Hazret-i Ömer’in (r.a.) halifeliği zamanında Sâriye bin Zenîm (r.a.) kumandasındaki İslâm ordusu bir ovada İranlılar ile harbe tutuştu. İranlılar dört bir taraftan İslâm ordusunu kuşatmak üzereydi (M. 644).
İşte o zaman Hazret-i Ömer (r.a.), Medîne-i Münevvere’de Cuma günü minber üzerinde hutbe okuyordu. Allâhü Teâlâ, lutfünün kemâlinden ve İslâm askerine re’fetinden, Hazret-i Ömer’in mübârek gözünden perdeyi kaldırdı, bir aylık mesafeden ordunun hâlini gösterdi. Hutbede yüksek sesle, üç kere:
“Yâ Sâriye! el-cebel, el-cebel” diye seslendi ki: “Ey Sâriye! dağa, dağa” demektir.
Allahü Teâlâ, kudreti ile Hazret-i Ömer’in sesini, Sâriye Hazretleri’ne işittirdi. Ve Sâriye ve arkadaşları arka taraflarındaki dağa çekildiler. Düşmanı karşısına alan İslam ordusu gâlib ve muzaffer olmuştur.
Hazret-i Ömer’in minberde “Ey Sâriye dağa” demesi cemaatin acâibine gitmişti. Ashâb-ı Kirâm’dan bazıları, Hz. Ali kerremallâhu vechehû hazretlerine gelip:
“Emîru’l-mü’minîn hutbe esnasında neden “Ey Sâriye! Dağa” diye nida etti?” dediklerinde Hazret-i Ali:
“Emîru’l-mü’minîn manasız söz söylemez. Bir aslı olması gerekir. Bugünü kaydediniz. Bakalım ne olacak” demiştir.
Sâriye (r.a.) tarafından fetihnâme ile gelen müjdeciden soruldu. Müjdeci, o gün harp meydanında iken Hazret-i Ömer’in sesini işiterek geri çekilip dağa dayandıklarını ve bu şekilde zafer kazandıklarını beyan etmiştir.
Sonra Hazret-i Sâriye (r.a.), İslâm askeri ile muzaffer olarak ganîmetler ile döndü.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.