌ مِنْ جَمِيعِ خَلْقِهِ

Fakat Yüce Allah , Nerde (demeksizin) ve Keyfiyyet olmaksızın haber verdiği gibi Arşına istiva etmiştir.Tüm yarattıklarından ayrıdır.[
/font]
Bunu ilk beğenen sen ol.
-İKRA-
RE: İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
Eşşafii kardeşim aslında çok farklı düşünmüyoruz, paylaştığın yazı da diyor ki Allah ile kulları arasındaki sıfatların benzerliği isim yönüyledir, müsemma yönüyle değildir.Buna itiraz edilir mi? Yalnız manevi sıfatların(şefkat, sevmek, gazaplanmak gibi) tahayyül edilmesi yani zihinde canlandırılması zordur, o yüzden Allah'ın şefkatinin insanlarınkinden çok başka olduğunu kabul etmek insan aklına, vicdanına uygun düşer.Ancak siz Allah'ın arşa istivasını oraya oturma, kurulma gibi cümlelerle anlatırsanız, her ne kadar insanın oturmasına benzemez deseniz de insan aklı bu fiilleri hayal edebildiği için haşa Allah'ı insan gibi bir yere kuruluyor, diye düşünebilir yani sakıncalı bir tahayyül oluşur.
O heryerde hazır ve nazır olarak düşünmenin ne sakıncası var, zamanımızda insanların imani sorunları varken bize kapalı, tam anlayamayacağımız bu konuları irdelemenin bize faydası ne?
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
Allahın gücü,kudreti,hakimiyeti heryerdedir demek daha doğrudur.

Bu gibi ayet ve hadislere iman ederek ve Allahı eksiliklerden uzak tutarak manasını Allaha havale etmek en evla olanıdır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
İstiva Malum bilinen bir şeydir Ama Keyfiyeti Meçhuldur bizce bilinmez.

Malum olan kısma gelirsek..?

el-İstivâ kelimesi, ‘alâ edatıyla kayıtlı olarak geldiği zaman Arab lügatında bunun anlamı, bir şeyin üzerine yükselmek ve yerleşmek demektir. Allah c.c şu ayetinde olduğu gibi:

﴿ وَالَّذِي خَلَقَ اْلأَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ الْفُلْكِ وَاْلأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ. لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ. ﴾

“Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar vâretmiştir ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine (istivâ edince) yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak: ‘Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik’ diyesiniz.” (Zuhruf, 43/12-13)

Burada el-İstivâ kelimesi sırtlarına çıkmak ve yerleşmek anlamındadır. Yine Nûh a’ın gemisi hakkında da Allah şöyle buyurmuştur:

﴿ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ... ﴾

‘Ve gemi Cûdî üzerine (istivâ etmişti) oturmuştu…’ (Hûd, 11/44)

Yani Cûdî Dağı üzerine yerleşti. Yine Allah şöyle buyurmuştur:

﴿ فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلْ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنْ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ.﴾

‘Sen ve seninle beraber olanlar gemiye (istivâ edince) yerleşince de bizi zâlim kimselerden kurtaran Allah'a hamd olsun de.’ (Muminun, 23/28)

‘Falan bir yerin yüzeyine istivâ etti’ denildiği zaman kastedilen; o kimsenin o yüzey üzerine çıkması ve yerleşmesidir.

Arş ise lügatte: Kralın tahtı demektir. Nitekim Allah I Belkıs hakkında şöyle buyurmuştur:
﴿ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ. ﴾

‘Onun, bir de büyük arşı var.’ (Neml, 27/23)

Bkz. Lügat imamı Ebû Muhammed İbn Kuteybe’nin (v. 276). Te’vilu Muhtelefi’l-Hadis, (sy. 182). Lügat imamı İsmail b. Hammad el-Cevherî, (v. 393) es-Sıhah, (s-v-y) ve (‘arş) maddeleri. Arab dilinde İmam Ebû’l-‘Abbâs Sa‘leb’den (v. 291) naklen: el-Lalekâ’î, Şerhu İtikâdi Ehli’s-Sunne ve’l-Cema‘a, (668); Hâfız İbn Kayyım, es-Muhtasaru’s-Savâ’iki’l-Mursele, (sy. 360-368); el-Feyyumî, el-Misbahu’l-Munir, (s-v-y maddesi) ve Fethu Rabbi’l-Beriyye, (4/35-45). Ayrıca sonraki iki dipnota da bakınız.

Allah c.c ‘arşı üzerine istivâsının anlamı:

1- O’nun üzerine yükselmesidir

Buhârî, Sahîh’inde Tevhîd Kitabı, ‘Arşı su üzerinde idi’ babında muallâk olarak büyük tabî‘în Mucahid b. Cebr’in: ‘el-İstivâ: ‘Arş üzerine yükselmedir’ sözünü rivayet etmiştir. Bunu el-Firyabî mevsul olarak rivayet etmiştir. Elbânî, Muhtasaru’l-‘Uluv, (sy. 101)’de isnadının sahih olduğunu belirtmiştir. Hafız Ebû Ömer et-Talemenkî el-Mâlikî, (doğumu 339) şöyle demiştir:

“Ebû Ubeyde Ma‘mer b. el-Musennâ dedi ki: ‘el-İstevâ: yükseldi demektir. Araplar: ‘Atın üzerine istiva ettim’ derken: ‘onun üzerine çıktım’ anlamında söylerler.”

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/525). Darekutnî, Lugat İmamı Ebû’l-Abbâs Sa‘leb’den (v. 291), Allah I’nın: ‘Rahman arş üzerine istiva etti’ ayeti hakkında: ‘Arş üzerine yükseldi demektir’ dediğini rivayet etmiştir. Bkz. el-Lalekâ‘î, Şerhu İtikadi Ehli’s-Sunne, (668).

Lalekâ’î, Şerhu İtikadi Ehli’s-Sunne, (662) adlı eserinde, Selef imamlarından biri olan Bişr b. Ömer’den (v. 207) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Birçok müfessirlerin şöyle dediklerini işittim: ‘Rahman ‘arş üzerine istiva etti, yani yükseldi.’

İsnadı sahihtir. Buhârî yine aynı yerde muallâk olarak Büyük Tabî‘în Ebû’l-‘Aliye er-Riyahî’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

‘Sonra ‘arş üzerine istivâ etti ayetinde istivâ ile kastedilen yükselmektir.’

İbn Ebî Hatim bunu Tefsîr’inde Yunus suresi ve Ra‘d suresi tefsirinde mevsul olarak hasen bir isnad ile rivayet etmiştir.

2- Yerleşmesidir.


Hafız Ebû Ömer et-Talemenkî el-Malikî der ki:
“Abdullah b. el-Mubarek ve ona tabi olan birçok ilim ehli dediler ki: ‘Arş üzerine istivânın anlamı: Yerleşmektir.’”

Bkz. Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/519).

Lügat İmamı Ebû Muhammed b. Kuteybe, Te’vilu’l-Muhtelefi’l-Hadis, (sy. 182)’de şöyle der:

“Rahman ‘arş üzerine istiva etti; yani yerleşti demektir. Nitekim Allah I: ‘Sen ve beraberindekiler istivâ ettiğinde’ buyurmuştur. Burada da istivâ yerleşmek demektir.”

İmam Hafız Ebû Ömer b. Abdilberr el-Mâlikî el-Endulusî (doğumu 368), et-Temhîd adlı eserinde (7/131) nüzul hadisini şerh ederken, Allah I’nın ‘arş üzerine istiva ettiğine dair ayetleri zikrettikten sonra şöyle der:

“Burada istiva kelimesi ile mecaz kastedildiğini iddia etmelerine ve istivâ kelimesini istevlâ şeklinde te’vil etmelerine gelince, böyle bir anlamı yoktur. Zira bu, lugatin zahir anlamı değildir. İstilânın lügatte anlamı mugalebedir. Allah’a hiçbir şey galebe çalamaz ve kimse O’ndan yüksek olamaz. O Vahid ve Samed’dir. Kelamın hakkı, hakikati üzere hamledilmesidir. Meğerki ümmet bunun mecaz olduğu üzerinde ittifak etmiş olsun. O halde rabbimizden bize indirilene ancak bu şekilde tabi olmaktan başka yol yoktur. Muhakkak ki Allah I kelamını en meşhur ve en açık şekilde indirmiştir. Bu şekilde teslim olmak gerekir. Şayet mecaz iddiası kabul edilecek olsa her iddiaya yollar açılır. İbarelerde mecaz sabit olmamıştır. Allah I, Araplara ancak anlayabilecekleri şekilden başkasıyla hitap etmekten yücedir. İşitenlere göre sahih olan anlamı esastır. İstivâ lügat olarak ve mefhum olarak malumdur, bilinmektedir. Bir şeyin üzerine yükselmek ve yerleşmek anlamındadır.”

Yükselmesi ve yerleşmesi hakikidir, celaline layık şekildedir.

Bu istivâ, mahlûkların istivâsına benzetilemez.


Şeyhulislâm İbn Teymiyye, Mecmu‘u’l-Fetavâ, (5/199)’da dedi ki:

“Allah c.c’nun arş üzerine istivâsı hakikidir. Kulun gemi üzerine istivâsı hakikidir. Yaratıcının istivâsı ise mahlûkların istivâsına benzemez. Zira Allah c.chiçbir şeye muhtaç değildir. Bilakis o her şeyden mustağnidir. Allah c.c ‘arşı taşır ve kudretiyle onu taşıtır. Göklerle yeri kaymaması için tutar. İmamların: ‘Muhakkak ki Allah ‘arşına hakiki olarak istivâ etmiştir’ sözünün, O’nun istivâsının kulun gemiye ve bineklere istivâsı gibi olmasını gerektireceğini zannederse, o kimse, imamların: ‘Muhakkak ki Allah’ın ilmi hakikidir. Görmesi hakikidir, konuşması hakikidir’ sözüyle ilzam edilir. Zira O’nun ilminin, işitmesinin, görmesinin ve kelamının hakiki olması, mahlûkların ilmi, işitmesi, görmesi ve kelamı gibi olmasını gerektirmemektedir.”

Allah c.c’nın arşı üzerine istivâsı, Kitâb, Sünnet ve Selefin icmasının delalet ettiği fiili sıfatlarındandır.

Kur’ân-ı Kerîm’den delili Allah I’nın şu ayetleridir:
﴿ إِنَّ رَبَّكُمْ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ. ﴾

‘Rabbınız, şüphesiz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da ‘Arş üzerinde istivâ edendir.’ (A‘râf, 7/54)
﴿ الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى. ﴾

‘Rahmân ‘arş üzerine istivâ etmiş (yerleşmiş)tir.’ (Tâhâ, 20/5)

Allah Azze ve Celle,nin Arş,ı Yedi Kat Semanın Üzerindedir Allah,da Arşı,nın Üzerindedir ve bizim yapmış olduğumuz amelleri ta oradan bilir bunun delillerinden bir kaç tanesini zikredelim

Â’işe radıyallahu anhuma Osman radıyallahu anhuma hakkında şöyle demiştir

‘Allah ‘arşı üzerinden bilmektedir ki ben onun öldürülmesini istemedim.’

Bunu Darimî, er-Reddu ‘alâ’l-Cehmiyye, (sy. 275)’te sahih isnad ile rivayet etmiştir.

Katâde b. Nu‘mân t’nun Nebî sallallahu aleyhi ve sellem,den şu rivayetidir:

Allah c.c yaratma işini bitirince ‘arşı üzerine istiva etti.’Bunu el-Hallal, es-Sunne’de rivayet etmiştir.

Ebû Rezin el-Ukaylî’nin merfu olarak rivayetidir. Bu rivayette şöyle buyrulmuştur:

‘…Sonra ‘arşı yarattı. Sonra da Allah I ‘arşın üzerine istivâ etti.’

Bunu Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfat’ta (846) ve Zehebî, el-‘Uluv’da (13) rivayet ettiler.

İbn Mes‘ûd , İbn Abbâs ve sahâbe ’dan bir topluluğun şu sözleridir:

Allah istediğini yarattıktan sonra arş üzerine istiva etmiştir.’İbn Huzeyme, Kitâbu’t-Tevhîd, (2/886-888)

Cubeyr b. Mut‘im radıyallahu anhumadan rivayet ettiği hadiste, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Rabbi hakkında şöyle buyurduğu geçmiştir:

( إِنَّ اللَّهَ فَوْقَ عَرْشِهِ وَعَرْشُهُ فَوْقَ سَمَاوَاتِهِ. )

‘Muhakkak ki Allah, ‘arşının üzerindedir. ‘Arşı da göklerin üzerindedir.’İbn Huzeyme, Tevhîd, (147);
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
Sen malum kısmını değil meçhul kısmını irdeleyorsun.Allahın nasıl istiva ettiğini açıklamaya çalışıyorsun.

Bu Müşebbiheliktir,Sapıklıktır.Seni mubtedi' görüyorum.Tıpkı İmam Malikin dediği gibi..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 19-07-2014, Saat:04:25 PM, Düzenleyen: Ahmed1.
Profesör
RE: İ S İ M V E S I F A T L A R T E V H İ D İ
Allahın arşı var yok, istiva etti, nasıl etti sizene yaw?
Kul kendi işine baksın; kulluğunu yapsın...
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.